Anasayfa / Medya izleme / “Artık mızrak çuvala sığmıyor”

02 Eylül

“Artık mızrak çuvala sığmıyor”

Gazetelerin manşetinde, salgın nedeniyle hayatını kaybeden sağlık çalışanları ve çökme noktasına gelen sağlık sistemi geniş yer buldu.

Evrensel gazetesinin manşetinde, “Artık mızrak çuvala sığmıyor” başlıklı haber yer aldı. Haberde şöyle denildi:

“Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman, koronavirüs salgınının hızlı, virüsün ise kontrolsüz bir şekilde yayıldığına dikkati çekerek salgında gelinen noktayı ‘Artık mızrak çuvala sığmıyor’ diyerek değerlendirdi. Adıyaman, yapılan 100 bin testin inandırıcı olmadığını, hekimlerin ise hastanelerdeki yoğunluktan ‘Hangi hastayı yoğun bakıma koyalım’ diye tercih yapmaya başladığını söyledi. Eve yollanan bazı hastaların bir gün sonra ağır bir tabloyla hastanelere geri geldiğini ve yer olmadığı için ya acil servislerde kaldıklarını ya da hızlı bir şekilde hayatlarını kaybettikleri bilgisini veren Adıyaman, birkaç ilden elde ettikleri verilerin dahi Bakanlığın açıkladığı günlük vaka sayısından daha fazla olduğunu söyledi. Adıyaman, Bilim Kurulu üyelerine ise Bakanlık dinlemese dahi bilimsel verilere göre bir karar almaları çağrısında bulundu. Gelinen noktada salgının hızlı, virüsün ise kontrolsüz bir şekilde insanlar arasında yayıldığını anlatan TTB Başkanı Sinan Adıyaman, ‘İyi bir noktada değiliz ve açıkcası Sağlık Bakanlığının stratejisi yolunda gitmedi’ dedi. Vakalardaki artışın yeniden açılmayla birlikte başladığını ifade eden Adıyaman, ‘Artan vakalar nedeniyle vatandaş suçlanıyor ama salgının bu noktaya gelmesinde kamusal tedbirlerin zayıflığının rolü çok büyük. Siz kamu olarak her şeyden elinizi çeker ve salgınla mücadele stratejisini tamamen bireylere bırakırsanız o zaman zaten salgınla mücadele diye bir ortam olmaz. Şu anda Türkiye bu durumda’ ifadelerini kullandı.”

“Seslerini duyan var mı?”

Birgün gazetesi manşetinde, “Seslerini duyan var mı?” başlıklı habere yer verdi:

“Sağlık emekçileri, koronavirüs salgınına karşı savunmasız bırakıldı. Her gün Covid-19 nedeniyle yaşamını yitiren sağlıkçı sayısı artıyor; ancak emekçilerin çalışma koşullarında herhangi bir iyileştirme yok. Üstelik Covid-19, sağlık emekçileri için meslek hastalığından bile sayılmıyor. Salgın sürecinin başından beri emekçiler ve meslek örgütleri ısrarla bu talebi dile getirirken, Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı konuyu gündemlerine bile almıyor. Ankara Tabip Odası Asistan ve Genç Uzman Hekimler Komisyonu üyesi Benan Koyuncu, koronavirüse yakalanan onlarca sağlık emekçisinden yalnızca biri. Acil serviste çalışan ve virüsü hastasından kaptığını aktaran Koyuncu, yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: ‘Acil uzmanıyım ve bana bulaştıran hasta kötü durumdaydı. Çok yoğun sekresyonları vardı, kendisine yüksek basınçlı oksijen vermiştik. Bir de sabaha karşı geldiği için hızlı giyinemedik. O hastamız da sağlık çalışanıydı, genel durumu kötü olduğu için yanından ayrılamadık. Sonuç olarak virüsü kaptım.’ Pandemiyle mücadelenin tümüyle sağlık çalışanlarının omzuna yüklendiğini aktaran Koyuncu, yalnız bırakıldıklarını dile getiriyor. Hastabakıcılar ile hemşirelerin hekimlere göre daha büyük risk altında olduğunu belirten Koyuncu, ‘Çünkü bir doktor hastayla diğer çalışanlara göre daha az vakit geçiriyor. Hemşire damar yolu açıyor, serum takıyor; hastabakıcı bir hastayı alıp tomografiye götürüyor. Bu nedenle onların hastalığa yakalanma riski daha fazla’ diyor.”

“Verilen emeğe yazık”

Cumhuriyet gazetesi manşetindeki, “Verilen emeğe yazık” başlıklı haberinde, “Pandemi ile mücadele eden hekimler anlatıyor: İlk haftalarda günde 100 PCR testinden 3-5 tanesi pozitif çıkarsa hasta çok diyorduk. Şimdi 90’ı pozitif çıkıyor. Yaptığımız fedakarlıkların boşa gittiğini, bu işin sonunun gelmeyeceğini düşünüyoruz. Uzmanlık öğrencilerinin tümü moralsiz, bıkkınlık içinde, mutsuz ve en önemlisi umutsuz. Hastalığı yakınlarına bulaştırma korkusu yaygın bir fobi yaratarak çalışanları olumsuz etkiledi” ifadelerine yer verdi.

