Anasayfa / Medya izleme / Ölü taklidi yapan basın ve Vedat Ekinci cinayeti

05 Ağustos

Ölü taklidi yapan basın ve Vedat Ekinci cinayeti

14 yaşındaki Vedat Ekinci'nin sınır birliklerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetmesi bir avuç gazetede haber olabildi

Haftanın ilk günü gazeteler, Erdoğan’ın “Fırat’ın doğusuna gireceğiz” sözlerine ve İstanbul-İzmir arasını 3.5 saate düşüren yeni otoyolun açılışına geniş yer ayırdı.

Hükümeti gözü kapalı desteklemeyen gazetelerin bir kısmı Kaz Dağları’ndaki katliama dikkat çekerken Sözcü gazetesi, Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP’nin konuyla ilgili 12 yıl önce verdiği önergeyi hatırlattı.

Pazartesi gününün gündemine özellikle Kaz Dağları’nda yaşananlarla ilgili haberler üzerinden devam edeceğiz fakat önce hafta sonu Yeni Yaşam, Evrensel, BirGün, Karar, Cumhuriyet gibi birkaç gazete dışında basının ölü taklidi yaptığı bir konuya dikkat çekmek istiyoruz.

Bundan 8 yıl önce 28 Aralık 2011’de gerçekleşen Roboskî katliamını hatırlatan bir olay daha yaşandı geçtiğimiz Cuma günü. 14 yaşındaki Vedat Ekinci, sınır birliklerinin köylülerin üzerine ateş açması sonucu hayatını kaybetti.

Evrensel gazetesi cumartesi günü haberi manşetten, “Bu kaçıncı çocuk, bu kaçıncı ölüm!” başlığıyla verdi. Gazete haberde şu ifadeleri kullandı:

Hakkari’nin Derecik ilçesine bağlı Çemekurk köyünde yaşayıp, sınır ticareti yaparak geçimini sağlayan köylülerin üzerine dönüş yolunda gündüz vakti askerler tarafından ateş açıldı. 14 yaşındaki Vedat Ekinci yaşamını yitirirken, bir köylü ise ağır yaralandı. Hakkari Valiliği, ‘Uyarı ateşi yapıldı’ dedi ve ölüme ‘seken’ mermi çekirdeğinin yol açtığını savundu. Evrensel’e konuşan HDP Hakkari Milletvekili Sait Dede, iktidarın Kürt sorunundaki çözümsüzlük politikaları yüzünden bu olayların yaşandığını söyledi. Dede, ‘Gündüz gözüyle gerçekleşen bir olay. Uyarabilirdin, gerekli uluslararası hukuk prosedürlerini uygulayabilirdin’ dedi. EMEP Bölge Örgütü Yöneticisi Umut Yeğin ise, savaşçı politikaların sonlandırılmasını istedi.

Ender İmrek de aynı gün Evrensel’de, “Onlara sınır yok, yoksula sınırda bomba…” başlıklı bir yazı kaleme aldı:

