Anasayfa / Güncel / Mahkeme Altanlar ve Ilıcak için istinaf başvurusunu reddetti

02 Ekim

Mahkeme Altanlar ve Ilıcak için istinaf başvurusunu reddetti

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tüm tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamına karar verdi. Dava Yargıtay’a gidecek


Aralarında Ahmet Altan, kardeşi Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da bulunduğu altı gazeteci ve medya çalışanının istinaf yargılaması 2 Ekim günü görülen ikinci duruşmayla sonuçlandı. Yargılamayı yürüten İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi sanık avukatlarının istinaf başvurularını reddetti.

Karar, sanıkları Şubat ayında “anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbete mahkum eden İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi kararının istinaf mahkemesince bozulmaması anlamına geliyor. Karar bu haliyle Yargıtay’a götürülecek.

Duruşmaya tutuklu sanıklar Nazlı Ilıcak, kapatılan Zaman gazetesi görsel yönetmeni Fevzi Yazıcı, Zaman marka pazarlama direktörü Yakup Şimşek ve eski Polis Akademisi eski öğretim görevlisi Şükrü Tuğrul Özşengül ile hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı nedeniyle Haziran ayında serbest bırakılan Mehmet Altan katıldı. Ahmet Altan ise duruşmaya SEGBİS’le Silivri Cezaevi’nden bağlandı.

Duruşmayı P24’ün yanı sıra CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve English PEN temsilcisi izledi.

İstinaf davasının 21 Eylül’de görülen ilk duruşmasında sanık savunmalarının ardından esas hakkında mütalaasını açıklayan savcı, ilk yargılamadaki suçlamada ısrar etmiş ve sanıkların TCK 309/1 maddesi gereğince “Anayasal düzeni devirmeye çalışmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılmalarını talep etmişti. 2 Ekim’deki duruşmada sanıklar bu mütalaaya cevap olarak esas hakkında savunmalarını mahkemeye sundu.

Nazlı Ilıcak: Savunmam yok sayıldı

Duruşmanın başında söz alan Nazlı Ilıcak hakkındaki suçlamaları ayrıntılı bir şekilde çürüttüğünü, ancak buna rağmen savunmasının savcının esas hakkında mütalaasıyla  yok sayıldığını söyledi.

Kendisinin kanun hükmünde kararnameyle kapatılan Bugün gazetesinde çalışırken gazetenin sahibi Akın İpek hakkında herhangi bir soruşturma bulunmadığını anlatan Ilıcak, daha sonra çalıştığı Can Erzincan TV’nin de Gülen cemaatiyle ilişkisi olduğuna dair bir iddia varsa bunun kanalın sahibi Recep Aktaş’a sorulması gerektiğini söyledi.

Ilıcak savunmasında Anayasa Mahkemesi’nin Mehmet Altan’ın tutukluluk için yaptığı başvuruda verdiği hak ihlali kararını hatırlattı ve benzer suçlamalarla karşı karşıya olduğu için bu kararın kendi hakkında da uygulanmasını talep etti.

Ilıcak, Zaman davası ile “FETÖ medya yapılanması” adıyla bilinen davalarda da sanıklar hakkındaki “darbe” suçlamalarının düştüğüne dikkat çekti.

“Savcı, benim cemaate neden hizmet etmek isteyeceğime dair tek bir somut delil ortaya koymadı,” diyen Ilıcak “43 yıllık meslek hayatımda hep hak, hukuk, demokrasi dedim. Bunun için defalarca bedel ödedim. 2 yıldır ‘terörist’ ve ‘casus’ gibi suçlamalara maruz kalmak, ödediğim bedellerin bir kenara atılması… bu haksızlık canımı çok yaktı,” diye konuştu.

Ilıcak’ın mahkemede yaptığı esas hakkında savunmasının tam metnini buradan okuyabilirsiniz.

Fevzi Yazıcı: Askerler bu reklamdan hangi talimatı aldı?

Ilıcak’ın ardından söz alan Fevzi Yazıcı ise hakkındaki “darbe” suçlamalarını bir kez daha reddetti. Yazıcı, Zaman gazetesinin “gülen bebek reklamı” olarak bilinen ve darbe mesajı verdiği iddia edilen reklamının hazırlanması sürecine dahil olduğu gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbede mahkum edilmişti.

Davada çok sayıda cevapsız soru olduğunu belirten Yazıcı, “Askerler bu reklamdan hangi talimatı aldı?” diye sordu.

Yazıcı’nın avukatı ise reklamla ilgili sorumluluğun Zaman eski Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’ya ait olduğunu, reklamın RTÜK onayından geçtiğini ve reklamla ilgili suçlamaların “kendine pay çıkarmaya çalışan belli bir çevre” tarafından öne sürülen “sansasyonel” suçlamalar olduğunu ifade etti.

Mehmet Altan: AYM’nin kanıt yok dediği dosyada savcı kanıtı nasıl buluyor?

Yazıcı’nın esas hakkında savunmasının ardından duruşmaya öğlen arası verildi. Aradan sonra esas hakkında savunmasına başlayan Mehmet Altan, gözaltına alınması ve tutuklanmasının Anayasa ihlali olduğunu söyledi.

