Anasayfa / Güncel / “Yalnızca adalet”

11 Ocak

“Yalnızca adalet”

Fransız meslektaşlarından, Türkiye’de cezaevinde bulunan gazeteciler için yeni yıl dilekleri


Le Nouvel Observateur
(Türkçeye çeviren: Özgün Özçer)
 
Ünlü karikatürcü Plantu, Mediapart’ın eski Genel Yayın Yönetmeni Edwy Plenel, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Başkanı Pierre Haski, haber spikeri Elise Lucet, gazeteci Florence Aubenas… 14 Fransız gazeteciden Türkiye’de basın özgürlüğü için dayanışma...

Kapatılan basın kuruşları, keyfî tutuklamalar, temelsiz suçlamalar, göstermelik yargılamalar… Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’de 2016’nın yaz ayından bu yana, gazetecilik mesleğine yönelik de olmak üzere bir tasfiye politikası yürütüyor. Basın özgürlüğüne karşı yürütülen bu savaşa karşı l’Obs dergisi “Hepsini serbest bırakın” kampanyası kapsamında bu Perşmbe 11 Ocak günü Cumhuriyet gazetesi ile birlikte “Türkiye’de basın özgürlüğü için dilekler” yayınlıyor. 

“Türkiye’de cezaevindeki bir gazeteci, benim basın özgürlüğümün susturulması demek!”

Scam (Mültimedya yazarlar sivil toplumu) ve Albert Londres ödülleri tarafından Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve Informer n’est pas un délit (haber vermek suç değildir) kollektifi ortaklığında düzenlenen kampanyanın sloganı işte bu.
Aralarında Plantu, Elise Lucet, Bernard Pivot, Edqy Plenel, Sorj Chalandon’un da bulunduğu, Türkiye’deki gazetecilerin vasiliğini yapan 14 Fransız gazeteci, haberleşme hakkı için mücadele eden meslektaşları için kalemlerine sarıldı. Parmaklıklar ardında olan gazetecilerin onları unutmadığımızı bilmeleri, bu baskıcı ve boğucu duvarlar arasında onları yüreklendirmek ve mücadelelerini sınırların ötesine duyurmak için…
Bugün Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler tarafından belirlenen sıralamaya göre basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 155. Sırada bulunuyor. Hâlihazırda 100’ün üzerinde gazeteci cezaevinde bulunuyor.
 

Sorj Chalandon, Ahmet Şık’ın vasisi

Parmaklıkların ardında birisine herhangi bir şey dilemek hiç de kolay değil.

Özgür biri olarak, Silivri Cezaevi’nin tel örgülerinin önünde dileklerimi, öfkemi haykırırmışçasına bağıra bağıra söylerdim. Bir kumru olsam, tüm şehri uçarak kat eder, kısa çimli çayırları ve kafes içindeki binaları aşar, bulutları yırtıp cezaevini kampüsüne doğru dalışa geçerdim. Şiddetli bir rüzgâr olsam, Büyükçekmece açıklarında doğardım. Marmara Denizi’nden gücümü toplar, kumla, tuzla, yağacak tüm yağmurlarla şişip, cezaevi duvarlarını titretmek için batıdan eserdim.
Özgür insan, kumru ve rüzgâr olarak sana sadece adalet diliyorum.

Yalnız değilsin, Ahmet. Ailen, meslektaşların, Türkiye veya başka yerlerdeki dostların, hepimiz senin el konulan özgürlüğünüz biraz, kanat çırparak üzerinden geçen kuşlar ve seninle konuşan rüzgârız.
Hepinizin intikamı çocuklarınızın kahkahası olacak.

Saygıyla ve sevgiyle,

Sorj Chalandon, yazar ve gazeteci

 
Pierre Haski, Ahmet Altan’ın vasisi

Sevgili Ahmet,

Birbirimizle hiç karşılaşmadık, ama ben sizi “gördüm”; bir televizyon ekranındaydınız, ancak o sizin mücadele etmeye alışkın olduğunuz talk-şov programlarından birinde değildi, geçtiğimiz Kasım ayında İstanbul adliye sarayının bir duruşma salonundaydı. Cezaevinden, tıpkı sizin gibi tutuklu olan kardeşiniz Mehmet ile birlikte kendi davanıza görüntülü olarak bağlanmıştınız.

