Anasayfa / Güncel / Olağanüstü Hâl’de Gazeteciler – ÖZEL

30 Mart

Olağanüstü Hâl’de Gazeteciler – ÖZEL

Gazetecilerin yargılandığı davada savunmalara dün de devam edildi

Gazetecilerin yargılandığı davada savunmalara devam edildi
 
Çoğunluğu gazeteci 29 kişinin “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı davanın duruşmasına İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.
 
Pazartesi günü başlayan duruşma önce sanık ve dinleyici sayısının fazlalığı dolayısıyla geniş bir salona alınmıştı. Ancak duruşmanın Çarşamba günü daha küçük bir salona kaydırılması dolayısıyla duruşmayı izlemek isteyen sanık aileleri de dahil pek çok kişi yer yokluğu gerekçesiyle içeri alınmadı.
 
“FETÖ medya yapılanmasını” oluşturmak ve “örgütün algı faaliyetlerine katılmakla” suçlanan gazeteciler arasında eski şarkıcı ve kapatılan Meydan gazetesi yazarı Atilla Taş, Türk Solu dergisi yazarı Gökçe Fırat Çulhaoğlu, gazeteci yazar Murat Aksoy ve Zaman eski yargı muhabiri Hanım Büşra Erdal gibi isimler bulunuyor. Sanıkların 25’i tutuklu olarak yargılanırken Rotahaber sitesi sahibi Ünal Tanık’ın eşi Muhterem Tanık tutuksuz olarak yargılanıyor.
 
Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, Muhterem Tanık ifadesinde suçlamaları kabul etmediğini, Rotahaber’de mutfak işleriyle uğraştığını, sitenin genel yayın koordinatörünün eşi Ünal Tanık olduğunu söyledi. “Kendi halimde ev hanımıyım. Herhangi bir yapılanma içinde olmadım” dedi.
 
Yine Cumhuriyet’in haberine göre, kapatılan Cihan Haber Ajansı muhabiri Hüseyin Aydın da suçsuz olduğunu, beraat ve tahliyesini istediğini söyledi. 20 Nisan 2015'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın katılımıyla Avea'nın sponsorluğunda engelli çocuklar ile ilgili yapılan Günışığı Projesi'nin organizasyonuna firma yetkililerince davet edilmemesine rağmen girmeye çalışmak ve içeri alınmadığı için kara propaganda yapmakla suçlanan Aydın, “Ben bir medya patronu değilim. Sadece bir foto muhabiri olarak çalıştım. Ergenekon'da, Balyoz'da manşeti ben mi attım? Ben mi yazdım 17 Aralık'taki haberleri? Hiçbiri yok ama ben örgütün üyesi olarak geçiyorum iddianamede. 2015'te Avea'da yaşanan olaydan sonra rencide edildim, meslekten soğudum ve lanet olsun deyip işi bıraktım,” dedi.
 
Daha sonra savunmasını yapan gazeteci yazar Murat Aksoy yazılarında özgürlük ve demokrasiyi savunduğunu, bu yazıların Anayasa çerçevesinde faaliyet gösteren mecralarda yayınlandığını ve haklarında herhangi bir dava açılmadığını söyledi.
 
İddianamedeki suçlamaya konu yazılarının 2015-16’da yazdığı Türk dış politikasına dair olduğunu anlatan Aksoy, bu yazılarda AK Parti’nin politik savrulmasının eleştirildiğini söyledi. İktidar partisinin politikalarını 2011’e kadar desteklediğini belirten Aksoy açılım sürecini de bir Alevi olarak özellikle desteklediğini söyledi. Ancak IŞİD’in beş farklı saldırısında 200’den fazla insanımızın hayatını kaybettiğini belirten Aksoy, yazılarında siyasi iradeyi IŞİD’le ilgili soruşturulmaların zamanında yapılmaması dolayısıyla eleştirdiğini anlattı.
 
17-25 Aralık soruşturmalarında ise yapılanı eleştirdiğini, iktidardan yana tavır aldığını söyleyen Aksoy, “ama bunları o mevkiye getirenlerin de sorumlu olduğunu yazdım,” dedi.
 