Sınır ticareti yapan köylülerin üzerine helikopterden ateş açıldı. 14 yaşındaki Hakkarili Vedat Ekinci yaşamını yitirdi, bir köylü de ağır yaralı...
Hafızalarda derin bir etki bırakan Roboskî Katliamı da sınırda gerçekleştirilmişti…
Savaş uçaklarıyla bombalanmıştı yoksul köylüler…
Kürt köylerinin arasına çekilmiş sınırlar mayın doludur; savaş uçakları, helikopterler, İHA’lar SİHA’lar, Dronlar tepelerindedir gece gündüz köylülerin…
Bağırsan duyar öte taraftaki kardeşleri, ancak ulaşılmazdır yollar…
Roboski’de çoğu çocuk 34 Kürt katledilmişti…
Katliamın üzerini örttüler… Asker, arkasında hükümetin sağlam elini buldu… Yeni bir mutabakatı da Kürtlerin ölümü üzerinden sağlamış oldular…
Ondan sonra ne barış, ne müzakere, ne çözüm…
Peki ya Saraydakilerin çocukları…
Onlar için sınır var mı?
Erdoğan’ın çocukları için ticarette sınır yok…
Peki ya Binali Yıldırım’ın çocukları…
Önceki gün saraydan seslenen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, meydan okudu…
“Gelin ulan…”
“Oligarklara, onların en büyük silahı faiz belasına meydan okuyoruz. “ dedi. “Evet, topunuz gelin! Biz buradayız, vazgeçmeyeceğiz.”
Peki ya çift maaş…
Ya saray çevresinin oligarklaşmış olduğu gerçeği…
Aynı gün Fatmanur Altun da medyada gündemdi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim başkanı çift maaş alıyormuş…
Bir maaş Saray’dan bir maaş şirket yönetim kurulu üyeliğinden…
Arpalıktan… Borsa İstanbul YK Üyeliğinden de ballı bir maaş…
Eşi Fatmanur Hanım bir maaşı üniversiteden ikinci maaşı THY Yönetim Kurulu üyeliğinden…
CHP’li Özgür Özel konuyu gündeme taşıyınca Saray görevlisi “heyttt” diye çıktı ortaya…
Faizcilere meydan okudu… Rantçılara, haksız kazanç elde edenler karşı nasıl amansız olduklarını açıklayıp, kılıç salladı…
Çift maaşlı Fatmanur Hanım da çıktı sahneye; “Devlet adamlarının yediklerini, içtiklerini, giydiklerini sorgulamak, yazmak doğru değil” dedi…
Ejder meyveli Smoothi’den Saray menüsünden, millet aç, işsiz perişanlık içindeyken, 50 bin dolarlık çanta taşıyan hanımefendilerden, vakıflardan, kamu mallarının çarçur edilmesinden bahsetmeyelim istiyorlar…
Çocuklarının Gemiciklerinden söz edilmesin istiyorlar…
İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminde boyunun ölçüsünü alan Binali Yıldırım’ın çocuklarının dünya sularında yabancı ülke bayrakları dalgalandırıp sınır tanımazlığından söz etmeyelim…
Onlar için ithalat kolay, ihracat kolay…
Saray’a, mahdumlara, yandaşlara tüm ülke sınırlar açık… Karada, havada denizde… Onlar sınırları, denizleri, okyanusları aşabilirler… Yahudi, Hristiyan, dindar, dinsiz fark etmez, uluslararası ortaklar, ortaklıklar bulurlar… Amerikalı, Alman, Rus, Latin… İsrailli… Onlara ortaklık serbest…
Ama Kürt genci az ötedeki köye bile gidemez… Aralarındaki dereyi geçip iki kilo çay getirip satamaz. Sınırı geçince bölücü olur, terörist olur, dış güçlerin işbirlikçisi olur… Kaçakçı olur…
Ne mayın, ne helikopter bilir onların çocukları için…
Gemiler, TIR’lar, filolar, uçaklar… Onlar Saray’dan çıkarılan bir yasayla anında milyarlarına milyar katacak olanaklara kavuşurlar…
Anında tüm sınırlar yol olur, deniz olur onlar için…
Peki ya körpe bedeni delik deşik Hakkarili yoksul Kürt köylüsü …
Ya okul çağındaki çocukların ekmek parası için yollara düşmesi halinde tepelerine yağan bombalar…
Ya Roboskî…
Ya Hakkâri…    
Ve daha iki gün önce öldürülen Vedat Ekinci…
 