Cumhuriyet başsavcısı tarafından üç kez müebbet hapis cezası talep edilen ve davasının sonlanmasını bekleyen bir insan için ne dilenebilir? Özgürlük değil, zira yazınızda çok güzel ifade etmiş olduğunuz gibi, siz kafanızda özgürsünüz, hücrenizde sizi asla özgür hissetmenizi engelleyemeyecek parmaklıklar ne kadar kalın olursa olsun. Bu yüzden en azından adalet dilenebilir, Türkiye’de apaçık bir şekilde mahrum bırakıldığınız adalet.

Tüm dayanışmam ve göstermekte olduğunuz cesarete duyduğum hayranlık ile.

Pierre Haski, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) başkanı ve Rue 89’un kurucusu
 

Bernard Pivot, Turhan Günay’ın vasisi

Sevgili Turhan,

Sizi tanımıyorum ama sizi kendime çok yakın hissediyorum – ayrıca cesaretiniz de bende büyük hayranlık uyandırıyor.
Her ikimizde de edebiyatı ve düşünce, okuma ve yazma özgürlüğünü seviyoruz. Sizi mahkeme önünde süründürerek cezalandırmak istiyorlar. Bu hoşgörüsüzlük hoşgörülebilecek bir şey değil. Umarım 2018 buna bir son verir.
Dostluk ve dayanışma ile.
Bernard Pivot, gazeteci
 


Elise Lucet, Ayşenur Parıldak’ın vasisi

Sevgili Ayşenur,

2018 yılına girdik ve sen cezaevindesin. Seni hücrende hayal ediyorum. Dostlarımıza yılın bu dönemde geleneksel olarak yaptığımız gibi sana dileklerimizi iletmek o kadar zor ki. Oysa ben yine de öncelikli olarak dileklerimi sana göndermek istiyorum. Elbette özgürlüğüne kavuşmanı diliyorum ama özellikle de sana özgü gücünü korumanı istiyorum. Bunun senin için ne kadar güç olabileceğini biliyorum, zira geçtiğimiz kasım ayında silahlı terör örgütü üyeliğinde yedi buçuk yıl hapis cezasına mahkûm edildin. Hukuk öğrencisiydin ve Zaman gazetesi için adliî haberler yazıyordum. Gözaltına alındığın sırada darp edildin ve cinsel istismara uğradın.

Son yazdığında, şöyle diyordun: Beni unutmalarından korkuyorum… Hayır, seni unutmuyoruz!!! Sana ihtiyaç duyduğun tüm kuvveti gönderiyorum, Türkiye’deki cezaevlerinin o kalın duvarlarını aşan cinsten bir kuvvet. Bizler, senin ve Erdoğan hükümeti tarafından yargılanan ya da tutuklanan yüzlerce meslektaşımız için mücadele etmeye devam edeceğiz. #HepsiniSerbestBırakın
Elise Lucet, Fransız devlet televizyon kurumunda gazeteci (“Envoyé spécial” ve “Cash investigation” programları)
 

Edwy Plenel, Tunca Öğreten’in vasisi

 Sevgili Tunca Öğreten,

323 gün tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldığınız günün ertesi olan geçtiğimiz 7 Aralık’tan bu yana Twitter üzerinden yaptığımız özel yazışmamızdan bu yana sizinle mesajlaşmadık. Mediapart adına size vermiş olduğum destek için bana nazikçe teşekkür etmiştiniz. Oysa biz, siz ve sadece mesleklerini yaptıklarından dolayı haklarında soruşturma açılan, tutuklanan ve yargılanan diğer gazeteciler için o kadar az şey yapıyoruz ki, hele sizler bu kadar büyük risk altındayken. Özgürlüğünüzü, mesleğinizi, işinizi, kısaca tüm hayatınızı riske atarken.

Sizin 3 Nisan’da yine duruşmaya çıkacağınız bu yeni yılın ilk günlerinde size tabii ki iyilik, güzellik, sağlık, barış, kısaca mutluluk diliyorum. Ama, muhtemelen meslekî deformasyon yüzünden dileklerime temkinli yaklaşıyorum: Bizler gazeteci olarak tarihin önceden yazılmadığını ve beklenmedikler ile olası olmayanların tarihe hükmettiğini biliyoruz. Mesela, siz iktidarın kalbinde yolsuzluk bulguları ortaya çıkardığınızda sadece yurttaşlarınızın hakikati bilme hakkına hizmet ederken, terörist muamelesi göreceğinizi kim bilebilirdi?

