Anasayfa / Medya izleme / Mehmet Cengiz açık açık söylemişti…

08 Ağustos

Mehmet Cengiz açık açık söylemişti…

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na verilen yeni yetki tartışma yarattı.

Gazeteler bugün iki konu üzerine yoğunlaştı.

İlki, ABD ile birkaç gündür devam eden görüşmelerden sonra Suriye’nin kuzeyindeki “güvenli bölge” için varılan mutabakat olurken, bu gelişme iktidar destekçisi gazeteler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı.

Diğer konu ise Hazine ve Maliye Bakanlığı’na şirketlere iştirak edebilme yetkisi veren kararnamenin imzalanması oldu.

Bu konu, tahmin edebileceğiniz gibi aynı gazeteler tarafından itinayla gözlerden uzak tutulmaya çalışıldı.

Birgün gazetesi habere manşetinde, “Yandaş şirketleri kurtarma operasyonu” başlığıyla yer verdi.

Haberde şu ifadaler yer aldı:

Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni kararnameyle Hazine’nin sadece ‘Cumhurbaşkanı kararı’ ile yurt içindeki ve yurt dışındaki şirketlere ortak olmasının önü açıldı. Düzenlemeye tepki gösteren CHP Sözcüsü Faik Öztrak şöyle dedi: ‘Tek bir maddeyle Cumhurbaşkanı’na Hazine’yi istediği şirkete ortak yapma imkanı verildi. Bu ortaklık kimin parasıyla yapılacak, Hazine’nin parasıyla. Yani milletin vergileriyle. Bu kadar geniş ve belirsiz bir düzenlemeyi kriz ortamında yapmak son derece yanlış bir uygulama.’ Eski Merkez Bankası Başkanı ve İYİ Parti Milletvekili Durmuş Yılmaz da tepkisini şu sözlerle dile getirdi: ‘Sanırım iktidara, batıkta olan projelerin kurtarılması için, ‘Elinizi taşın altına koyun’ denilmiş. Şu an batık olan yerli şirketlere bir yardım yapılması söz konusu olabilir. Devlette şeffaflığı bitirdikleri için bilinmezlikle karşı karşıyayız. Düzenleme, temmuzda 400 milyar TL’lik ödeme kolaylığı bu şirketlere yetmediğini akıllara getiriyor.’

Evrensel gazetesi manşetinde, “Halkın cebinden şirketleri kurtaracaklar” başlığını kullanırken haberin bir bölümü şöyleydi:

Yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın görevleri arasına ‘Hazinenin Cumhurbaşkanı kararıyla yurt içindeki ya da yurt dışındaki şirketlere iştirak etmesini sağlamak’ eklendi. Hazine, yurt içi ve yurt dışındaki şirketlere ortak olabilecek. Kriz derinleşirken yapılan bu hamleyi Ekonomi-Politikçi Prof. Dr. Mustafa Durmuş şöyle değerlendirdi: ‘Büyük ve iktidara yakın şirketlerin kurtarılması hedefleniyor. Şirketlerin hazine eliyle kurtarılması yoksulluğu azaltmaz. Bu sermayenin dertlerine çözüm gibi görünüyor.’

Cumhuriyet gazetesi manşetin yanında yer ayırdığı habere, “Damada şirket kurtarma yetkisi” başlığını attı ve şu ifadelere yer verdi:

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Damat Berat Albayrak’ın başında bulunduğu Hazine’ye, batık ya da batmak üzere olan şirketlere bir miktar hisse satın alarak ortak olma ve kurtarma yetkisi verildi. Hazine ve Maliye Bakanlığı, amacın bu olmadığını savundu. Gazeteci yazar Murat Yetkin, Ankara’daki bazı kaynaklara dayanarak, kararnamenin küresel şirketleri yerlileştirme stratejisi olduğunu yazdı. Kararname, bedava arsa ve ucuz verginin yanı sıra küresel şirketlere ucuz işçilik ve fiili grev yasağı gibi avantajlar sağlayacak.