Ardından savunmasını yapan Subuohaber sitesi kurucusu Muhammed Sait Kuloğlu ise Twitter’daki anonim fuatavni hesabı ile ilgili sitede yayınlanan haberler konusunda “biz gazeteciyiz, yayın yasağı getirilmeyen konularda haber yaparız dedi.”
 
Kuloğlu hakimlerin şartlanmış olacakları, derdini anlatamayacağı endişesi yaşadığını, bu endişe sebebiyle iki aydır antidepresan kullandığını söyledi, “Bana antidepresan kullandırtmayacak bir hukuka güvenmek istiyorum,” dedi.
 
Davanın bir diğer tutuklu sanığı, kapatılan Zaman gazetesi editörlerinden Mustafa Erkan Acar ise hakkındaki gözaltı haberlerini gördükten sonra polise kendisinin başvurduğunu söyledi. Acar, “Hendek olaylarından sonra Genelkurmay İletişim Dairesi'ndeki görevli generalleri arayıp bilgi alıyorduk. Örgüt üyesi olsak bize bilgi verilir miydi? Bu hayatın olağan akışına aykırı,” dedi. Başbakan Binali Yıldırım’ın "Ergenekon da Balyoz da sapına kadar gerçekti" şeklindeki açıklamasını hatırlatan Acar, “ben ise haberlerimle Ergenekon algısı yarattığım suçlamasıyla yargılanıyorum,” dedi.
 
Aralarında Millet gazetesi de olan pek çok medya kurumunda savunma muhabirliği yapan tutuklu sanık Mutlu Çölgeçen ise Balyoz soruşturmasıyla ilgili haberler yaptığını ancak kendisiyle beraber Balyoz haberleri yapan başka hiçbir gazeteci kendisiyle yargılanmazken, kendisinin algı operasyonu yürütmek suçlamasıyla mahkeme önünde olduğunu söyledi.
 
Çölgeçen, daha önce sanıklardan bir kısmı hakkında Sulh Ceza hakimi olarak tutuklama kararı verdiği için bazı sanık avukatlarının davadan çekilmesini talep ettiği mahkeme başkanı İbrahim Lorasdağı’na hitaben, “Beni tutuklayan hakim olarak sizi mahkeme başkanı olarak görmekten mutlu oldum. Başka birisi olsa derdimi tekrar anlatmak zorunda kalacak, çok zorlanacaktım,” dedi.
 
15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili olarak ise Çölgeçen, “Darbeyi kim yaptıysa teröristtir dedim, ama tutuklanan generallerin profillerini ve karargahı bildiğim için darbecilerin sadece FETÖ'cü subaylar olmadığını, içlerinde ulusalcı, milliyetçi yapıların olduğunu dile getirdim,” dedi. “Ben FETÖ'yü aklamaya çalışmadım,” diyen Çölgeçen, sözlerine “Darbeyi kimin yaptığını siz ortaya çıkaracaksınız fakat gelinen aşama beni haklı çıkarıyor,” diyerek devam etti.
 
17 Aralık operasyonunun yolsuzluk dosyası olduğunu düşündüğünü söyleyen Çölgeçen, “Oradaki 4 bakan masum idiyse neden tekrar aday gösterilmedi?” diye sordu ve 17 Aralık soruşturmasının yolsuzluk soruşturması olduğu görüşünde olmasının kendisini “FETÖ’cü” yapmayacağını söyledi.
 
Habertürk TV eski koordinatörü Oğuz Usluer ise özel haberleşme uygulaması ByLock kullandığı iddiasını reddetti. Usluer, “Bylockçu değilim,  terörist değilim, gazeteciyim,” dedi.
 
Usluer’in avukatı ise “bu iddianameye iddianame yerine ‘tweetname’ demek istiyorum ama yargıya saygımdan diyemiyorum,” dedi.
 