Size öngörülen bu karanlık yazgı, ülkenizin dışında hepimiz için bir alarm olmalı. İfşa etme ödevi ve eleştiri hakkını da içinde barındıran haberleşme hakkına göz dikmek, demokrasinin gerilemesine teslim olmak anlamına geliyor. Dünyanın dört bir köşesinde yaşadığımız bu karışık ve belirsiz zamanlarda, gazeteciliği kriminalize etmek çok sayıda iktidarı ve sayısız siyasetçiyi cezbediyor. Burada bile, neyse ki bunlar sadece sözler, bazıları haklarımızı geri vermemizi ve kamuoyu tartışmalarından çekilmemizi istiyorlar… Muhtemelen ne kadar zayıf, cahil ve sorumsuz olduklarını ortaya çıkarmamızdan o kadar çok endişe duyuyorlar ki, hakikatten korkuyorlar yalnızca.
Sevgili Tunca, siz bugün tüm meslektaşlarınızla birlikte mesleğimizin onurusunuz.

Sizi kardeşçe selamlıyorum.

Edwy Plenel, gazeteci, Mediapart’ın kurucularından.
 
 
 
Plantu, Musa Kart’ın vasisi

 
 
 
Patrick de Saint-Exupéry, İnan Kızılkaya’nın vasisi

Sevgili İnan,

Seninle tanışmıyoruz. Seninle bugüne kadar hiç karşılaşmadık, hiç mesajlaşmadık. Sen sadece bir isimsin, ben de başka bir ismim.
Oysa, seni düşünüyorum.

Seni düşünüyorum zira başına gelenleri anlamıyorum. Daha doğrusu, biraz fazla anlıyorum. Gazetecisin ve işini yapmak istedin. Sadece işini. Gazetecilik. “Gazetecinin işi olup bitenleri yazmaktır” diyordun 2017’nin Mart ayında, Çağlayan Adliye Sarayı’nda ceza 23. Ceza Mahkemesi’nin salonunda.

Bundan bir sene önce “yasadışı bir örgüte üyelikten” tutuklanmıştın. Bu “yasadışı örgütün” ne olduğunu anlamaya çalıştım. Tam olarak anlamış olduğumdan emin değilim. Buna karşın kesin olarak bildiğim şey şu ki, tutuklandığın anda Özgür Gündem gazetesinin genel yayın yönetmeni olarak atanmış olduğun. Türkiye’de bir gazeteci “yasadışı bir örgüt” müdür? Belki de… Ülkende esen rüzgâr keskin, çok keskin. Her şeyi söndürüyor.

Ve seni de söndürdüler. 16 Ağustos 2016’da Türkiye polisi gazetenin binasına baskın düzenlediklerinde, hakkında 92 dava açılmıştı bile. Evet, 92! Ve bu keskin rüzgârın estiği ülkede bir istisna değilsin. Seni emniyete götürmeden önce birkaç kelime söyleme fırsatını buldun: “Kürtlere karşı savaş yeniden başladığından beri, devlet bize karşı saldırıya geçti.” Evet Kürtsün, bunu belirtmemiştim.

440 gün cezaevinde kaldın. 31 Ekim 2017’de son derece geçici bir özgürlüğe yeniden kavuştun. 40 yaşının biraz üzerinde müebbet hapis cezası ile karşı karşıyasın. 6 Mart 2018’de yeniden mahkeme karşısına çıkacaksın ve belki bunun sonucuna ilişkin daha fazlasını öğreneceksin.

İnanabilmek isterdim. Ama bu benim için zor. Bir devlet ne zaman keskin bir rüzgâr estirse, insanları mahrum bırakır. Bu rüzgâr kimseye ait değil. Sen bundan eminsin, İnan Kızılkaya. Bunun için mücadele ediyor, direniyorsun. “Son söz tarih ve toplumun olacak” diyorsun.

İnan, seni düşünüyorum. Mahkeme sırasında söylediğin şu sözleri düşünüyorum: “Tepki çeker, birileri kızar diye gazeteci yaşanan gerçekliğe, olaylara ve trajediye gözlerini kapatamaz.” Bu kelimelerin benim ve bizimdir aynı zamanda.
Başına gelenlere ve seni söndürmeye çalışan bu keksin rüzgâra gözlerimi kapayamam.

Rüzgârdan daha güçlü olacağına inanmak istiyorum.

Hepimiz için.

Teşekkürler İnan.

Patrick de Saint-Exupéry, yazar, gazeteci, XXI dergisi kurucusu
 

Fabienne Sintes, Zehra Doğan

Sevgili Zehra,

Son haftalarda, senin için mücadele eden arkadaşların sayesinde seni ve özellikle de çalışmalarını tanıdım. Bilmeyenler için, bir resim için aylardır tutuklusun. Bir de yazı.

