Anasayfa / Medya izleme / “‘Milli destan’ çıkmazı”

17 Ekim

“‘Milli destan’ çıkmazı”

Gündemin öne çıkan haberleri Evrensel, Yeni Yaşam ve Cumhuriyet gazetelerinin manşetindeydi.

Evrensel gazetesi manşetinde, “‘Milli destan’ çıkmazı” başlıklı habere yer verdi. Haberde şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye’nin Suriye harekâtına dair, ‘milli destan’ havası estirilirken, Rusya’nın hamleleri, ABD ve Avrupa’dan gelen baskılarla sahadaki tablo bir çıkmaza dönüşüyor. ABD’nin Rusya ile anlaşması ile Suriye’de sürecin Türkiye açısından çıkmaza girdiğini belirten Prof. Dr. İlhan Uzgel şu tespitleri yaptı: ‘Yeni süreçte, kalıcı olarak girme planı olan Türkiye erken çekilmeye zorlanabilir. İç politika açısından bazı sorunlar şu an hallolmuş görünse de ekonomik kriz, işsizlik, hareketteki çözülme gibi kalıcı ve derin sorunlar hala ortada duruyor.’”

Yeni Yaşam gazetesinin manşetinde, “Türkiye sıkıştı, ‘çıkış’ arıyor” başlıklı haber yer aldı. Haberde şöyle denildi:

“TSK ve ÖSO’nun birlikte Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik 9 Ekim’de başlattığı operasyon, Türkiye’yi her alanda yalnızlaştırdı. Özellikle AB ülkeleri, ABD ve Arap ülkeleri Türkiye’yi ‘Suriye topraklarını işgal’ etmekle suçladı, birçok ülke yaptırım kararı aldı. Dünya kamuoyu da Türkiye’nin operasyonlarına karşı ayağa kalktı. TSK’nin de Suriye’de hedeflediği gibi ilerleyemediği yönünde haberler geliyor. Erdoğan’ın ‘asla ateşkes ilan etmeyeceğiz’ demesine rağmen sıkışan Ankara bir çıkış arıyor. Erdoğan’ın davetiyle ABD Başkan Yardımcısı Pence ve Dışişleri Bakanı Pompeo bugün Ankara’da ateşkesi görüşecek. Bir gün önce ‘Minbiç’ten Irak sınırına kadar gireceğiz’ diyen Erdoğan’ın ‘Rejimin Minbiç’e girmesi benim için çok olumsuz değil’ demesi de geri adım olarak yorumlandı.”

Cumhuriyet gazetesi ise manşetindeki, “‘Ateşkes’ çıkarması” başlıklı haberde, “Türkiye’nin terör örgütü PKK/YPG’ye karşı yürüttüğü Barış Pınarı Harekâtı sürerken, diplomasi ayağı tökezliyor. Ankara’nın çelişkili açıklamaları ile Washington’ın tehditlerinin arttığı bir dönemde, ABD Başkan Yardımcısı Pence ve Dışişleri Bakanı Pompeo’nun yer aldığı heyet, Türkiye’ye gelerek ‘ateşkes’ çağrısı yapacak. ‘Ateşkes’ ve ‘Münbiç’ konusunda ağız değiştiren Erdoğan, ABD heyetiyle görüşmeyeceğini söyledi. Ancak 1 saat sonra görüşmenin yapılacağı açıklandı. Erdoğan, AKP grup toplantısında da Arap Birliği ve Avrupa’ya sert tepki gösterdi” ifadelerini kullandı.

İhsan Çaralan Evrensel gazetesindeki, “Erdoğan’ın Suriye politikasının orta direği çöktü!” başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:

“Suriye sahasındaki güç dengeleri ve güçlerin mevzilenmesi hali son iki-üç gün içinde hızla değişti. Rusya’nın Suriye’deki hava üssünde bir araya getirdiği, SDG ve Suriye rejimi temsilcilerini anlaştırdığı kesinleşirken, Suriye Ordusu’nun kuzey sınırına doğru harekete geçtiği ve Membiç’in Suriye Ordusu’nun kontrolüne geçtiği ortaya çıktı. Oysa daha Azerbaycan’da giderken Cumhurbaşkanı Erdoğan, SGD ile Suriye rejiminin anlaştığını, Suriye Ordusu’nun Membic’e ve Kobane’ye gireceği haberlerini soran gazetecilere, “Bunlar dedikodu” diyerek geçiştirmişti. Nitekim Erdoğan, dün partisinin grubunda yaptığı konuşmada, “Ey batı”, “Ey Arap ligi” diyerek, Suriye politikasını savundu. Ama birkaç gün öncesindeki gibi o zafer kazanmış komutan edasıyla değil, ama gadre uğramış bir siyaset insanı gibi konuştu. Bakü’deki Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi'nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fırat'ın doğusuna düzenlenen operasyona ilişkin "Menbic'den Irak sınırına kadar olan bölgeyi güvenli hale getireceğiz. Operasyon hedefine ulaşıncaya kadar devam edecek” dediği sırada Suriye Ordusu Türkiye sınırında konuşlanmaya başlamıştı bile. Ancak bu konuşmadan sonra Türkiye’ye dönüşünde, “Dedikodu” dediği şeyin iki gün içinde gerçek olması karşısında Erdoğan; Membic’in Suriye Ordusu’nun denetimine geçmesini, “Çok çok da kötü değil. Yeter ki teröristlerden temizlenmiş olsun!” diyerek yanıtlamadı. Böylece Erdoğan, Rusya’nın desteğindeki Suriye Ordusu ile çatışmaya niyeti olmadığı gibi, Suriye ve SDG arasındaki anlaşmayı da tanıyacağını da belli etmiş oldu…”

Yusuf Karataş aynı gazetedeki, “Sonuçta Suriye’nin kendi toprakları!” başlıklı yazısında, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan dönüşü gazetecilerin sorularını yanıtlarken Suriye yönetimi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yapılan anlaşmadan sonra Suriye ordu güçlerinin Menbiç’e girmesi konusunda sorulan bir soruya “Münbiç’e rejimin girmesi benim için çok çok olumsuz değil. Niye? Sonuçta bunların kendi topraklarıdır” yanıtını verdi. Oysa daha iki gün önce ‘Barış Pınarı’ operasyonunun Rasulayn (Serêkaniyê) ve Tel Abyad’dan (GirêSpî) sonra Menbiç’te sürdürülmesi konusunda “Münbiç konusunda şu anda biz kararımızı verdiğimiz gibi uygulama aşamasındayız” demişti. Peki, Erdoğan iki gün içinde Menbiç’e operasyon hazırlığından buraya giren Suriye güçleri için “bunların kendi toprakları” deme noktasına nasıl geldi? Erdoğan’ı bu noktaya getiren Rusya’nın bu sürecin arkasında kararlılıkla durmasından başka bir şey değil. Bilindiği gibi SDG’nin elindeki sınır bölgelerinin Suriye yönetimine devredilmesi konusundaki anlaşmanın garantörlüğünü Rusya yapmıştı. Bu anlaşmadan sonra da Suriye ordu güçleri Rusya’nın desteğinde Menbiç’e girmişti. Şu anda Suriye yönetimi ve SDG arasındaki anlaşmanın ayrıntıları konusunda kesin bilgiler olmasa da bu anlaşmanın sadece sınır bölgelerinin devriyle sınırlı olmadığı/olmayacağı belirtiliyor. Bu nedenle yapılan anlaşma aynı zamanda Suriye’de siyasi çözüm ve bu temelde Rojava’nın statüsünün belirlenmesi yönünde atılmış önemli bir adım olarak da anlam kazanıyor. Bu görüşmelerin arabuluculuğunu yapan Rusya’nın 2017’de Suriye için hazırladığı anayasa taslağında Kürt kültürel özerkliğine vurgu yapıldığını da burada hatırlatmakta yarar var. ‘Barış Pınarı’ operasyonunun temel hedefinin ülke içinde Kürt sorununda sürdürülen politikanın bir devamı olarak Kürtlerin Fırat’ın doğusundaki kazanımlarını ortadan kaldırmak olduğu düşünüldüğünde, Erdoğan iktidarının önümüzdeki dönemde bu konuda Rusya ile daha fazla karşı karşıya gelmesi şaşırtıcı olmayacak. Rusya’nın garantörlüğünde Kürtlerin kazanımlarının anayasal güvenceye alınacağı bir süreç herhalde “Dostum Putin” ile de eski muhabbetin devam ettirilmesini fazlasıyla zorlaştıracak…” ifadelerini kullandı.