Altan’ın tutuklamaya karşı yaptığı bireysel başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, Ocak ayında açıkladığı kararında hak ihlaline hükmetmiş, ancak ilk yargılamayı yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi kararı dikkate almayı reddederek Altan’ı serbest bırakmamıştı.

“Anayasa ihlal edilerek önce tahliye edilmedim, sonra ağırlaştırılmış müebbete mahkûm edildim. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir birinci derece mahkemesi Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu kararını dinlemedi, Anayasal suç işledi,” diyen Altan istinaf mahkemesinin Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca kendisi hakkında verdiği tahliye kararına atıfta bulunarak, “Bu, suçum olmadığı halde tutuklandığım anlamına geliyor,” diye konuştu.

Altan, Anayasa Mahkemesi kararı ve ardından istinaf mahkemesinin verdiği tahliye kararına rağmen savcının esas hakkındaki mütalaasında aynı suçlama ve ceza talebini tekrarlamasını ise eleştirdi. Altan, “Anayasa Mahkemesi kararı mahkemenizce kabul edildi. Nitekim bu ihlal nedeniyle devlet bana tazminat ödedi. Her şey ortada ve çok berrak. Gelin görün ki 21 Eylül günkü duruşmada savcı benim yeniden müebbet hapse çarptırılmamı istedi. Hukuken böyle bir şey olabilir mi? Anayasa Mahkemesi’nin ‘kanıt yok’ dediği dosyada savcı hangi kanıtı, nasıl buluyor?” diye sordu.

Savcının mütalaasında geçen “somut olmayan, soyut tehlikeye yönelik” suç kavramını da eleştiren Altan, “Böyle bir suç tarifi var mı yoksa öcü masalı mı? Savcı, yazıları silah olarak mı görüyor? Böyle bir değerlendirmenin Anayasaya aykırı olduğunu bilmiyor mu?” dedi.

“’Somut olgular varmış’ demekle somut olgu olmuyor. İki yıldır göremediğimiz gibi, şimdi de bol kepçeden laf var, belge yok,” diyen Altan, savcının öne sürdüğü “manevi cebir” suçlamasını içeren bir kanun maddesi olmadığını hatırlattı.

Anayasa Mahkemesi’nin 11 Ocak tarihli kararını ve ardından benzer şekilde hak ihlaline hükmeden AİHM kararından bazı bölümleri mahkemede okuyan Altan, “Bunlara rağmen iki yıl hapis yattım, 30 yıl çalıştığım üniversiteden atıldım, istinaf savcısı da müebbet istiyor. Hukuk devleti bu mudur?” diye sordu.

Mehmet Altan’ın esas hakkında savunmasının tam metnini buradan okuyabilirsiniz.

Altan’ın avukatlarından Figen Albuga Çalıkuşu ise İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava boyunca delillerin incelenmediğini, savunmaya tanıkları sorgulama imkanı verilmediğini söyledi. İstinaf duruşmasında da usulsüzlükler bulunduğunu söyleyen Çalıkuşu “Duruşma tanığın dinlenmesi için açılmıştı, ancak tanığın dinlenmesi için çağrı yapılmamış. Mevzubahis tanığın 19 Eylül’de dinlendiğini biz 21 Eylül’deki duruşmada öğrendik. Bu, kanunlarda belirtilen usullere aykırıdır,” dedi.

Esas hakkında mütalaayı da eleştiren Çalıkuşu, “Bu mütalaa Türkiye’de yaşayan her bireyi hukuk güvensizliğine sokabilecek niteliktedir” diye konuştu. “Amaç suç TCK 309’daki suç ise, araç suç nedir? Yazı yazmak araç suç mudur?” diye soran Çalıkuşu Altan’ın “darbe” suçunu düzenleyen TCK 309. maddeye dayalı bir suçlamanın muhatabı olamayacağını söyledi.

Şükrü Tuğrul Özşengül: Bu davada olmam çok şaşırtıcı

Polis Akademisi eski öğretim görevlisi Şükrü Tuğrul Özşengül ise savunmasında mahkemelerin “ısrarla suç uydurma” gayreti içinde olduklarını, delil arayışına önem verilmediğini söyledi.

“Maalesef faşist yönetimlerde görülen düşman ceza hukukuna maruz kalıyoruz. Ben kendi niyetimi daha nasıl ispatlayacağım?” diyen Özşengül, “Ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorum, hiçbir delil ortaya konmuyor. Hep böyle mi oluyor acaba? Bu kadar kolay yargılanmamalı insanlar” dedi. Gazeteci olmadığını, bu davada sanık olmasının çok şaşırtıcı olduğunu söyleyen Özşengül, “Etkilediğim bir kesim de yok. Çıktığım programların reytingi belli” dedi.

Özşengül’ün avukatı ise daha önce cezaevinde kalp krizi geçiren müvekkilinin kalp hastası olduğunu hatırlattı ve beraatini ve tahliyesini istedi.

