Anasayfa / Medya izleme / S-400 F-35’leri “püskürttü”

18 Temmuz

S-400 F-35’leri “püskürttü”

Erbil’de yaşanan saldırı gündemdeki birçok haberi arka plana itti.

Hrant Dink cinayeti davasında çıkan kararlar, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk haline devam “denilmesi” ve Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması gibi haberler Erbil’de bir Türk diplomatın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan saldırının gölgesinde kaldı.

Basının büyük kısmı Erbil’deki saldırıyı manşete çekse de Evrensel, Birgün, Sözcü ve Cumhuriyet gazeteleri gündemi az da olsa “hareketlendirdi.” Karar gazetesinin manşeti ise kriz üstüne kriz yaratan petrol, doğalgaz ve hava savunma sistemi hamlelerini yapış yapış bir hamasetle halka sunan iktidarın eli kulağındaki İstanbul depremi ve sonrası için hiçbir planı olmadığını, daha da kötüsü milletini bu kadar seven, sayan ve önemseyenlerin yaşanacak can kayıplarını yapılan onlarca uyarıya rağmen hiç mi hiç önemsemediğini gösteriyor.

Belki de haksızlık ediyorum. Belki de millet sevgisini dilinden düşürmeyen iktidar deprem sonrası yaşanacaklar için şimdiden hakkıyla organize olmuştur. Tecrübelerime dayanarak şöyle birkaç tahminde bulunabilirim: Hayatını kaybedenler “şehit” ilan edilir, depremden FETÖ sorumlu tutulur, OHAL ilan edilir, gazeteciler depremi önceden bildikleri ve iktidarı uyardıkları için tutuklanır, ABD ve AB hedef tahtasına oturtulur, PKK ve HDP topa tutulur (Abdullah Öcalan itinayla korunarak tabii ki), Kılıçdaroğlu’nun fay hattına övgüleri arşivden çıkarılır, bu da yetmezse deprem bölgesine ziyareti sırasında yumruklanır, en olmadı İstanbul’un yeni Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu görevden alınır ve kalan sağlarla İstanbul seçimleri acilen yenilenir. Böylece Türkiye’nin dik duruşunu 7 şiddetinde bir depremin bile sarsamayacağı dosta düşmana bir defa daha kanıtlanır.

Bu kadar da olmaz diyebilirsiniz ama şimdiden bahse hazırım. Depremden canımızı kurtarırsak tekrar konuşuruz.

Sabah sabah içimi de döktüğüme göre artık gündeme dönebiliriz.

Avrupa Birliği’nin Doğu Akdeniz’de yaşanan kriz sonrası Türkiye’ye yaptırım kararı almasının ardından Pentagon’dan da S-400 karşılığı geldi ve Türkiye F-35 programından çıkarıldı. Pentagon Satın Alma ve İdame İşlerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ellen Lord ve Savunma Bakanı yardımcılarından David J. Trachtenberg tarafından yapılan açıklamada, “Türkiye S-400 kararından dolayı iş imkanlarını ve ekonomik fırsatları kaybedecek. F-35 programıyla bağlantılı 9 milyar dolarlık bir kayıp olacak" denildi.

Halbuki daha 15 gün önce Japonya’daki G-20 zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın hem S-400 hem de F-35 konularında Türkiye'ye destek verdiğini söylemişti. Erdoğan, ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulayıp uygulamayacağı konusunda “Yaptırım diye hiçbir şey duymadık şu ana kadar” demiş, F-35'ler konusunda da Trump’ın “1 milyar 400 milyon dolar para vermişler. Sen malını vermiyorsun. Böyle anılmak da iyi bir şey değil" dediğini belirtmişti. Cumhurbaşkanı, “Şimdi bu parayı verdik ama malımızı bize vermiyorlar; ne böyle bir tüccar olur ne de böyle bir müşteri. Bunu da çok açık ve net söylemek bir insanın dürüstlüğüne işaret eder" açıklamalarında bulunmuştu.