Evrensel gazetesi Pazar günü ise ön sayfasının altında, “Ekinci’nin dosyasına gizlilik kararı” başlıklı haberi okuyucularıyla paylaştı. Haberde, “Hakkari’nin Derecik ilçesinde köylülerin üzerine askerlerce ateş açılması sonucu yaşamını yitiren Vedat Ekinci’nin avukatı Ramazan Kurt, savcılığın dosyaya gizlilik kararı getirdiğini söyledi. Kurt, savcılığın şüpheli askerlerin ifadesine henüz başvurmadığını söyledi” ifadeleri yer alırken aynı gün gazetenin yazarlarından Vedat İlbeyoğlu, “‘Budur katlimize sebep suçumuz’” başlıklı yazısında şöyle dedi:
Sör Nicholas George Winton, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, daha sonradan ‘Czech Kindertransport’ olarak bilinecek olan operasyonu organize etmiş ve Alman işgali altındaki Çekoslovakya’dan çoğu Yahudi olan 669 çocuğun kurtarılmasını sağlamış olan İngiliz hayırseverdir. (Vikipedi)
1 Temmuz 2015’te 106 yaşında yaşamını yitiren Winton, söz konusu operasyonu yürüttüğü 1938’den tam 50 yıl sonra, 1988’de BBC’nin bir programında kurtardığı çocuklardan onlarcasıyla bir araya getiriliyor. Bir sosyal medya paylaşımından (çok geç de olsa) haberdâr olup izlediğimiz buluşmanın görüntüleri oldukça etkileyici. Stüdyoda etrafında oturan onlarca yetişkinin, kurtardığı o çocuklar olduğunu anlayan Winton göz yaşlarını tutamıyor. Karşılıklı ağlaşarak birbirlerine sarılıyorlar... Ölümden kurtarılanların hiç bir şeyin farkında olmayan çocuklar olması, bu hikâyenin daha sarsıcı olmasına yol açıyor elbette. Çocuğa, daha yolun başında olduğu uzunca bir hayat yakışır, yakıştırılır çünkü. Ölüm değil. İnsani değerlerin az çok ciddiye alındığı koşullarda çocuklar gözbebeği olmalıdır toplumun. Onların geleceği, ailelerinin cüzdanları ve kasalarına bağlı kalmaksızın güvencede olmalıdır. Hele yaşam hakkı, çocuklar için çok daha ‘özel’, çok daha ‘kutsaldır.’
Bahsettiğimiz o kısa görüntü, insanın yücelmesini, paylaşmanın, fedakârlığın insanı nasıl da güzelleştirdiğini, aşkınlaştırdığını yansıtmıyor sadece. Çocukları ölüm kamplarına mahkûm eden o zalimliği de düşünüyorsunuz. Mazide kalmış da değil üstelik. Hele Türkiye’de yaşıyorsak, çocuk ve ölüm, çocuk ve yaşam babında çok da ‘hayırlı’ fotoğraflar yok hafızamızda... Nitekim, (ironik bir tesadüf işte) tam da Winton’un kurtardığı çocuklarla buluşmasını izlerken, Hakkari’nin Çemekurk köyünden Vedat Ekinci’nin yaşam ve ölüm parantezindeki kısacık hayatının nasıl bittiğine dair haber düşüyor orta yere. Sınır boylarındaki Kürt çocuklarından biri daha... Resmi kayıtlara nasıl geçeceği şimdiden belli: Kaçakçılık! Geçim için hemen ötelerindeki akraba, komşu yurduna gidip erzak getirmek ‘kaçakçılık’ sayılıyor! Cezası da sorgusuz sualsiz ölüm olabiliyor böyle.
Ama şükür ki devletin valisi anında yapıştırıyor teşhisi de rahatlıyoruz biraz: “Seken kurşun”muş meğer, Vedat’ı daha 14’ünde hayattan koparan! Ah şu ‘seken kurşun’lar... Tetiği düşürenleri buharlaştırıp ‘kurşundan hesap sorulmaz’ misali öl(dür)ümü failsizleştiren, suçu ve dahi suçluyu aklayıp pürupak eden, Kürdü çok seven o ‘seken kurşunlar’!
Vicdanını yitirmiş bir zamanın içinden hâlâ gerçeği arayanlar için ‘seken’in kurşun değil adalet olduğu o kadar açık ki oysa. Bu zalim hayatı başımıza örenlerin kurşunları sekmiyor aslında. 12 yaşında 14 kurşunla öldürülen Uğur Kaymaz’dan biliyoruz. Roketle paramparça edilen ve o güzel gözleri hâlâ üzerimizde olan Ceylan’dan... Enes’ten, Cemile’den, Doğan’dan, Umut Furkan’dan, Birem’den, İzzettin’den, Canan’dan...
Elbette Roboski’nin 34’lerinden...
Şairin, ‘devlet dersinde öldürülmüştür’ dediği gibi...
Hata da, yanlışlık da ‘seken’ kurşunlarda, roketlerde, bombalarda değil. İflah olmaz ve kaçınılmaz olarak iflasa mahkûm bu ‘devlet dersi’ndedir, ‘çözüm savaşta’ diyen politikalardadır.
“Teröristler ile Kürt kardeşlerimizi birbirinden ayıracağız” iddiasıyla süslenen güvenlik stratejilerinden Kürt çocuklarının üzerine saçılan bu ölümleri ‘seken’ mühimmatla, ‘yanlışlık’la açıklamak, ‘aynen devam edeceğiz’ manasına da gelmektedir.
Hep dediğimiz gibi; bu yol, yol değildir!
Biraz ders herkese lazımdır. Bundan tam 76 yıl önce, 1943 yılının 28 Temmuz’unda (bazı kaynaklarda 30 Temmuz diye geçer) Van’ın Özalp ilçesinde Yukarı Koçkıran köyü sınırındaki Sefo Deresi’nde de aynı utanç yazılmıştı tarihe. 33 yoksul Kürt, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın emriyle kurşuna dizilmişti. Katliam çok sonradan ortaya çıktı ve Ahmed Arif’in “Otuzüç Kurşun” şiirine konu oldu. Bu ölümsüz şiir, sadece o 33 köylüyü değil, coğrafyasıyla, sosyolojisiyle, siyasetiyle, ekonomisiyle en az yüz yıllık bir tarihsel gerçeği, Kürt sorununu ve Kürdün ‘sınırlarla’ imtihanını da anlatır. Dilinden siyasetine, hayatın her alanında ‘sınır’, devlet(ler)in Kürtlere biçtiği hukukun özeti gibidir.
“Otüzüç Kurşun” ise bu özetin özetidir. Roboski’nin çocukları da vardır orada, Vedat Ekinci de...
“...
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
 