Mehmet Y. Yılmaz ise T24’teki, “Cumhurbaşkanı’nın kafası giderek karışıyor” başlıklı yazısında şu satırları kaleme aldı:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “maiyette uçan gazetecilere” yaptığı açıklamalar, bana biraz kafa karışıklığı yaşadığını düşündürttü. Bunun da sorumlusu ben değilim, uçaktaki gazeteciler. Uçakta sebilhane sürahisi gibi bir masanın etrafına dizilip, fotoğraf çektirmeyi biliyorlar, soru sormaya korkuyorlar. Oysa sorularla konuyu açabilirler, böylece Erdoğan’ın kafasının içindekileri tam olarak anlamamızı da sağlayabilirlerdi. Erdoğan şöyle diyor: “Münbiç’e rejimin girmesi benim için çok çok olumsuz değil. Niye? Sonunda bunların kendi topraklarıdır. Ama burada terör örgütlerinin kalmaması benim için önemli. Yani bizim onlara söylediğimiz ‘Burada YPG / PYD kalacak mı kalmayacak mı?’ Sayın Putin’e de ben bunu söyledim. Eğer terör örgütlerinden Münbiç’i temizliyorsanız, buyrun buranın bütün lojistiğini siz sağlayın veya rejim sağlasın. Ama yok bunu böyle yapmayacaksınız, oradaki aşiretler bize ‘gelin bizi kurtarın’ diyor. Çünkü Münbiç’in tamamına yakını yüzde 85-90’ı Arapların. Kürtlerin değil.” Mesela şu soruyu sormak gerekirdi: “Esad güçleri, Münbiç’in kontrolünü PYD ile birlikte sağlamaya devam edecek olursa, harekatımız bu noktada duracak mı?” Sözlerinden anladığımız kadarıyla durmayacak. Çünkü Arap aşiretlerinin “Türkiye’nin yardım etmesini” istediğini söylüyor ve “orası Kürtlerin değil” diyor. İşte tam burada sormak gerekmez miydi: “Sayın Cumhurbaşkanı, bu durumda Suriye ordusu ile sıcak bir çatışmanın söz konusu olabileceğini söyleyebilir miyiz? Rusya ve İran ile bu amaçla bir temas oldu mu?” Cumhurbaşkanı, Putin ile telefonda konuştuğunu ve Putin’in “Türkiye – Suriye arasında çatışma çıkmaması için hassasiyet gösterdiğini” söyledi. O zaman şu sorulmalıydı: “Münbiç’in Suriye toprağı olduğunu söylediniz. Münbiç’teki Arap aşiretlerinin, kentteki kontrolü Rusya ya da rejimin sağlamasına itirazları mı var?” Bu sorulardan aldığımız yanıtlarla yeni sorular sorabilir ve Erdoğan’ın tam olarak ne düşündüğünü anlayabilirdik. Ve sonra tabii şunu da sormak gerekirdi: “Münbiç’in Suriye toprağı olduğunu, rejim birliklerinin Münbiç’e girmesinin çok olumsuz olmadığını söylediniz. Peki İdlib hangi ülkeye ait bir toprak parçası?” Cumhurbaşkanı’nın buna yanıtı elbette “Suriye’ye ait bir bölge” şeklinde olacaktı. O zaman da şunu sormak gerekirdi: “Bildiğimiz kadarıyla İdlib’de, Suriyeli olmayan cihatçı grupların kontrolündeki köyler de var. Türkiye artık İdlib’deki rejim muhalifi cihatçı teröristlerin temizlenmesi konusunda Suriye devleti ile işbirliği yapabilir mi?” Uçaktaki gazeteciler bunları sormaya cesaret edemedikleri için yanıtlarını bilemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim: Cumhurbaşkanı, daha az konuşursa, kendisini bağlayacak hatalı açıklamaları daha az yapar. Hem “terörist temizliği için Suriye’de olmayı”, hem de İdlib’de “teröristlere Suriye rejiminin müdahalede bulunmasını önlüyor olmayı" aynı anda açıklayamaz çünkü. Münbiç’te rejimin kente tek başına hâkim olmasına itiraz etmeyip, İdlib’de itiraz ediyor olmasını da açıklamakta çok zorlanacağına bahse girerim! Kader, Erdoğan’ı adım adım Beşar Esad’a yaklaştırıyor. Şu “Esad mı, Esed mi” tartışmasını yeniden başlatmakta yarar var sanki.”

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
  10 Eylül 2016'da gözaltına alındı  
  22 Eylül 2016'da serbest bırakıldı  
  23 Eylül 2016'da tutuklandı  
  4 Kasım 2019'da hükümle serbest bırakıldı  
  12 Kasım 2019'da gözaltına alındı  
  13 Kasım 2019'da tutuklandı  

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design