Sözcü gazetesi habere ön sayfasının altında, “F-35 programından çıkarıldık” başlığıyla yer verdi ve “Beyaz Saray, Türkiye’nin S-400 satın alarakF-35 programını tehlikeye atabileceğini, bu nedenle F-35 programından çıkarıldığını resmen açıkladı” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet gazetesi birinci sayfasının altından, “F-35 artık imkansız” başlığıyla verdiği haberde, “Beyaz Saray, S-400 alan Türkiye’nin F-35 programına dahil olmasının artık imkansız olduğunu duyurdu. Açıklamada, iki ülkenin işbirliğinin süreceği vurgulandı. Pentagon ise Türkiye’nin programa katılımının askıya alındığını açıkladı” dedi.

Karar gazetesi haberi birinci sayfasının altından, “Pentagon: Türkiye’nin ortaklığı askıya alındı” başlığıyla anonsladı.

Güneş gazetesi habere ön sayfasının altında, “F-35’leri veremiyoruz ama ilişkilerimiz güçlü” başlığıyla yer verdi. Haberde, “Beyaz Saray ve Pentagon, Türkiye’nin F-35 programından çıkarıldığını duyurdu. Açıklamalarda, ‘Türkiye ile ilişkilerimiz hala çok güçlü ve NATO ortağıyız. İlişkilerimiz sadece F-35’e bağlı değil’ vurgusu yapıldı” ifadeleri yer aldı.

Akşam gazetesi habere, “ABD ile yeni dönem: Türkiye’ye F-35 yok” başlığını attı ve “ABD Başkanı Trump’ın ‘S-400 konusunda adil davranmadık’ açıklamasına rağmen Türkiye F-35 programından çıkarılıyor, eğitimdeki pilotlar gönderiliyor” dedi.

Star gazetesi manşetin yanında yer ayırdığı habere, “Pentagon: F-35’i askıya aldık” başlığını attı ve “ABD Savunma Bakanlığı, Rusya’dan tedarik edilen S-400 füze savunma sistemlerinin teslimatı sürerken, Türkiye’nin F-35 savaş uçakları programına katılımının askıya alındığını duyurdu” ifadelerine yer verdi.

Türkiye gazetesi habere ön sayfasının altında, “Türkiye’yi F-35’ten çıkarma kararı” başlığıyla yer verdi: “Ülkemizin, Rusya’dan S-400’leri almasına tepki olarak ABD’den hamle geldi. Pentagon, Türkiye’nin F-35 uçakları program ortaklığının askıya alındığını ve çıkarma sürecinin başlatıldığını açıkladı. Beyaz Saray ise ‘ABD, Türkiye ile stratejik ilişkisine halen çok değer vermektedir’ ifadesini kullandı.”

Hrant Dink davasında ödül yağdı

Hrant Dink cinayeti davasında, Ogün Samast’ın da aralarında bulunduğu 9 sanık hakkında karar verildi. “Büyük abi” Erhan Tuncel’in 99 yıl hapis cezasına çarptırılarak tutuklanmasına karar verilirken, tetikçi Ogün Samast 2.5 yıl, Yasin Hayal ise 7.5 yıl hapis cezası aldı.

Evrensel gazetesi habere birinci sayfasının altında, “Dink davasında Tuncel’e 99 yıl ceza” başlığını attı ve “Agos Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin süren yargılamada, dosyası ana davadan ayrılan Erhan Tuncel’e 99 yıl 6 ay, Ogün Samast’a 2 yıl 6 ay, Yasin Hayal’e ise 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi” dedi.

Birgün gazetesi ön sayfasının altından, “Tuncel’e 99 yıl ceza” başlığıyla verdiği haberde, “Hrant Dink cinayeti davasında Erhan Tuncel’e 99 yıl, Yasin Hayal’e 7 yıl, katil Ogün Samast’a ise 2 buçuk yıl hapis cezası verildi” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet gazetesi, “Tuncel’e 99 yıl hapis” başlığını attığı haberde, “Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı davadan dosyaları ayrılan Erhan Tuncel’e 99 yıl 6 ay, Yasin Hayal’e 7 yıl 6 ay, Ogün Samast’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Tuncel, ‘Bunun bedelini sorduracağım’ dedi” ifadelerine yer verdi.