Birgün gazetesi de hem Cumartesi hem de Pazar günü haberin peşindeydi.
Gazete cumartesi günü sürmanşetindeki, “Bir çocuğun hayatını çaldılar” başlıklı haberinde, “Hakkari’de köylülerin üzerine askerler tarafından ateş açılması sonucu 14 yaşındaki Vedat Ekinci yaşamını yitirdi, bir kişi ağır yaralandı. HDP Hakkari Milletvekili Sait Dede, ‘Ne yazık ki Roboski’de de böyle bir olay gerçekleşmişti. Cezasızlık nedeniyle böyle vakalar meydana geliyor’ dedi. İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise, ‘Bu olay tipik bir infaz vakasıdır’ diye konuştu. Olayın ardından Hakkari Valiliği’nden yapılan açıklamada ise ateş açıldığı kabul edildi. Valilik, Ekinci’ye seken merminin isabet ettiğini ve bu sebeple yaşamını yitirdiğini iddia etti” ifadelerini kullandı. 

Gazete Pazar günü ise, “Vuran merminin çekirdeği kayıp!” başlıklı habere birinci sayfasının altında yer verdi. Haberde, “Hakkari’de sınır bölgesinde askerler tarafından açılan ateş sonucu öldürülen 14 yaşındaki Vedat Ekinci’ye isabet eden merminin çekirdeğinin kayıp olduğu açıklandı. Kuzeni Hacı Ekinci, ‘Amcaoğlum gözlerinin önünde hayatını kaybetti, hiçbiri sesini çıkarmadı’ dedi” ifadeleri yer aldı.
 