Yakup Şimşek: Savcı somut delil olmadığını kabul ediyor

Dava kapsamında iki yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Zaman gazetesi Marka Pazarlama Direktörü Yakup Şimşek esas hakkında savunmasında savcının herhangi bir somut gerekçe belirtmeksizin ağırlaştırılmış müebbet cezalarının onanmasını istemesini eleştirdi.

“Tam 793 gündür hapis yatıyorum. Hakkımdaki beş adet iddianın hepsine cevap verdim, bunların dışında tek bir iddia bile yoktur,” diyen Şimşek, savcının “soyut tehlike” kavramını kullanarak aslında somut bir delil olmadığını kabul ettiğini belirtti. Şimşek, “Buna rağmen ağırlaştırılmış müebbet, yani eski mevzuata göre idam talep edebiliyor. Savcılık gibi yüce bir makamda bulunan bir kişiden, suç olduğunu varsaydığı unsurları ifade etmesini beklerdim,” dedi.

Ahmet Altan: “Soyut tehlike yaratmak” diye bir suç var mıdır?

Duruşmada son savunmayı iki yıldır tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS’le bağlanan Ahmet Altan yaptı.

Altan, “’Subliminal mesajla’ başlayıp, ‘manevî cebir’ ile devam ederek, istinaf savcısının ‘soyut tehlike yaratmak’ suçlamasıyla şahikasına ulaşan bu tatsız vodvil bize bazı gerçekleri gösterdi. Birincisi, birileri bizim hapiste kalmamızı hastalıklı bir saplantıyla istiyor. İkincisi, bizi hapiste tutmak hukuk çerçevesi içinde mümkün değil. Üçüncüsü, bizi hapiste tutma isteği ile hukukun gerçeklerinin çarpıştığı noktada yaşadıkları çaresizlikle kıvranan bazı yargı mensupları rezil olmayı, hatta suç işlemeyi hiç çekinmeden göze alıyorlar,” diye konuştu.

Savcının esas hakkında mütalaada kullandığı “soyut tehlike yaratmak” kavramını eleştiren Altan, “Bütün iddiaları gelip gelip ‘manevî’ye, ‘soyut’a dayanıyor. Sanki yargıçlar tarafından değil de gaipten haber alan büyücüler tarafından yargılanıyoruz,” dedi.

“’Soyut tehlike yaratmak’ diye bir suç var mıdır? Hangi yasa maddesi ‘soyut tehlike’ yaratmak diye bir suçu belirliyor? Soyut tehlikenin somut delili olabilir mi?” diye soran Altan, savcının herhangi bir örnek sunmadan delil olduğunu söylemek suretiyle Anayasa Mahkemesi’nin Mehmet Altan hakkında verdiği ve Altan’ın tutuklanmasını haklı gösterecek bir delil bulunmadığını belirten kararı da yok saydığını belirtti.

Altan, “Biz, Anayasa’ya uymayı reddeden yargıçlarla savcılar tarafından mı yargılanıyoruz? Anayasa’yı ve Anayasa Mahkemesi’ni reddetmek insanı yargıç değil suçlu yapar” diye konuştu.

“Beni daha önce yargılayan mahkeme beni hapse attı. Peki, gerçeği ortaya çıkartıp bunu somut kanıtlarıyla insanlara gösterebildi mi?” diye soran Altan, dosyada tek bir somut delil bulunmadığını yineledi.

“Beni cezalandırmak istiyorlar ama hukukta ve yasada bunun karşılığını bulamıyorlar. Bulamazlar ve bulamayacaklar. Çünkü ben haklıyım,” diyen Altan, “Hayatımı bir hücrede geçirmeye aldırmıyorum çünkü kendimi bir çizgi romanın içinde dolaşıyormuş gibi hissediyorum. Hiçbir şey ciddi ve ürkütücü gözükmüyor bana,” diye konuştu.

Altan’ın esas hakkında savunmasının tam metnini buradan okuyabilirsiniz.

Altan’ın avukatlarından Ergin Cinmen ise davayı “Hayatımda en zorlandığım dava” diye tanımladı. “Yok olanın yok olduğunu ispatlamaya çalışıyoruz. Burada iki yıldır hukukun trajedisini yaşıyoruz,” diyen Cinmen, “2018 Türkiyesi’nde hâlâ üç tane yazı 309. maddeye kanıt sayılıyor. Bu, topluma da ayıp” diye konuştu.

“Soyut tehlike” denecekse buna bir referans gösterilmesi gerektiğini söyleyen Cinmen, “İcat edilen bir kavramla ağırlaştırılmış müebbet talep edilemez” dedi.

Avukat Figen Albuga Çalıkuşu ise Ahmet Altan’dan darbe girişiminin müşterek faili olarak söz edebilmek için “Ahmet Altan yeryüzünde yaşamasa darbe olmazdı” diyebilmek gerektiğini söyledi.

Çalıkuşu, “Hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları ve basın özgürlüğü alanlarında hiçbir ilerleme olmadığından AB, Türkiye’ye vereceği yardımı kestiğini duyurdu. Dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir yargılamadayız. Hukuka, Anayasa’ya, yasalara uygun kararlar çıktığını ispatlama şansınız var,” diye konuştu.



Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design