Anasayfa / Etkinlikler / Yazarlar / Mühürsüz oyların geçersizliği üzerine

18 Nisan

Mühürsüz oyların geçersizliği üzerine

6 Şubat 2014 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı: ‘’Mühürsüz oy pusulası ve zarfla kullanılan oylar geçersiz sayılır.”


 
Cumhuriyet Halk Partisi Yüksek Seçim Kurulu’na sert bir tepki gösterdi ve oyların neredeyse yüzde 66’sına itiraz edeceğini açıkladı. Tarhan Erdem ve Meral Akşener’den sonra, 6 yıl seçim hâkimliği yapmış Yargıçlar Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Nuh Hüseyin Köse de, “YSK yasaya aykırı bir karar veremez. O yüzden karar yok hükmündedir,” diyerek mühürsüz oy pusulalarının ve zarfların kullanılarak verilen oyların geçersiz olması gerektiğini söyledi.
 
Oysa durum çok daha vahim. Tabii ki eğer mühürsüz oylar belli bir rakama ulaşıyorsa seçim sonuçları etkilenecek. Fakat konu sadece bundan ibaret değil. Hukuk devleti artık yıkılmış durumda. Sürece, kararlara ve sonuçta karşımıza çıkan, hukuk devletinin ilkelerini ve hukukun üstünlüğünü tamamen yok sayan bu uygulamaya bir bakalım.
 
Çuvaldan sandığa
 
Oy verilecek zarflar, oy pusulalarıyla ve tutanaklarla birlikte Sandık Kurulu’na “çuval” dediğimiz büyük torbalar içinde gelir. Bunların her birinin üzerinde İlçe Seçim Kurulu mührü ve YSK amblemi olması gerekiyor. Sandığa gelen her çuvalın içinde bir tutanak bulunur ve bu tutanakta, o çuvalın içinde kaç tane zarf, kaç tane oy pusulası olduğu yazar. Normal sayı, seçmen listesindeki isim kadar oy pusulası ve zarfıdır.  
 
Herhangi bir usulsüzlüğe mahal vermemek açısından, bu sayılara çok dikkat edilmelidir. Gelen fazladan zarfların üzerinde İlçe Seçim Kurulu mührü ve YSK amblemi, oy pusulalarının üzerinde de İlçe Seçim Kurulu mührü olması gerekir.
 
Seçmen, sandık kurulu tarafından kendisine verilen mühürlü oy pusulasına oyunu kullandıktan sonra, yine sandık kurulu tarafından kendisine verilen mühürlü zarfa koyar ve sandık kurulundaki listede kendi adının karşısına imza atarak oy verme işlemini tamamlar.
 
Referandumda oyların şeklî geçersizliği
 
Referandumda sandık başlarında, iki ayrı sorun ortaya çıktı.
 
İlk olarak, bazı sandıklarda çuvallardan içinden fazla sayıda (mühürlü ya da mühürsüz) oy pusulası ve zarf çıktı. Yani bir işe yaramayan (!) fazladan mühürlü ya da mühürsüz zarf, mühürlü ya da mühürsüz oy pusulası.
 
İkincisi, bazı sandıklara gelen seçmen sayısına denk gelmesi gerek oy pusulası ve/veya zarfın üzerinde İlçe Seçim Kurulu mührü bulunmuyordu.
 
Bazı çuvallardan, bu ekstra zarflar tutanağa yazılmamış, mühürlenmemiş olarak çıktı. Bazı çuvallardan yine mühürsüz, tutanağa işlenmemiş sayıda oy pusulası çıktı. Bazılarından çıkan zarfların ve oy pusulalarının her ikisi de mühürsüz. Zarf ve oy pusulalarının üzerinde bulunması gereken mührün, seçim günü kimsenin elinde olmadığını da söylemek gerek.
 
Seçim kanunu maddeleri
 
Öncelikle YSK’nın 298 numaralı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un maddelerine bir göz atalım. İlgili maddeler, 77, 98 ve 101. Sırayla gidelim:
 
Madde 77: Sandık kurulu, içinde oy pusulalarının ve zarfların olduğu çuvalı, İlçe Seçim Kurulu başkanından teslim alır. Maddeden alıntılıyorum, yine sandık kurulu, “ilçe seçim kurulu başkanlığını mührünü taşıyan özel zarfları” sayar ve kendi mührünü de basar. Böylece çift mühür ile, şeklî geçerlilik ilkesi gerçekleşmiş olur. Bu şekilde yaptığı tüm işlemlerin tutanağa geçirilmesi gereklidir.
 
Yani, mühürsüz gelen zarfların sayısının da tutanağa geçirilmesi gereklidir. Bunu ya İlçe Seçim Kurulu daha önceden yapmalı—ki ideali bu, ya da Sandık Kurulu seçim işlemine başlamadan önce bunu bildirmeli ve tutanağa geçirmelidir.
 