Ülken ve ülkenin kaosları, onları çiziyor ve yazıyorsun. Seni de bu özgür düşüncen için mahkûm etmek istiyorlar. Seni susturmak için bundan çok daha fazlası gerekir. Bunu da hakkında ve çalışmaların konusunda okuyarak öğrendim. “Gözleri ardına kadar açık” (“Les yeux à grands ouverts”) adında bir video da internette dolaşıyor ve herkes bu videoyu izleyip anlamaya beş dakikasını ayırmalı.

Bu yüzden 2018 için elbette sana özgürlük diliyorum. Dolaşma özgürlüğü ve tabii yazma ve resim çizme özgürlüğü, bizim burada değerinin tam olarak bilincinde olmadan yaptığımız gibi. 2018 senin ve bir gazetede yazdıkları için haksız yere cezaevinde olan diğerlerinin özgürlüğünün yılı olsun.

Ve gerçekçi olup, özgür ülkelerimizde sıcacık yaşamlarımızı sürdüren bizler için 2018 Türkiye’de cezaevinde bulunan ya da çalışmaları yasaklanan gazeteciler, sanatçılar ve herkesi bekleyen yazgı konusunda “gözümüzü ardına kadar açık” tutabildiğimiz bir yıl olsun.

Fabienne Sintes, France-Inter’de gazeteci
 

Florence Aubenas, Cihan Acar’ın vasisi

 Sevgili Cihan Acar,

Sana bugün bu mektubu gönderirken bunda ters bir durum olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ben Fransa’da bir gazeteci, sana yazıyorum ve sen, Türkiye’de bir gazeteci, beni okuyorsun.

Bunun tam tersinin olması gerektiğini düşünmüyor musun?

Senin iki polis memuru arasında gözaltına alındığın fotoğrafını gördüğümden beri sana soracak o kadar çok sorum var ki. Meslektaşlarından biri, bir tweette, Kürt muhalifler ve ünlü isimlerin hafızaları hakkında yaptığın olağanüstü haberler için sana “Mezarların Cihanı” lakabını verdiklerini anlatıyordu. Geçtiğimiz yaz nihayet serbest kaldın, ama şimdi dosyan nerede? Hayatın neye benziyor? Çalışabiliyor musun? Türkiye nasıl, sokaklar, insanlar, köyler? Gazeten yasaklandığından beri en çok neyi özlüyorsun? Bize hangi hikâyeyi, hangi cenazeyi anlatamadın?

Buradan baktığımızda, senden ve ülkenden haber almak giderek zorlaşıyor.

2018’de senin için en büyük dileğim, sevgili Cihan, bu sorulardan birine cevap verebilmen. Özgürce.

Florence Aubenas, Le Monda gazetesinde gazeteci
 

Annick Cojean, Kadri Gürsel’in vasisi

Sevgili Kadri,

25 Aralık’ta duruşmana Hint Okyanusu’nda bulunduğum için gelemedim. Ama o gün aklımın, iktidarın emri altında göstermelik bir adaletin ve hâkimlerin karşısına çıkan senin gibi cesur gazetecilerde olduğunu sen de biliyorsun. Meslektaşlarından birinin – Ahmet Şık – salondan atıldığı ve davanın Mart ayına ertelenmesiyle sonuçlanan (birçok gazetecinin tutukluluğun devamına hükmederek) bu grotesk duruşmanın ardından yaptığımız kısa mesajlaşma görüşlerinden ne denli taviz vermediğini ve, sana özgü zarafetinle, bu durumun Fransa’daki tatil ve bayram havasını da ziyan etmesini istemediğini gösterdi: “Hayat devam etmeli” diye yazıyordun. 

Elbette devam ediyor, Kadri. Ama hangi gazeteci Türkiye’de şu anda yaşananlardan kendini sorumlu hissetmeyebilir? Hangi gazeteci Erdoğan tarafından karar verilen, her sektörü ama özellikle de haberciliği hedef alan bu tasfiyelerden dehşet duymayabilir? Hangi gazeteci sizin gibi cesur ve onurlu gazetecilerle kendini olağanüstü bir şekilde dayanışma içinde hissetmeyebilir? Siz ki sadece o güzel ve gerekli mesleğinizi yaptınız: Habercilik. Desteğimiz için seçtiğimiz slogan “Türkiye’de cezaevindeki bir gazeteci, benim ifade özgürlüğümün susturulması demek!” diyor. Evet hepimiz, gazeteciler, bir dayanışma zinciri oluşturmalıyız. Birimizin başına gelen diğerlerini de ilgilendirir. Dünyada habercilik üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Ve hepimiz ilkelerimiz üzerinde dik ve tavizsiz, bizi birbirimize bağlayan her şey konusunda ödünsüz olmalıyız: yurttaşlarımızı bağımsız ve özgürce bilgilendirmek.

