Anasayfa / Güncel / Bir volta dört örgüt

13 Aralık

Bir volta dört örgüt

“Post truth” dedikleri şeyin tam içinde yaşıyorum, yaşıyoruz sanırım...

 …tepemde beyaz bir ışık aralıksız olarak açık. Benden öncekilerin ter kokusuna bulanmış döşekte uzanıyorum.  Duvarda Arapça ve Rusça yazılar kazılı. Uzaktan belli belirsiz bağrışlar duyuluyor. Ardımdan demir kapı çarpması, sonra sessizlik, sonra yeniden:

Nuriye Semih işe geri alınsın!

Lan bir susun! (Polis)Kapı çarpma sesleri, sonra yine sessizlik. Sanırım gözaltı sürecimin ikinci günü. Geldiğimden beri ayaklarımı karnıma çekmiş bir vaziyette uyuyorum. Tedbir amaçlı, diğer hücredeki şahısları göz ucuyla süzdüğüm kısa anları saymazsak tabii. Emniyet denen yer hiçte emniyette hissettirmiyor doğrusu. Epeyce kalıplı, sakalları uzun, siyah kıyafetli bir adam; koridorda volta atıyor. Hücremin hizasına her geldiğinde duraksayıp beni süzüyor. O bunu tekrarladıkça tedirginliğim artıyor. Zira, gözaltı işlemlerimi yapan polis “namaz kılıp kılmadığımı” sorduğunda –yıllardır ötelediğim— İzmir kordon boyundan esen seküler rüzgârın bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak “hayır” dedim. Polis ise, gayet sakin ve seküler kırıcı bir tondan “İyi o zaman. IŞİD’çi kardeşlerin nasıl kılınacağını öğretir” deyiverdi.

Volta atanların sayısı ikiye çıkıyor. Diğer kişi görebildiğim kadarıyla ileri yaşlarda ve yüzü traşlı. Sohbetlerine kulak kesiliyorum, nasıl bir yerde olduğumu anlayabilmek adına.

- Sakalı gördün mü Hasan Abi! Kesin bizden.

- Lanet gelsin sana da sizinkilere de İbo!

- Ama üstünde kapri var. Anlamadım vallahi tallahi. Uyansa da öğrensek.
Sohbetlerinden çıkarımım, farklı suçlamalardan burada oldukları. Ancak İbo kesinlikle IŞİD şüphelisi. Yan hücreden daha kısık tonda iki kişinin sohbeti duyuluyor.

Etkin pişmanlıktan faydalanacağım.

Nasıl?

İzmir donanmadan bir arkadaşım da ByLock’tan alındı. Pişmanlıktan bırakıldı. En fazla 5-6 ay tutuyorlar.

Anladım.Evet… anlaşılan iki de FETÖ’cü hücre arkadaşım var. Tam “Nasıl bir yerdeyim” diye hayıflanacakken, “Nasıl bir memleketteyiz?” sorusunun daha yerinde olduğuna kanaat getiriyorum. Sonra “Bilge”nin o meşhur sözleri yankılanıyor hücrelerimde: “Ah ah! Kadere bak… kimler kimlerle birlikte.”

Hadi beyler hücrelerinize.Keskin bıçak gibi kesiyor sohbeti polis. Ben aniden döşekten doğrulup “tuvalete gideceğim” diyorum. İtiraf etmeliyim ki, hücredekilerle muhatap olmamak adına iki gündür tuvaletimi tutup uyuyorum…

Demin niye gitmedin? Kapılar yarım saattir açık. Tuvalet saati bitti.

Saatle mi oluyor burada o iş?

Lan bi işine bak!Hemen akabinde diğer hücrelerden slogan sesleri yankılanıyor:

İnsanların en temel ihtiyaçları bile kısıtlanıyor. Bu açık bir işkencedir! İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!Aynı slogan aynı anda bir çok hücreden yankılanıyor;

“ İnsanlık onuru işkenceyi yenecek.”

