Anasayfa / Güncel / P24’e Norveç’ten İnsan Hakları ve Demokrasi Ödülü

08 Nisan

P24’e Norveç’ten İnsan Hakları ve Demokrasi Ödülü

Hasan Cemal: ‘’Bu ödülü hapisteki meslektaşlar için alıyoruz’’


T24 yazarı ve Bağımsız Gazetecilik Derneği’nin (P24) kurucu başkanı Hasan Cemal Norveç’te Lindebrække Demokrasi ve İnsan Hakları Ödülü’nün bu yılki sahibi oldu. Oslo yakınlarındaki Gardermoen’da, Norveç’te iktidardaki Muhafazakâr Parti’nin yıllık kurultayının kapanışında yapılan ödül törenine Norveç Başbakanı Erna Solberg de katıldı. Ödül, Hasan Cemal’e P24’teki çalışmaları nedeniyle verildi.
 
2018 Lindebrække Demokrasi ve İnsan Hakları Ödülü’nün jüri başkanlığını yürüten Oslo Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Janne Haaland Matlary, ödül töreninde yaptığı konuşmada, ‘’Siyaset adamı olmasının yanı sıra bir hukukçu da olan Sjur Lindebrække adına her yıl verilen bu ödülün amacı, insan hakları, demokrasi, hukuk ve kuvvetler ayrılığı alanındaki çalışmalarıyla başkaları için de ilham kaynağı olan kişi ve kurumları desteklemektir’’ dedi.
 

Norveç Başbakanı Erna Solberg (solda) ve Jüri Başkanı Profesör Janne Haaland Matlary (en sağda), Hasan Cemal ve Yasemin Çongar ile birlikte...

Matlary, konuşmasına şöyle devam etti: ‘’Türkiye kültürel mirası, edebiyatı ve tarihiyle dev bir ülke. Hasan Cemal de Türkiye’de görüşlerini toplumla paylaşan en önemli entelektüellerden biri. Bugün biz bu ödülü, jürinin oybirliğiyle aldığı kararla, Türkiye’de son dönemde ifade özgürlüğü ve gazetecilerin hakları için yaptıkları çalışmalardan ötürü Hasan Cemal’in şahsında, kurucu başkanı olduğu P24’e veriyoruz.’’
 
Daha sonra bir konuşma yapan Hasan Cemal ‘’Bu ödülü hapisteki meslektaşlar için alıyoruz’’ dedi. Cemal’in törendeki konuşmasının tam metni şöyle:
 
‘’Bugünün dünyası beni korkutuyor.
            Çünkü demokrasiler zayıflıyor.
            Avrupa'da da öyle, Amerika'da da.
            Demokrasileri demokrasi yapan özgürlük, hukukun üstünlüğü, farklılıklara hoşgörü gibi değerler gitgide aşınıyor.
            Demokrasileri demokrasi yapan güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü gibi temel kurumlar darbe üstüne darbe yiyor.
            Evet, bugünün dünyası beni korkutuyor.
            Çünkü geçmişin hortlakları yeniden sahneye çıkıyor.
            Dünyanın, özellikle Avrupa'nın başına geçen yüzyılda korkunç belalar sarmış milliyetçilik, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, fanatizm yeniden güçleniyor.
            "Ben seçim sandığından çıktım, aklıma eseni yaparım!" diye özetlenebilecek popülist anlayışların damgasını vurduğu siyasal hareketler iktidara tırmanıyor.
      Trump önce Amerika diyor.
            Avrupa Birliği'ni bölmenin, NATO içinde çatlaklar yaratmanın peşinde olan Putin eskiyi, Sovyetler Birliği'ni özlüyor.
            Dünyada ikinci soğuk savaş dönemi açılıyor.
            Günümüzün bu dünyası beni korkutuyor.
            Oysa 1989'da, Berlin Duvarı yıkıldığında ne kadar iyimserdim.
            Çünkü demokrasi, hukuk, özgürlük rüzgarları esiyordu.
            Hem dünyanın hem Türkiye'nin geleceğine dair güzel hayallerim vardı.
            Aradan otuz yıl geçti.
            Şimdi korkuyorum.
            Tarih beni yine şaşırtıyor!
            Her şey altüst oluyor.
            Batı bölünüyor!
            Trump Amerikası kendi kabuğuna çekiliyor, Avrupa'yı kendi başına bırakıyor.
            İkinci Dünya Savaşı sonrasında tarihin belki de en büyük barış projesi olarak sahneye çıkan Avrupa Birliği'nin temellerini milliyetçilik illeti kemiriyor.
            Aklıma ister istemez takılıyor:
            Yoksa Avrupa, yaşamış olduğu bunca trajediye doymadı mı? Yoksa, bir kez o kanlı milliyetçilik tuzağına mı düşecek?
            Bilemiyorum, iyimser olamıyorum.
            Yalnız bugünün dünyası değil, bugünün Türkiyesi de beni korkutuyor.
            Hem de fena halde.
            Çünkü bu Türkiye, İslamcı-milliyetçi bir raya oturmuş durumda.
            Demokrasiyi çiğneyen, özgürlükleri  umursamayan bir Türkiye bu...
            Hukukun üstünlüğünün, güçler ayrılığının, yargı bağımsızlığının hızla kaybolduğu bir Türkiye bu...
            Özgür ve bağımsız medya düzenine neredeyse veda etmiş bir Türkiye bu...
            Hapishaneleri gazetecilerle, yazarlarla, özellikle Kürt siyasetçilerle dolu bir Türkiye bu...
            Değerli meslektaşlarım, sevgili dostlarım Nazlı Ilıcak'ın, Ahmet Altan'ın, Mehmet Altan'ın, Enis Berberoğlu'nun, Osman Kavala'nın, Ali Bulaç'ın, Ahmet Turan Alkan'ın, Akın Atalay'ın, Selahattin Demirtaş'ın, Gültan Kışanak'ın, Ayla Akat'ın, Fırat Anlı'nın, Aysel Tuğluk'un, Celalettin Can'ın ve daha bir çoklarının özgürlükleri gaspedilerek demir parmaklık arkasına atıldığı bir Türkiye bu...
            Hayatın renklerinden ya da farklılıklarından hoşlanmayan bir Türkiye bu...
            Tek sesliliği gündeminin başına oturtmuş bir Türkiye bu...
            Ortadoğu'da "dış maceralar"a açılan, barışı savunmayı neredeyse suç haline getiren bir Türkiye bu.
            Ne yazık ki, bu benim hayal ettiğim bir dünya, bir Türkiye değil.
            74 yaşındayım, 49 yıldır gazeteciyim.
            Daha güzel bir dünyada, daha güzel bir Türkiye'de yaşamak isterdim.
            "Zamanın ruhu"nu, "Zeitgeist"ı yakalayamayınca, anlaşılan, zamanın intikamı geliyor.
            Son sözüme gelince...
            Evet, galiba tarih beni hayatta bir kez daha şaşırtacak!
            Çok hazin.
            P24'e verdiğiniz bu ödüle tekrar teşekkür ediyorum ve Yasemin Çongar'la birlikte bu ödülü hapisteki dostlar, meslektaşlar ve siyasetçiler için alıyoruz. ‘’
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design