(Bu arada, bir konuyu açıklığa kavuşturmak gerek, bazı yerlerde “birleşik oy pusulası mı değil mi” konusuna rastladım. 77. Madde, birleşik oy pusulasının ne demek olduğunu tanımlıyor. “Katlanıp zamklı kenarı yapıştırılarak kapatılmak suretiyle zarf haline getirilen” oy pusulalarına, birleşik oy pusulası denir. Yani bunlarda, ayrıca zarfa gerek yoktur. İlçe Seçim Kurulu’ndan ayrıca zarf gönderildiği hâllerde, birleşik oy pusulasından söz edilmez.) 
 
Madde 98: 2010 tarihinde değiştirilmiş bu maddenin 4. fıkrası, şöyle söylüyor: “Üzerinde Seçim Kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan... zarflar geçersiz sayılır.”
 
Bu madde, herkesin “geçersiz oy” yorumunu dayandırdığı, seçim kanunu maddesi. Bu maddeyi, diğer maddelerle birlikte, YSK kararlarıyla ve anayasayla birlikte yorumlamak gerekir. Devam edelim.
 
Madde 101: Yine 2010’da değişikliğe uğramış bu madde, geçerli olmayan oy pusulalarını anlatıyor. Yüksek Seçim Kurulu filigranı bulunmayan, sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulaları geçersiz.
 
Sadece Seçim Kanunu’na baktığımızda, mühürsüz oy pusulaları ve zarflar geçersiz. 
 
Yüksek Seçim Kurulu kararları
 
Yüksek Seçim Kurulu, 1984, 1989, 1990, 1994 ve 2004 yıllarında bu konuyla ilgili karar almış. Bunların üzerinden geçelim:
 
01.04.1984 tarihli 272 numaralı karar: Mühürsüz oy pusulalarının, dışarıdan getirilmediği hâllerde geçerli sayılması.
 
8. 4. 1989 tarihli 350 numaralı karar: Söz konusu mühürsüz pusulanın dışardan getirildiği iddia edilirse, bu sandık kurulunun eğitime girmemiş olmasından kaynaklanıyordur ve oy verilmiş oy pusulası yine de geçerli olur.
 
31.08.1990 tarihli 283 numaralı karar: Oy zarflarının sandık kurulu mührü ile de mühürlenmesi gerekir. Fakat, “tüm zarflar sandık kurulunun ihmalinden dolayı  mühürlendirmeden kullanılmış ise, yalnız bu şekil noksanlığı tek başına oy iptaline neden olmaz.”
 
Şimdi bu karar pek açık değil. Mühürsüz zarfların geçerli olabilmesi için, bir sandıkta kullanılan “tüm” oyların mı mühürsüz zarflara kullandırılmış olması gerekiyor?

Kararın gerekçesinde bakın ne denmiş: “Mücerret zarfın çift mühürlü olmaması oyun iptalini gerektirmez.” Bu cümle, kararın asıl cümlesini genişletiyor. Şöyle: Zarfın üzerinde bulunması gereken çift mühürden biri sandık kurulunun oy verme işlemi süresince vurması gereken mühür, diğeri de ilçe seçim kurulunun seçim sürecinden çok önce vurmuş olması gereken mühür. Yani bu karar diyor ki sadece sandık kurulu mührü eksikliği değil, ilçe seçim kurulunun mührünün eksikliği de “şekil şartı noksanlığı nedeniyle geçersizlik sebebi yaratmaz.” İlçe Seçim Kurulu’nun mührünün olmaması geçersizlik şartı değildir.
 
Buraya bir ibare konmuş, onu da atlamayalım. Kararın gerekçesi şöyle diyor: “Öte yandan, sandık kurulunun ihmalinden doğan şekil noksanlıklarının tek başına oyun iptaline neden olamayacağı ve serbestçe oluşan seçmen iradesi ile belirlenen seçim sonuçlarını etkilemeyeceği...” Yani, diyorlar ki, “halk iradesi varken, şekil falan bunlar öyle çok da önemli değil.”
 
02.04.1994 tarihli 334 numaralı karar: Bu karar, öncekini bir nevî tekrar etmiş. Mühürsüz oyların dışarıdan getirildiği kanıtlanmadığı sürece, geçerli olacağını söylüyor. YSK’nın “mühürsüz oy pusulası ve zarfları” geçerli saymasının en büyük dayanağı bu kendi verdiği karar zaten.
 
03.04.2004 tarihli, 935 numaralı karar: Bu kararda yine seçmen iradesi etkilenmediği için, mühürsüzlük nedeniyle geçersiz sayılan 145 oyun geçerli sayılmasına karar vermiş.
 