“AKP’liler hiçbir şeyi merak etmemiş”

Birgün gazetesi manşetin altında, “AKP’liler hiçbir şeyi merak etmemiş” başlıklı habere yer verdi. Haberde şu ifadeler kullanıldı:

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte TBMM’nin azalan etkinliği tartışılırken AKP’li milletvekillerinin ‘etkisizliği’ istatistiklere de yansıdı. CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin, TBMM Başkanlığı’na sunduğu yazılı soru önergesinde 2018 yılında başlayan 27’nci Yasama Dönemi’ne ilişkin yazılı soru önergelerinin istatistiklerini sordu. Önergeye yanıt veren TBMM Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç, son iki yılda Meclis’e 32 bin 297 yazılı soru önergesinin sunulduğunu, bu önergelerden sadece ikisinin toplamda 291 milletvekili olan AKP’ye ait olduğunu ifade etti. Bilgiç, CHP’nin 22 bin 59, HDP’nin 6 bin 385, iktidar ortağı MHP’nin 928, İyi Parti’nin 2 bin 712, TİP’in 17, Demokrat Parti’nin 8, Saadet Partisi’nin 148, DBP’nin bir önerge verdiğini, 37 önergenin ise bağımsız milletvekillerince sunulduğunu aktardı. 291 partili arasından bakanlara yazılı soru önergesi veren AKP’li milletvekillerinden biri Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker oldu. Şeker, 6 Aralık 2019’da sunduğu önergesinde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a TOKİ’nin İzmit’te yaptığı Cedit toplu konut anlaşmasının akıbetini sordu. Bakan Kurum, TBMM İçtüzüğü’nün öngördüğü yasal süre olan 15 gün içerisinde önergeye yanıt vermedi. Önerge, yaklaşık üç ay sonra yanıtlandı. AKP’nin ikinci ‘merak eden’ milletvekili ise Kütahya Milletvekili İshak Gazel oldu. Gazel, 15 Haziran’da hazırladığı önergesinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait itfaiye ekibindeki atamaların liyakata uygun olup olmadığını sordu. AKP’li Soylu, AKP’li Gazel’i yanıtlamadığı için önerge iade edildi.”

“Akdeniz ateşine siyaset benzini”

Karar gazetesinin manşetinde, “Akdeniz ateşine siyaset benzini” başlıklı haber yer aldı:

“Doğu Akdeniz’deki 6 haftalık yüksek tansiyon, Atina ve Paris’in kriz adımlarıyla zirveye çıktı. Hesaplı gerilim politikası izleyen Miçotakis, iç siyaseti ‘toparlamak’ için Akdeniz kartına sarıldı. AB’deki pozisyonunu güçlendirmeyi planlayan Macron da diplomasiyi ikinci plana itti, savaş kampanasını çalmayı sürdürdü. Ankara’nın yaklaşımı ise muhalefetin ‘milli duygular iç politika uğruna istismar ediliyor’ eleştirisine yol açtı. Türkiye Doğu Akdeniz’de çalışmalarını sürdüren Oruç Reis gemisi için Navtex ilanını 12 Eylül’e kadar uzattı. Yunanistan ise tansiyonu yükseltme hamlelerini sürdürdü. Fransa’dan 18 Rafaele savaş uçağı alımı için görüştüğü belirtilen Atina’nın, diğer ülkelerle silah temini için de müzakere yürüttüğü ortaya çıktı. Almanya’nın arabuluculuk çabalarına rağmen Fransa da bölgedeki krizi tırmandırmaya devam etti. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un füzeler ve radarlarla donatılmış olan Charles de Gaulle isimli uçak gemisini bölgeye göndermeye karar verdiği iddia edildi. Bıçak sırtı süreçte Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ‘Doğu Akdeniz’de herkesle masaya oturup, hakça paylaşım için müzakereden yanayız’ açıklaması yaptı. Ancak muhalefetten, hükümetin bölgedeki yaklaşımına ilişkin ‘İç siyasetle karıştırılıyor’ eleştirileri yükseldi. AB Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, Türkiye ile diyalog gerektiğini, tüm aktörlerin odaklanması gereken konunun bu olduğunu söyledi. Gerginliğin düşürülmemesi halinde ‘kısıtlayıcı tedbirler’ alma yoluna gitme seçeneği bulunduğunu kaydeden Stano, Fransız uçak gemisinin Doğu Akdeniz’e gönderildiği yönündeki iddiayı şöyle yorumladı: ‘Durum iyi değil. Yapılması gereken Türkiye ile oturup çözüm bulmaya çalışmak ve diyalogla gerginliği azaltmak.’” 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
  10 Eylül 2016'da gözaltına alındı  
  22 Eylül 2016'da serbest bırakıldı  
  23 Eylül 2016'da tutuklandı  
  4 Kasım 2019'da hükümle serbest bırakıldı  
  12 Kasım 2019'da gözaltına alındı  
  13 Kasım 2019'da tutuklandı  

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design