Usluer’in ardından savunma yapan eski TRT Haber muhabiri Seyid Kılıç ise örgüt üyeliği suçlamasını kabul etmediğini söyledi. Kılıç savcılıktaki sorgusunda sadece Twitter adresinin kendine ait olup olmadığının sorulduğunu, ardından gönderildiği Sulh Ceza hakimliğinde ise hakimin kendisine hiçbir soru sormadığını anlattı. “Sulh Ceza Hakimi hiçbir şey sormadan anlat dedi, ben de ne biliyorsam anlattım. Hala da anlatıyorum,” diyen Kılıç, algı faaliyeti yapmadığını, hakkında herhangi bir makul suç şüphesinin dahi olmadığını savundu.
 
Davanın bir diğer tutuklu sanığı olan Zaman ve Vatan ekonomi muhabiri Ufuk Şanlı da savunmasını duruşmanın üçüncü gününde yapan isimlerdendi. Şanlı, haberlerinin hiçbirinin tekzip edilmediği gibi uluslararası kuruluşlarca referans gösterildiğini, haberleriyle ilgili tehditler almasına rağmen vicdanına bağlı kaldığını söyledi.
 
“Büyük bir kumpasın kurbanı olarak 8 aydır sebepsiz yere tutuklu bulunuyorum” diyen Şanlı gözaltındayken aleyhinde delil arandığını, iktidar partisinin hoşlanmadığı gazetecilerin terbiye edilmeye çalışıldığını savundu.
 
Şanlı Türkiye’nin kara para aklama konusunda üst sıralara yükselmekte olduğunu, yargıya güvenin yüzde 30’lara düştüğünü söyledi.
 
Şanlı, davanın iddianamesini yazan savcı Murat Çağlak’ı kastederek, “cesur yürekli bir savcı  olduğuna inandığım Murat Çağlak'ı Gülen hakkındaki övücü ifadeleri için Adalet Bakanı ve o dönemki diğer siyasiler hakkında soruşturma açmaya çağırıyorum,” dedi.
 
ByLock kullanımının suç delili sayılmasıyla ilgili olarak da Şanlı, bu mantıkla darbeye girişen askerlerin WhatsApp üzerinden haberleştiği gerekçesiyle 13 milyon kişiye soruşturma açılabileceğini söyledi.
 
Şanlı’nın avukatı ise müvekkilinin muhalif bir gazeteci olduğunu, ancak bunun terör örgütü üyeliği anlamına gelmediğini ifade etti.
 
Davanın üçüncü gün duruşmasında son savunmayı ise Zaman eski yargı muhabiri Yakup Çetin yaptı. Aleyhindeki suçlamaların tweetlerine dayandırılmasını eleştiren Çetin “Suç unsuru olarak gösterilen tweetlerime ilişkin savunma hazırlarken utandım, sildim tekrar yazdım savunmamı. Retweet yaptığım için suçlanmışım, başkasının düşüncelerinden dolayı nasıl suçlanırım?” dedi.
 
Savcılık sorgusunda kendisine sadece özgeçmişi ve fuatavni hesabının kime ait olduğunu bilip bilmediğinin sorulduğunu anlatan Çetin, gazetecilik faaliyetlerinin yargılandığını söyledi.
 
Popüler bir Twitter kullanıcısı olmadığını, Twitter hesabı üzerinden algı operasyonu yapmasının mümkün olmadığını savunan Çetin, iddianameye giren tweetlerinin bir kısmının çalıştığı ve maaş aldığı bir kuruma kayyum atanması sebebiyle tepkisini dile getiren refleks şeklinde tweetler olduğunu, bir diğer kısmının ise bir siyasi partiye yönelik eleştiriler içerdiğini söyledi. Siyasi bir partiyi övmek ya da eleştirmenin suç olmadığını söyleyen Çetin, hukuk tarihinde attığı tweetler dolayısıyla mahkum olan birini duymadığını sözlerine ekledi.
 
29 sanıklı davaya Perşembe günü İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek.
 
 
Aksi belirtilmedikçe, savunmalar tamamen P24 ekibinin duruşma notlarından derlenmiştir.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
  10 Eylül 2016'da gözaltına alındı  
  22 Eylül 2016'da serbest bırakıldı  
  23 Eylül 2016'da tutuklandı  
  4 Kasım 2019'da hükümle serbest bırakıldı  
  12 Kasım 2019'da gözaltına alındı  
  13 Kasım 2019'da tutuklandı  

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design