Türkiye gazetesi habere ön sayfasının altında, “Azmettirene 99, tetikçiye 2,5 yıl” başlığıyla yer ayırdı ve “Yargıtay’ın bozma kararı üzerine tekrar görülen Hrant Dink cinayeti davasında zaman aşımının dolması ihtimali sebebiyle dosyası ayrılan Erhan Tuncel’e 99.5 yıl, Yasin Hayal’e de 7.5 yıl hapis cezası verildi. Tetikçi Samast ise 2.5 yıla mahkum oldu” ifadelerini kullandı.

Akşam gazetesi habere, “Dink davasında Tuncel’e 99.5 yıl” başlığını attı: “Hrant Dink davasında zaman aşımını girmemesi için ayrılan dosyalardan karar çıktı. Erhan Tuncel 99.5 yıl hapis cezasına çarptırılırken, Yasin Hayal 7.5 yıl, Ogün Samast da 2.5 yıl hapis cezası aldı.”

Sabah gazetesi haberi, “Erhan Tuncel’e 99.5 yıl” başlığıyla anonslarken, Star gazetesi ön sayfasının altından anonsladığı habere, “Dink davasında Tuncel’e 99 yıl hapis” başlığını attı.

Aydınlık gazetesinin ise bu konuya hiç girmemesi oldukça dikkat çekti.

“Türkiye’yi yönetenler en büyük suçu işliyorlar”

Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olarak yargılandığı ana davanın duruşmasına, Ankara Sincan Hapishane Kampüsü'nde devam edildi. Demirtaş'ın, 'terör örgütü yöneticiliği' başta olmak üzere çeşitli suçlardan 142 yıla kadar hapis cezası istemiyle tutuklu yargılandığı davada tutukluluk halinin devamına karar verilirken, Demirtaş’ın savunması duruşmaya damga vurdu.

Demirtaş, “"Demokratik özerklik, biricik çözüm yoludur. Tek adamlık, diktatörlük Türkiye'ye anayasaya referandumla zorla kabul ettiriliyor da Selahattin Demirtaş bir mitingde demokratik özerkliği mi savunamayacak? Bu mu suç olacak? Şu anda Türkiye'yi yönetenler zaten en büyük suçu işliyorlar. Anayasa askıya alınmış durumda. Anayasasızlık şu anda fiili durumdur. 138. madde her gün katlediliyor. Yargıya bangır bangır talimat veriliyor. On binlerce insan yasa dışı bir şekilde, yürütmenin talimatıyla işten atılıyor, yargı üstünde baskı kurularak haklarının iadesi engelleniyor. Binlerce akademisyen, savaş istemiyorum dediği için akademiden atılıyor ve yargı onlara patır patır ceza yağdırıyor. Daha binlerce örnek sayabilirim. "Bunların yaptığı suç değil, Selahattin Demirtaş 2013 yılında Karakoçan'da Kürt demiş, Kürdistan demiş, bu suçtur. Bunu yakalayacağız, hücreye atacağız." Bu mudur? Bu mudur adalet anlayışı?" dedi.

Haber yalnızca Evrensel gazetesinde öne çıktı. Gazete manşetin altından, “Demirtaş: AKP-Gülen Cemaati sarmaş dolaştı” başlığıyla verdiği haberde, “Tutuklu yargılandığı davanın duruşmasında savunmasına devam eden HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş fezlekenin hazırlanması için iki buçuk yıl beklenmesinin siyasi saiklerle olduğunu ifade etti. Demirtaş, o dönem konuşmalar yaptığı sırada, AKP ile Gülen cemaatinin sarmaş dolaş olduğunu söyledi” ifadelerine yer verdi.