11 ay cezaevinde yattın bile, Kadri. 11 ay. Ve çok daha fazlasını yatma riskiyle karşı karşıyasın. Bu büyük bir adaletsizlik. Tam bir skandal. Zira suçlandığın tüm absürt suçlardan masum değilsin sadece – “terör eylemleri”, nasıl bir şaka! - , Türkiye’de basın özgürlüğünün de onurusun. Yani hepimizin onuru.

“Cezaevinde günleri ve ayları hiç saymadım, hep ileriye baktım” dedin kısa bir süre önce, kin duymadığını, sadece öfke duyduğunu belirterek. “Özellikle felsefî, ruhsal” bir öfke. Evet Kadri, Albert-Londres Ödülleri, SCAM, Sınır Tanımayan Gazeteciler olarak, biz de çok öfkeliyiz.

Bu nedenle 2018’de senin için en iyisini diliyorum. Bütün saçmalıklardan aklanmanı diliyorum. Eksiksiz bir dolaşım ve eylem özgürlüğüne kavuşabilmeni diliyorum. Bu güzel mesleğimizi, tüm dünyadaki meslektaşlarının sende uzun yıllardır hayranlık duyduğu o her zamanki kıvılcımın, kabiliyetin ve onurunla yapabilmeni diliyorum. Elbette kişisel ve ailevî mutluluk da diliyorum. Geçtiğimiz Eylül ayında cezaevi çıkışında eşine verdiğin o öpücük, olağanüstü bir özgürlük sembolü olarak tüm dünyayı dolaştı. Son olarak, senin deyiminle Türkiye’de gazeteciliğin Erdoğan’ın soktuğu “komadan” uyanmasını diliyorum.

Dostlukla, sevgi ve dayanışmayla.

Annick Cojean, Albert-Londres Ödülü Başkanı, Le Monde’da gazeteci
 

Catherine Clément, Çağdaş Erdoğan’ın vasisi

Sevgili oğlum, küçüğüm,

Resmî olarak terör örgütü üyeliğinden suçlandığını öğrendim. Seni yüreklendirmek, bu zor dönemin üstesinden gelebilmen için ihtiyaç duyduğun cesareti sana göndermek istiyorum. Tarih, cezaevinde kaldıktan sonra halklarını özgürlüğe kavuşturmuş kahramanların hikâyeleriyle dolu! Zor. Elimden daha fazlası gelse, mutlaka yapardım.

Sana rüyalarla dolu geceler ve sıkıntısız günler diliyorum.

2018’in özgürlüğünün yılı olması umuduyla.

Seni kucaklarıyorum,

Catherine Clément, felsefeci, edebiyatçı
 

Jean-Claude Guillebaud, Mehmet Altan’ın vasisi

Yeni yılda dileklerim konusunda, Türkiye’de cezaevinde bulunan meslektaşım Mehmet Altan’a yazmaktan mutluluk ve onur duyuyorum. Vasisi olmayı bundan sevinç duyarak kabul ettim. Istanbul Üniversitesinde Ekonomi Profesörü olan Mehmet Altan 64 yaşında “anayasal düzeni ortadan kaldırma teşebbüsü” ve “hükümeti devirme teşebbüsü” suçlamalarına cevap vermek zorunda. Avrupalı bir Türkiye’yi savunan Altan, düzenli olarak medyada yer alıyordu, hükümetin darbe ile suçladığı Gülen cemaatine ait olan medya kuruluşları da dahil. Mehmet Altan’ın gözünde, bugün itiraz bulan radikal Kemalizm kaynaklı çelişkileri aşabilmek için Türkiye’de ikinci bir Cumhuriyet arzu edilmeli.
Türkiye Cumhuriyeti’nin geçirdiği evrimin geneline kanaat getirmek bana düşmez. Ancak, Mehmet Altan’a yönelik açılan dava zaten her şeyi apaçık bir şekilde ortaya koyuyor. Bir düşünün! Üç kez müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya! Son duruşmanın ilk günü ise 12 Şubat’ta görülecek. Sevgili Mehmet Altan, yanınızda olacağıma ve hakkınızdaki her bilgiyi yaygınlaştıracağıma emin olun. Avukatınıza şunu söylediğiniz biliyorum: “(Cezaevinde) hiçbir mutluğun olmadığı katı bir hayat var. Eğer bir gün Türkiye’ye hukuk devletinin geri dönecek olursa, tek bir saniye bile şüpheli görülmeyeceğimi biliyorum. Burada olmamın tek nedeni demokrasi istemek.”
Son derece mücadeleci ve moralinizin yüksek olduğunu söylüyorlar. Bunun böyle devam etmesini diliyorum. Son olarak, size mutlu bir yaş günü diliyorum, tabii özgürlükten mahrum bırakıldığımızda bu ne kadar mümkünse! Fransa’daki dostlarınız sizi unutmuyor.