Karar gazetesi ise ön sayfasının altında şu soruyu sordu; “Varlık Fonu varken bu yetki neden?”:

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Hazine Bakanlığı’na, yurt içi ve yurt dışında istediği şirketi satın alabilme ya da ortak olabilme yetkisi sağlandı. Düzenleme, ‘Benzer amaçla kurulan Varlık Fonu varken bu düzenlemeye ne gerek vardı’ tartışmalarını doğurdu. Kararı eleştiren CHP’li Faik Öztrak ‘Yandaş şirketleri milletin parasıyla kurtarmanın önü açılıyor’ iddiasını dile getirdi. İYİ Partili Durmuş Yılmaz da ‘Amaç batık şirketleri kurtarmak olabilir’ iddiasını öne sürdü.

Aslında söylenecek çok şey var…

Karar gazetesinin birinci sayfasının altındaki, “Başka söze gerek yok” başlıklı haber dikkat çekiciydi. Üniversitelerimizin vahim durumunu ortaya koyan haberin bir bölümünü aktaralım:

99 ülkede yapılan ‘en iyi üniversiteler’ sıralamasında ilk 500’e tek bir Türk okulu bile giremedi. İlk bindeki okul sayımız da geriledi. Uluslararası PISA araştırmasında, Türk öğrencilerin okuduğunu anlamadığı sonucu çıkmıştı. Yerli eğitim araştırması ABİDE verileri de benzer sonuçları ortaya koydu. Üniversitelerdeki durumu ölçen en kapsamlı araştırma kuruluşu olan CWUR’un 99 ülkede 20 bin üniversiteyle yaptığı çalışmada ise kronik sorun bir kez daha tescillendi. 2019-2020 dönemine ait sıralama oluşturulurken eğitim kalitesi, mezunların iş bulma oranı ve makalelere atıf gibi 7 kriter gözetildi. En üst sıradaki ODTÜ 582’nci oldu. Boğaziçi 700’üncülüğü elde etti. İlk bin içinde geçen yıl 13 Türk üniversitesi varken, bu sayı 10’s düştü. Son iki yılda ilk 500’e girme başarısı gösteren Türk üniversitesi olmadı.

Cumhuriyet gazetesi ise haberi, “Üniversiteler ilk 500’e giremedi” başlığıyla manşetin altından anonsladı.

Mahfi Eğilmez’in konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde T24’te çıkan, “Üniversitelerimizin dünyadaki yeri” başlıklı yazısından bir parça paylaşmanın tam zamanı:

Center for World University Rankings (CWUR) adlı kuruluş her yıl dünyadaki üniversiteleri belirli kriterlere göre gözden geçirip puan vererek sıralamaya tabi tutuyor. CWUR, söz konusu sıralamayı 7 faktöre puan vererek yapıyor: (1) Eğitimin kalitesi (%25), mezunların iş bulma oranı (%25), öğretim kadrosunun kalitesi (%10), araştırma sayısı (%10), yüksek kalite yayın sayısı (%10), dışarıdaki etki (%10) ve üniversitenin yayınladığı kitap ve makalelerden yapılan alıntı sayısı (%10.) CWUR’un bu değerlendirmesi dünya çapında 99 ülkeye ait 20 bin üniversiteyi kapsıyor ve bu haliyle küresel olarak yapılmış en geniş akademik değerlendirme niteliği taşıyor. Değerlendirmeye alınan 20.000 üniversiteden ilk 1.000 üniversite içinde geçen yıl 13 Türk üniversitesi yer alırken bu yıl bu sayı 10’a düşmüş görünüyor. Üstelik birkaç istisna dışında Türk üniversiteleri geçen yılki yerlerini de kaybederek daha alt sıralara inmiş bulunuyorlar. Türkiye sıralamasında birinci konumda olan Ortadoğu Teknik Üniversitesi dünya sıralamasında geçen yıla göre 14 sıra yükselerek 582’nci sıraya ilerlemiş. Hacettepe Üniversitesi geçen yıl sıralamada 525’inci sıradayken bu yıl 645’inciliğe, geçen yıl 560’ıncı sırada yer alan İstanbul Üniversitesi bu yıl 644’üncü sıraya gerilemiş. Sıralamada yukarıya çıkan istisnalardan birisi de Boğaziçi Üniversitesi. Geçen yıl 740’ıncı sıradayken bu yıl 700’üncü sıraya çıkmış. CWUR Başkanı Dr. Nadim Mahassen, Türk üniversitelerinin daha yüksek maddi devlet desteğine ihtiyaç duyduğunu ve bu destek sağlanmadıkça sıralamada yer kaybetmeye devam edeceğine dikkat çekiyor. Bu görüşte haklılık payı var tabii ama bence Türk üniversitelerinin sıralamada gerilerde kalmasının asıl nedeni özerk olmamaları, bir tepe kuruluşun devletin görüşüne göre yönlendirmesine tabi olmalarıdır. Bu yönlendirme, üniversitede özellikle sosyal bilimler alanında yazma ve araştırma özgürlüğünü kısıtlayan en önemli engellerden birisini oluşturuyor.

“Milat”tan sonra teşvik

Sözcü gazetesinde yer alan bir haber ise “tiyatro”ya olan ilgimizi biraz daha arttırdı. Gazetenin ön sayfasının altında, “FETÖ’nün 33 okuluna teşvik parası ödenmiş” başlığıyla verdiği haberde şöyle denildi:

Bu çarpıcı iddiayı dile getiren CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen ‘Halkın vergileri FETÖ’ye parsel parsel aktarılmış’ dedi. İşte sözleri: ‘Milli Eğitim Bakanlığı, 17/25 Aralık 2013’ten sonra bile örgütün okullarına teşvik yardımı göndermeye devam etmiş. Yardımlar darbe girişimi sonrası kesilmiş. Sadece Ankara’da 33 okul tespit ettik.’

Haber Birgün gazetesinde de, “‘Milat’tan sonra da yardım” başlığıyla yer bulurken gazete, “Eğitim Bakanlığı’nın 15 Temmuz’dan sonra KHK ile kapatılan çok sayıda okula, ‘Cemaatle mücadelede milat’ olarak belirlenen 17/25 Aralık’ın ardından da ‘teşvik’ verdiği ortaya çıktı. Teşvik alan ve daha sonra kapatılan okullar arasında, Mavi Martı Lisesi, Samanyolu Fen Lisesi gibi okullar yer aldı. CHP’li Alpay Antmen ‘Hani milat 2013’tü?’ diye sordu” ifadelerine yer verdi.

Baldıza baldan tatlı atama

Cumhuriyet gazetesinin manşetinde, “Yetenekli baldız” başlıklı haber yer aldı. Haberden bir bölüm şöyle:

MEB Yükseköğretim Genel Müdürü Yusuf Büyük’ün baldızı Hale Bağce Özbaş, geçen ay Sancaktepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne getirildi. Öğretmen Özbaş’ın ‘başarı’ hikayesi, 2014 yılında liselerde yöneticilik göreviyle başladı. Kısa süreli müdürlüğün ardından bakanlığa bağlı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne şube müdürü oldu. Burada 1 ay bile görev yapmayan Özbaş, ilçe milli eğitim müdürlüğü için gerekli 2 yıl görev süresini doldurmak üzere şube müdürü yapıldı. 2 yıl biter bitmez ilçe milli eğitim müdürü oldu. Özbaş, sınav yoluyla değil, bakanlık tarafından atandığını doğrularken, ‘Usulsüzlük yok. Atanmadım, görevlendirildim’ dedi.



Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design