Yeni Yaşam da konuyu gündemde tutan gazetelerden biriydi. Gazete iki gün önceki haberini Mezopotamya Ajansı’na dayandırdı:

Hakkari’nin Derecik ilçesine bağlı Çemekurk köyünde sınır ticareti yapan köylülerin üzerine askerler tarafından açılan ateş sonucu 14 yaşındaki Vedat Ekinci’nin yaşamını yitirmesine ilişkin hazırlanan dosyayı Özgürlük için Hukukçular Derneği adına takip eden Avukat Ramazan Kurt, savcılığın şüpheli askerlerin ifadesine henüz başvurmadığını söyledi.

‘Valilik açıklaması gerçeği yansıtmıyor’

Vedat Ekinci cenazesinin olayın ardından helikopter ile Hakkari Devlet Hastanesi’ne getirildiğini, otopsisi yapıldıktan sonra tekrar helikopterle köyüne götürüldüğünü ve aynı gece defnedildiğini belirten avukat Kurt, “Valilik, uyarı ateşi yapıldığını iddia ediyor fakat uyarı ateşinin doksan derecelik açı ile havaya yapılacağı düşünüldüğünde kurşunun sekerek bir kişinin ölümüne ve bir kişinin de yaralanmasına sebebiyet vermesi gerçeği yansıtmıyor” dedi.

‘Savcılık dosyaya gizlilik kararı getirdi’

Güvenlik gerekçesi bahane edilerek olay yeri incelemesinin yapılmadığını ifade eden avukat Kurt, şunları dile getirdi: “Olayın failleri olan askerlerin sorgusu yine askeri kurum tarafından yapılıyor. Bu hukuka aykırı bir durum, şayet bir olayda eğer fail polisse sorgusu polisler tarafından yapılamaz, askerse asker tarafından yapılamaz. Ayrıca savcılıktan, olayın aydınlanmasını sağlayacak en önemli delil olan mermi çekirdeğinin kayıp olduğunu öğrendik. Savcılık dosyaya gizlilik kararı ve de basın yasağı getirdi. Şu an ön otopsi raporuna ve dosyanın detaylarına dair bilgi edinemiyoruz. Savcılık şüpheli askerlerin ve görgü tanığı yakınlarının ifadesini henüz almadı. İfadelerin pazartesi alınacağı belirtildi.

Cumhuriyet ve Karar gazeteleri de haberle Cumartesi günü ilgilendiler. Cumhuriyet 03 Ağustos günü ön sayfasının altındaki, “Sınırda can alan ateş” başlıklı haberinde, “Hakkari Derecik’te kaçak sınır ticareti yaptığı öne sürülen köylülere askerlerin açtığı ateş sonucu 14 yaşındaki Vedat Ekinci yaşamını yitirdi. Valilik, olayın ‘uyarı ateşinden seken mermiden’ kaynaklandığını belirtirken HDP ve CHP etkin soruşturma istedi” ifadelerine yer verirken Karar gazetesi aynı gün “Çoban Vedat’ın ölümünde ‘seken kurşun’ iddiası” başlıklı haberinde şu ifadeleri kullandı: “Hakkari’nin Irak sınırındaki Derecik ilçesinde Vedat Ekinci (14), sınır birliklerinin ateşiyle ağır yaralandı. Askerlerin sahra hastanesine götürdüğü Ekinci kurtarılamadı. Hakkari Valiliği’nden garip açıklama geldi. Açıklamada ‘Sınırdan kaçak girmeye çalışanlara sınır birlikleri dur ihtarında bulundu. İlerlemeye devam eden şüphelilere uyarı ateşi açıldı. Bölgenin kayalık olması nedeniyle seken kurşunun isabet ettiği Vedat Ekinci hayatını kaybetti’ denildi.”
 