Sevgili Mehmet Altan, tüm dayanışmamım ve en samimi duygularımım sizinle olduğunu temin ederim.

Jean-Claude Guillebaud, gazeteci, yazar
 

Marie-Monique Robin, Meltem Oktay’ın vasisi

Sevgili Meltem,

Sana Paris’in kuzey banliyölerinden, bundan 18 yıl önce eşim ve bugün 20, 23 ve 26 yaşlarında olan kızların ile taşındığım Pierrefitte-sur-Seine’deki evimden yazıyorum. Umarım bir gün bizi ziyaret edebilirsin. Sana iki arı kovanı ve sebze yetiştirdiğim bahçemi gösteririm. Her sabah, çalışmaya başlamadan önce doğayı izlemek için burada küçük bir tur atarım. Bu kış döneminde toprak dinlenmede, balları arasında sıcacık uykularında olan arılar gibi ilkbaharı bekliyor.
Geldiğinde gerçek bir tavşan yuvası olan, kitapların tavana kadar dizili olduğu ofisimi de gösteririm.

33 yıldır gazetecilik yapıyorum. Bu mesleği dünyayı anlatmak ve ihlal ya da tehdit edildiği her yerde insan haklarını savunmak için seçtim. İşte bu düşünceyle televizyon için yaklaşık 200 mülakat ve belgesel yaptım ve bir düzine kitap yazdım. En ünlü araştırmalarımdan birisinin adı “Monsanto’ya göre dünya” (belgesel 50’yi aşkın ülkede gösterildi, kitap ise 22 dile çevrildi). Yıllar geçtikçe, ekoloji temalarına hassasiyet geliştirdim, zira dünyanın gidişatından çok endişeliyim. Her şey dünyayı yönetenlerin 21. yüzyılın zorluklarını yeterince iyi değerlendirmemiş olduğunu gösteriyor: İklim değişikliği, bioçeşitliliğin yok edilmesi, kirliliğin her şekli (hava, su, gıda) ve eşitsizliklerin alarm verici şekilde artması. Sinek kuşu gibi, İnsanoğlunun kötü davranmaya son vermediği bu güzel mavi gezegenimizde çocuklarımızın onurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için ben de kendi üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum. 
2018 yılının bu ilk günlerinde seni düşünüyor, ve tüm kalbimle bir gün tanışabilmemizi diliyorum.

Sevgilerimle,
Marie-Monique Robin, belgeselci
 

Jean-Xavier de Lestrade, Kazım Kızıl’ın vasisi

Sevgili oğlum,

Serbest bırakılman beni elbette sevindirdi ama beraatini öğrenmeden tam olarak rahatlayamayacağım. Bu Demokles’in kılıcından nihayet kurtulduğunda huzurla kameranı alıp kalbinde o denli yer edinen bu konuya yeniden odaklanabileceksin: “Küçük insanların” altında ezildiği adaletsizlikleri görünür kılmak. Bunu yetenek, cesaret ve kanaatle yapıyorsun. Bunu biliyorsun.
Şunu da bilmelisin ki senin verdiğin mücadele, bazılarının kapalı ve geçirmez olmasını istediği ülkenin sınırlarını aşıyor. Hepimiz için bir örnek teşkil ediyor. Sana harika projelerle dolu olağanüstü bir 2018 yılı diliyorum. Daha fazla ve daha fazla film çek. Belgesellerin, geleceğin daha âdil olmasını sağlayacak.

Jean-Xavier de Lestrade, Belgeselci
 
 
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design