Yemin ederim, helal olsun şu DHKPC’lilere.IŞİD’ci İbo, bunu söyleyen. Benim devreler iyice yandı. Göz göze geliyoruz ve sanırım kaçınılmaz son ile yüzleşmenin, yani tanışmanın vakti geldi.

Merhaba.

Merhaba…

Ben Hasan. HDP. Yöneticiyim.

Ben de Çağdaş. Gazeteciyim.

Ooo! Senin işin zor. Bu zaman da gazeteci olunur mu… Ben de İbrahim. Dergâha gidiyorum diye IŞİD’ci deyip gözaltına aldılar. Şu yan hücredeki iki arkadaş da FETÖ’den.  Telefonlarında ByLock var diye getirmişler. -Arapça bir şeyler söylüyor- Allah hepsini helak edecek. Çok az kaldı. Eb-u Hanzala hoca hazretleri öyle dedi.

Anladım. Hasan abi…

Efendim?

Tuvalet saati kaçta?

2 saatte bir açıyorlar. Mecbur dayanacaksın.Çare yok dayanacaktım. Dayanmanın ve vakit geçirmenin tek formülü ise uyumak. Tabii uyanabilirse. “Geçecek” diyorum kendi kendime. Saçma bir iddia sonucu buradayım.

Hem dışarda yapmam gereken bir sürü iş var. Belgeselin kurgusu yarım kaldı…

Ömre bedel iki saat nihayet geçiyor. Kapı açılır açılmaz koşar adım tuvalete yöneliyorum. Çıktığımda üç kişi volta atıyor. HDP’li Hasan ve iki FETÖ’cü. İbo’yu sorguya götürmüşler. Yanlarından geçip döşeğe uzanıyorum. Uyuyabilmek için çabalıyorum. Bir saat kadar sonra İbo’yu getirdiler. Keyfi yerinde. Anlaşılan sorgu güzel geçmiş… voltaya katılıyor.

Hayırdır İbo yüzün gülüyor?

Valla Hasan abi başta baya zorlandım.

Neden?

Sevdamla davam arasında kaldım.

Nasıl yani?

Şimdi abi, ayıptır söylemesi benim iki hanım var. Birisi Azeri birisi Rus. Polis, onlarla işbirliği yapmazsam hanımları sınır dışı edeceklerini söyledi. Ben de mecburen davamı satıp sevdamı seçtim. (Gülümsüyor) Hattâ garanti olsun diye tanıdığım iki FETÖ’cü vardı, onları da ihbar ettim. 
İki FETÖ’cünün gözleri fal taşı gibi açılıyor. Sonra Hasan araya giriyor:

Alçak herif! Sen şimdi bizi de ihbar etmişsindir…

Yok valla abi! Olur mu öyle şey… Sizi de sordular ama.

Sen ne dedin?

Onların bir şeyi yok memur bey, boşuna getirmişsinizdir dedim. Birisi gazeteci, birisi PKK’li dedim.

Vay puşt! (gülümsüyor)Gözaltında geçirdiğim 13 günden bir kesit. Geriye dönüp baktığımda tam da memleketin ahvaline paralel, anlamın anlam olmaktan çıktığı zamanlardan geçtiğimi fark ediyorum. “Post truth” dedikleri şeyin tam içinde yaşıyorum, yaşıyoruz sanırım. Tüm bunları düşünüp, bu yazıyı yazmaya karar verdiğim şu an itibari ile tutukluluğumun 100. gününü geride bırakıyorum. Yaşamından ve işinden mahrum bırakılan sayısı 170’i aşkın gazeteciden yalnızca birisiyim. Sözü daha fazla uzatmadan Ape Musa’yı anmak istiyorum;
“Ülkenin 55 yıllık girdisinin çıktısının tanığıyım. Hem yalnız tanığı mı? Sanığıyım, mahkûmuyum.”
 
Not: Merak edeniniz olur diye; İbo Emniyet’te, FETÖ’cüler savcılıkta, Hasan ise mahkemede adlî kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design