Sorun sende değil, ekonomideymiş

Hafta sonundan kalan dikkat çekici bir başka haber ise Cumhuriyet gazetesinde yer aldı. Gazetenin Pazar günkü sayısında yer verdiği, “Kriz aklımız aldı!” başlıklı haber sonu gelmeyen “akılsızlıklarımız”ın bir nedenini ortay koydu:

Türk Psikologlar derneği İstanbul Şube Başkanı Psikolog Klinik Dr. Serap Altekin’e göre, ekonomik kriz dönemlerinde insanlar yeterince muhakeme etmeden dürtüsel karar vermeye eğilimli oluyor. Bu da dolandırıcıların ekmeğine yağ sürüyor. Durgun ekonominin psikolojik etkilerini anlatan Altekin, krizlerin getirdiği belirsizlik ve tedirginlik ortamının kaygı, çaresizlik ve umutsuzluğa sevk ettiği, bunun da insanların hata yapma ve zarar görme riskini artırdığını dile getirdi.    
 
“İhanete dur de”

Kaz Dağları’nda yaşanan katliam Pazartesi gününün öne çıkan haberlerinden oldu.

Sözcü gazetesi manşetinde, “Kazdağları’ndaki katliam göstere göstere geldi!” başlıklı haberinde şu ifadeleri kullandı:
Türkiye’nin ciğerleri olan Kazdağları’nda katliam yaşanacağını ilk kez MHP’li Kemal Cengiz ve 28 arkadaşı 2007’de Meclis’e getirdi. Ancak Meclis’te genel çevre sorunları ele alındı, olay kapatıldı. CHP konuyu 4 kez Meclis’e taşıdı. Özellikle CHP’li Ali Sarıbaş’ın 2012’de verdiği önergede Kanadalı Alamos’un adı ilk kez geçti. Şirketin 1744 hektarlık alandaki ağaçları keseceği belirtildi. AKP ise ‘Orada ağaç katliamı yapılacağına inanmıyoruz’ dedi.

Cumhuriyet gazetesi manşetinde, “İhanete dur de” başlıklı habere yer verdi. Haberden bör bölüm şöyle:
Kanadalı şirket Alamos Gold’un yapmak istediği altın madenciliğine tepkiler büyüdü. Çevrecilerin başlattığı, ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ne katılım her geçen gün artarken CHP’li vekiller, belediye başkanları, sanatçılar, STK’ler, köylüler, üniversite öğrencileri ve bilim insanlarının katılacağı 2 kilometrelik yürüyüş ve eylem yapılacak. Yüzlerce ağaç kesildiği için doğal yaşamın bozulduğunu, kurtların köylere indiğini, ceylanların bölgeden kaçtığını belirten Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ‘Bu Kaz dağları’nı kurtarma eylemidir’ dedi.
Evrensel gazetesi ise manşetindeki, “Doğanın talanına doymuyorlar!” başlıklı haberinde şu ifadelere yer verdi:
Kaz dağlarındaki talan, Munzur Dağları’nın tamamının maden sahası ilan edilmesi, Salda Gölü’ne yapılmak istenen Millet Bahçesi… Çevrenin talanı sürerken son haber Eskişehir’den geldi. Eskişehir’de 31 bin hektarlık bir alanda manyezit, nikel, demir madeni arama ve kırma alanı için ÇED olumlu kararı verildi. Proje hayata geçerse 31 bin hektarlık alanda yüz binlerce ağaç katledilecek. Maden çıkarma sahası yapılacak Beylikova, Sivrihisar ve Mihalıççık ilçelerini kapsayan bölgeyi ziyaret eden CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, ‘Maden çalışması altında bölge halkının hem maddi hem de manevi kayıpları yok sayılıyor. Bizler yüz binlerce ağacın, verimli topraklarımızın, mera alanlarımızın, şifalı yer altı ve yerüstü kaynaklarımızın yok olmasını istemiyoruz’ dedi.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design