Anayasa Mahkemesi kararı ve Anayasaya aykırılık
 
Bakalım, 6 Şubat 2014 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı ne diyor:
 
“Oylar, üzerinde ilçe seçim kurulu mührü bulunan ve oy verme sırasında sandık kurulu başkanı tarafından verilecek zarflara konulmak suretiyle kullanılır. Mühürsüz oy pusulası ve zarfla kullanılan oylar geçersiz sayılır.”
 
Dönelim Anayasa’nın ilk üç maddesine. Türkiye Cumhuriyeti, “bir hukuk devletidir.” Başlangıç ilkelerinde de, “hukuk düzeninin dışına çıkamayacağı” belirtiliyor.
 
Anayasanın 67. Maddesinde, seçme faaliyetinin ilkeleri belirlenmiş. 2001’deki değişik maddeye göre, “seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”
 
Sonuç?
 
Bu kadar kanun maddesi ve karar içinde kaybolmak mümkün. Şimdi, bu maddeler ışığında biraz geri çekilip durumu hukuki olarak yorumlamak gerek.
 
Ortaya üç sonuç çıkıyor:
 
1. YSK, Anayasaya ve Anayasa Mahkemesi’nin kararına göre değil, tamamen kendi kararlarına göre karar vermiştir. Yani aslında YSK, Anayasayı ve Anayasa Mahkemesinin ilgili kararlarını kendine hukuki dayanak olarak görmemiş. Kendi otonomisi içinde, bu konuda karar verebilecek tek yetkili merci olarak kendisini tayin etmiş.

2. YSK, seçimlerle ilgili yapılacak değişiklikleri ancak kanunla yapabilir. Yani, seçim kanununu değiştirmesi gerekirdi, çünkü seçim kanununda açıkça konulan yasaklara uymuyor. Bu, hükümetin kendi pratiklerinden çok da uzak değil: Yasayı yürütme kararlarıyla değiştirmek. Böyle bir uygulama, hukuk devletinin hukukun üstünlüğü ilkesine alenen aykırıdır, ve Nuh Hüseyin Köse’nin dediği gibi, YSK’nın bu yöndeki kararının yok hükmünde sayılması gerekir. Yani, geçerli sayılan bu oylar geçersizdir.

3. Kaldı ki YSK, kanunda bu yönde bir değişiklik yapsa bile, bu değişiklik, yapıldığı tarihten itibaren 1 yıl uygulanmamalıydı. Kerem Altıparmak’n dediği gibi, “YSK kararı maç devam ederken 9 kusurlu hareketi 6’ya indiren futbol hakemine benzetilebilir.” 
 
Bir not daha düşelim. Şöyle bir yorum yapıldı: Mühürsüz oy pusulası ve zarf ile kullanılmış oylar, geçersiz sayılsa ne olur, zaten 5 ya da 10 bin. Seçim sonucunu değiştirmeyecek.
 
Birincisi, seçim sonuçları resmen açıklanana kadar, özellikle evet ile hayır arasında bu kadar az farkın olduğu bir seçimde, sayıları ‘’1,5-2,5 milyon’’ arasında telaffuz edilen mühürsüz oylar bütün seçim sonucunu değiştirebilir.
 
İkincisi de, sonuçlar, bu mühürsüz olsa da geçerli sayılacak oylarla birlikte resmen açıklandığı takdirde, çok daha büyük bir sonuç doğurur: Şeklî usulsüzlük nedeniyle tüm seçimin geçersiz sayılması.
 
AKP hükümetinin pratiği, hukuk devletini ve hukukun üstünlüğü ilkelerini yok saymak ve öncelikle fiili durumu oluşturup, hukuki kılıfı ondan sonra uydurmak. Böyle bir uygulamanın, hukuk devletinin ilkeleri açısından kesinlikle yeri yoktur. Özellikle Anayasa, seçimler, Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmaması gibi devletin yönetimine yönelik ağır ihlallerde, icazet gibi bir kurumun varlığından söz edilemez. Devletin bir kurumu, kendisini oluşturan Anayasaya karşı çıkıyor. Denetimi altında bulunduğu Anayasa Mahkemesi’nin kararına aykırı karar verebiliyor. Bunu, kanun ile değil, çıkardığı bir kararla yapıyor.
 
Her ne olursa olsun, bu referandumun toptan geçersiz sayılması gerekir.
 
Belki kızacaksınız, ama gerçekten de bazen, oyu kimin verdiğinden çok, kimin saydığı önemli, değil mi?
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?
?
?

P24’E YAZIN

Proje ve çalışmalarımızla
ilgili düşünce, öneri
ve görüşlerinizi
bize buradan iletebilirsiniz.

FİKRİNİ PAYLAŞ
P24’E YAZIN
Proje ve çalışmalarımızla ilgili düşünce, öneri ve görüşlerinizi bize buradan iletebilirsiniz.

Fikrini paylaş >>
© TUM HAKLARI SAKLIDIR.

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design