Huzurlarınızda “deprem yaratması” beklenen bir haber…

Karar gazetesi manşetinde, “İstanbul’a ‘üç kıyamet’ uyarısı” başlıklı habere yer verdi. Haberde, “Marmara’daki bin 500 yıllık fay hareketini analiz eden uzmanlar ‘7.2, 7.4 ve 7.5 büyüklüğünde depremler kapıda’ dedi. Ancak İstanbul’da 1999’dan bu yana eksikler giderilmediği gibi tablo daha da vahim hale geldi. Kentsel dönüşümde risk dikkate alınmadı, acil ulaşım yollarına otopark, toplanma alanlarına AVM yapıldı. ‘Beklenen kıyamet’ alarmı, uyarıların artık kulak ardı edilmeden acil önlem alınması gerektiğini ortaya koydu. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, beklenen Marmara depremiyle ilgili çarpıcı bir çalışmaya imza attı. Çalışmada bin 500 yılın verileriyle İstanbul ve çevresi için deprem senaryosu hazırlandı. İTÜ ve Ankara Üniversitesi’nden bilim insanlarının da katkı sunduğu çalışmada, İstanbul ve çevresinde tarih boyunca yaşanmış önemli depremler incelendi. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, Jeodezi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Fatih Bulut, Doç. Dr. Aslı Doğru, İTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Cenk Yaltırak ve Ankara Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği’nden Prof. Dr. Bahadır Aktuğ’un kaleme aldığı makalede olası depremin büyüklüğüne dair senaryolar da hazırlandı. Çalışmada, 1766’da iki ve 1509’da bir olmak üzere 7,2, 7,4 ve 7,5 büyüklüklerinde depremlerin yaşandığı belirtildi. İstanbul’un hemen güneyindeki fayda da batıya doğru sırasıyla 7.5, 7.4 ve 7.2 büyüklüğünde depremler beklendiği kaydedildi. Doç. Dr. Fatih Bulut, çalışmayla fayların en son ne zaman kırıldığı, kırıldıktan sonra yılda ne kadar enerji biriktirdiği ve biriken enerji tamamen açığa çıktığında nasıl bir büyüklük oluşturacağı konusunda sonuçlara ulaşıldığını kaydetti. Yıllık hareket biriktirme miktarını Marmara Bölgesi’nde 100’e yakın GPS istasyonundan aldıkları verilerle hesapladıklarını aktaran Bulut, yıllık ortalama 2.5-3 cm arası bir hareket gözlediklerini kaydetti. Bulut, son 1500 yıllık zaman dilimini 7 zaman aralığına ayırınca her bir kümenin en az 4, en fazla 6 depremi kapsadığını dile getirerek, ‘7. zaman aralığını henüz tamamlamadık ve yakın tarihlerde bu kapsamda sadece iki deprem yaşadık. Dolayısıyla 7. zaman aralığını tamamlamak için istatistiki olarak en az 2 en fazla 4 deprem daha yaşayacağımız görülüyor’ ifadelerini kullandı. Bulut ayrıca Türkiye’nin birçok yeri için deprem tehlikesinin mevcut olduğunu ancak İstanbul’un nüfusunun fazla olmasının olası kayıp risklerini artırdığını söyledi” ifadeleri yer aldı.

-Ergenekon ve Balyoz’a var da KCK’ya yok mu? -Valla taze bitti…

Evrensel gazetesi manşetindeki, “Madem kumpas gereğini yapın!” başlıklı haberinde, “Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde yer alan raporda, ‘Ergenekon’ ve ‘Balyoz’ davası gibi KCK davası da ‘kumpas’ ifadesiyle yer aldı. Cumhurbaşkanlığı internet sitesi, “10 soruda 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Fethullahçı Terör Örgütü” adlı raporda, Kürt siyasetçi ve gazetecilerin, yıllardır yargılandığı ve hapis yattığı KCK davalarını ‘kumpas’ olarak nitelendirdi. Konuyu değerlendiren Hukukçu ve HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş, ‘Binlerce insan bu davada mağdur oldu. Ama neticede KCK davaları hala devam ettiriliyor. O dönem cemaatle AKP içli dışlıydı. Belgenin gereği yapılmalı’ dedi. Cumhuriyet ve Gezi davası avukatlarından Tora Pekin de ‘Gezi’de yasa dışı deliller yeniden canlandı. Cumhuriyet davasında da savcı FETÖ’den yargılanıyordu. Buna tutarsızlık demek eksik kalır. Burada müthiş bir çifte standart var’ dedi” ifadelerine yer verdi.

