Anasayfa / Etkinlikler / Yazarlar / Referandumun suskunları: Kapısı kapalılar, tercih saklayanlar

12 Şubat

Referandumun suskunları: Kapısı kapalılar, tercih saklayanlar

OHÂL koşullarının yaşandığı günlerde kamuoyunun gerçek tercihlerini yansıtan araştırmalar yapabilmek ayrı bir meslekî maharet istiyor

 
Başkanlık referandumunun tarihi belli oldu: Türkiye, 16 Nisan 2017’de sandık başına gidiyor. İlk kez, tüm ülkenin Olağanüstü Hâl koşulları altında sandığa gitmesi söz konusu olacak.

Bu durum referandum sonuçlarını nasıl etkileyecek? Genel kanaat, OHÂL’in iktidar partisi için, kampanya sürecini dilediği gibi yönlendirmesi için bir avantaj teşkil ettiği yönünde...

Ancak, bir de madalyonun öteki yüzü var. OHÂL, aslında referandum tahminlerinin önüne çekilmiş bir perde gibi... Ve şu an, referandumda ısrarcı iktidar partisi de dahil olmak üzere, aslında kimsenin sonuçları öngörebilmesine imkân yok.

Kamuoyu araştırmacılarının çifte dezavantajı

Güvenilirliği ve geçerliliği (“reliability” ve “validity”oranları yüksek) kamuoyu araştırması yapan bir avuç kurum var Türkiye’de. Onlar da, hem dünya genelinde, kamuoyu araştırmalarını Brexit, Kolombiya Barış referandumu, Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi gibi örneklerde 2016 boyunca ardarda yinelenen “kamuoyu araştırmalarının yanılması sendromu” ile mücadele etmek zorundalar. Hem de, Türkiye’ye özel bir başka sendromla; “OHÂL sendromu” ile...

Gerek “küresel yanılma sendromu”, gerekse de “OHÂL sendromunda” iki temel tuzak söz konusu: seçmenlerin tercihlerini gizlemesi ve/veya sandığa gidip gitmeyeceklerinin müphemliği, Türkiye’deki referandum sonuçlarını da iyice öngörülmez yapıyor.

“OHÂL sendromu” Türkiye’de, kamuoyu araştırması yapan kurumların anketörlerinin soruların hiçbirine yanıt vermek isteyen; yani kamuoyu araştırmalarına tamamen kapısı kapalı olanlar bir çoğunluk oluşturmuş durumda.

Hiçbir biçimde, “rengini” belli etmeyenlerin, örneklemlerde kaymaya yol açması muhtemel. Örneklem deyince, Türkiye toplumunu temsil edecek şekilde anketler için seçilmiş örnek nüfustan bahsediyoruz. Kamuoyu araştırmalarında ve her türlü araştırmada, görüştüğünüz kişi sayısından çok, görüşülenlerin nabzını ölçmeyi hedeflediğiniz kitleyi temsil etmesi önemli neticede. O nedenle de, örneğin, internet üzerinden yapılan anketlerin, Türkiye toplumunu temsil etmek açısından bir bilimsel geçerliliği yok.

Kimlerin kapısı kapalı?

Gelelim, bir dip dalgasını temsil ediyor olabilecek, “kapısı kapalılara”; kamuoyu araştırmalarına yanıt vermek istemeyenler, hem OHÂL nedeniyle korku ve kaygıdan hem de politikanın Türkiye’de getirdiği aşırı kutuplaşmadan ötürü, bir “asab bozukluğundan uzak biçimde hayatta kalma taktiği” olarak apolitikleşmeden ötürü siyasi konulardan uzak duruyor veya bu izlenimi vermek istiyor olabilirler. Benzer şekilde, toplumun çeşitli kesimlerinde (örneğin kaybedecek şeyi daha fazla olan yüksek gelir grupları veya kendini baskı altında hisseden toplumsal kesimler vs gibi), kapıyı hiç kamuoyu araştırması anketörlerine hiç açmayarak rengini belli etmeme, bir savunma taktiği olabilir. 

“Hayırcıların” kapısı kapalıysa?

Kapısı kamuoyu araştırmacılarına kapalı olanların, gerçekteki eğilimi ne olabilir peki? Bu insanlar ya apolitikleşmeyi seçerek sandığa gitmeyecektir veya “Hayır” demeye daha yatkın olabilirler. Zira, “Evet” diyenlerin üzerinde sosyal ve siyasi bir baskı yok. Tersine, “Hayır” diyenlerin üzerindeyse böyle bir baskı var. 

İşte, Türkiye’de böyle kaygan bir zeminde referanduma gidiliyor: seçmen ile sandığı birleştiren perde kapandığında, sonuç sürpriz olabilir... Bu açıdan, bana kalırsa son kertede, tercihlerini gizleyen ve/veya sandığa gitmeyen seçmenler de, başkanlık referandumunun asıl belirleyicisi olacaklar gibi gözüküyor.

Sonuçta, Olağanüstü Hâl koşullarının yaşandığı günlerde kamuoyunun gerçek tercihlerini yansıtan araştırmalar yapabilmek, ayrı bir meslekî maharet istiyor. Profesyonel ustalık, yani verilerin sadece veriler olarak kâğıt üzerinde kalması ötesinde, kamuoyu araştırmacılarının, çapraz birçok karşılaştırma ile verilere anlam vermesini gerektiriyor.

Ve de bu nedenle, seçmenlerin şu kadar yüzde “Evet” diyor ve bu kadarı da “Hayır” verilerinin, bence çıplak olarak, tek başlarına kesin anlamları ve güvenilirlikleri yok. Zaten, çok yakın oy oranlarının söz konusu olduğu seçimlerde, her ne “sağlama” yöntemi kullanılırsa kullanılsın, tahmin yapmak iyice güçleşiyor.

Son kertede, fizikçi Niels Bohr’un meşhur sözünde dendiği gibi; “Tahmin yapmak güçtür... Özellikle de, gelecek ile ilgiliyse...”.

O nedenle, referandum sandığından ne çıkacağını, sandığı seçmenlerin önüne getirenler dahil, tahmin etmek de, 16 Nisan gecesine kadar mümkün değil.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design