Cumhuriyet gazetesi aynı haberi KCK davaları kısmını görmezden gelerek okuyucularıyla paylaştı. Gazete, “FETÖ ‘fanatik kült örgüt’müş” başlığıyla verdiği haberde, “Cumhurbaşkanlığı’nın resmi internet sitesinde FETÖ’nün, ‘emekli bir imam olan Fethullah Gülen’in direktifleriyle bir araya gelen fanatik insanların oluşturduğu silahlı bir kült örgüt’ olduğu belirtildi. Milyonlarca yurttaşın katıldığı Gezi Direnişi’nin FETÖ bağlantılı olduğu ileri sürüldü. Darbe girişimine giden sürecin anlatıldığı “10 soruda 15 Temmuz” adlı çalışmada, ankete de yer verildi. “’15 Temmuz gecesi neden sokağa çıktınız’ sorusuna yurttaşların yüzde 35’İ ‘Vatan için’ yanıtını verdi. ‘Cumhurbaşkanı’na destek için’ yanıtını verenlerin oranı yüzde 10’da kaldı” ifadelerini kullandı.

Sözcü gazetesi “sihrini konuşturdu”

Sözcü gazetesi dünkü manşetini, “Hokus pokus rapor yokuş” gibi garip bir başlıkla devam ettirdi. Haberde, “FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki kanlı darbe girişimini araştırmak üzere kurulan Meclis Komisyonu, 3 ay çalışıp 652 sayfalık rapor hazırladı. Raporu dönemin Meclis Başkanı Kahraman’a sundu. Rapor 33 ay boyunca bastırılıp Genel Kurul’a getirilmedi. Meclis internet sitesinde rapor için ‘Komisyon çalışmaları sürüyor’ diye yazıyordu. Sözcü rapora yönelik oyalamayı geçen Salı manşet yaptı. Bunun ardından Meclis’in internet sitesindeki kayıt durumu değiştirildi. ‘Raporunu vermedi. Hükümsüz’ denildi. Bu değişiklik, ‘Rapor neden gizleniyor?’ dedirtti” ifadeleri yer aldı.

“AKP hileli atama peşinde”

Birgün gazetesi manşetindeki, “AKP hileli atama peşinde” başlıklı haberinde şu ifadelere yer verdi: “Sincan Belediyesi, bazı kişilere devlet memurluğu kadrosu verebilmek için sınavsız kadro alınabilen özel kalem müdürlüğünü araç olarak kullandı. Özel kalem müdürü olarak atanan isimler daha sonra belediyeler ve bakanlıklardaki devlet memurluğu kadrolarına sınavsız yerleşti. Devlet Memurları Kanunu’na göre, ‘İstisnai memuriyet kadrosu’ olan özel kalem müdürlüğü kadrolarını usule aykırı biçimde kullanan Sincan Belediyesi, Sayıştay’ın denetimlerine takıldı. Melih Gökçek’in görevden ayrılmasından sonra yerel seçimlere kadar geçen sürede Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yürüten Mustafa Tuna’nın Sincan Belediye Başkanlığı yaptığı 2014, 2015, 2017 ve 2018 yıllarında, sınavla girilebilecek memur kadrolarına yedi kişiyi atadığı ortaya çıktı. Özel kalem müdürlüğü kadrosunun memuriyete sınavsız atama yolu olarak kullanılamayacağının altını çizen Sayıştay denetçileri, belediyenin kamu görevine girmede eşitlik ve liyakat ilkesine aykırı hareket ettiğini belirtti. Belediyenin dosyalarında yapılan incelemeye göre, dört yıl içinde toplam yedi personelden altısını Özel Kalem Müdürlüğü kadrosuna açıktan atayan belediye, bu kişilerin kamu kurumlarına naklen atamasını yaptı. Aralarında Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da yer aldığı altı kamu kurumuna naklen atanan isimlerin, Özel Kalem Müdürlüğü kadrolarında çok kısa bir süre görev aldığı belirlendi.”



Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design