Anasayfa / E. BARIŞ ALTINTAŞ / Toplum için ‘’hak var ama hukuk yok’’

15 Haziran

Toplum için ‘’hak var ama hukuk yok’’

Türkiye’de vatandaşlık haklarına dair bir uyanış olsa da hukuk temelli toplum algısı, eşitlik ve farklılıklar alanında benzer ilerleme yok


İstanbul Politikalar Merkezi ile P24’ün de üyesi olduğu Denge ve Denetleme Ağı’nın (DDA) öncülüğünde gerçekleştirilen Vatandaşlık Araştırması tamamlandı. Teknik çalışması KONDA tarafından yürütülen araştırma, hak temelli vatandaşlık kavramının Türkiye’de giderek önem kazandığını ancak toplumun henüz vatandaşlık haklarının hayata geçirilmesinde hukukun yeri konusunda güçlü bir algısı olmadığını ortaya koydu.

Mart ayında gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları 14 Haziran Salı günü Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nde (İPM) kamuoyuyla paylaşıldı.

5-6 Mart tarihlerinde 28 ilin merkez dahil 110 ilçesine bağlı 150 mahalle ve köyünde 2587 kişiyle yüzyüze görüşme yöntemiyle gerçekleştirilen araştırma Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nden akademisyenler Didem Çakmaklı, Ayşe Kadıoğlu ve Fuat Keyman tarafından yönetildi.

Çalışmaya göre toplumun yüzde 50’si vatandaşlığı “yasalarda ifade edilen haklar” olarak tanımlıyor. Bu da, Türkiye genelinde haklara ilişkin farkındalık açısından bir uyanışa işaret ediyor. Sabancı Üniversitesi’nden Ayşe Kadıoğlu’na göre, 20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak artan uluslararası nüfus hareketleri sonucu, dünyada vatandaşlık algısında milliyetin rolü azalarak, vatanlı ve haklar arasında ilişki önem kazanmaya başladı. Bu da, toplumun yarısının vatandaşlığı “yasalarda ifade edilen haklar” olarak tanımlamasının dünyada vatandaşlığın dönüşümü ile ilgili eğilimlerle uyum içinde olduğunu gösteriyor.

‘’Vatandaşlık vazifesini’’ yerine getirmeyenler

Ancak, hak temelli vatandaşlık anlayışının temel vatandaşlık haklarını kapsamadığı da ankette yer alan sorulara verilen cevaplardan ortaya çıkıyor. Örneğin, “Devlete karşı vatandaşlık görevlerini yerine getirmeyenlerin sağlık ve eğitim hizmeti almalarına karşıyım” önermesine toplumun yüzde 61’i ve “Vergi vermeyenlerin temel vatandaşlık hakları olmamalıdır” önermesine ise toplumun yüzde 67’si katılıyor.

‘’Askerlik yapmayanların temel vatandaşlık hakları olmamalıdır’’ diyenlerin oranı ise yüzde 49. Araştırmacılara göre bu, hak temelli bir vatandaşlık anlayışı gelişmiş olmasına karşın hak sahibi olmak için sorumlulukların yerine getirilmesinin gereğine dair düşüncenin devam ettiğine işaret ediyor.

 “Vatandaşlık ifadesi size aşağıdakilerden  hangisini çağrıştırıyor” sorusuna yüzde 50 “Yasalarda ifade edilen haklar” yanıtını verirken, yüzde 30 “Devlete üyelik” ve yüzde 20 “Yasalarda ifade edilen vazifeler” cevabını verdi.

Din birliği ırktan daha önemli

Toplumun yüzde 36’sına göre, Türkiye’de insanları ortak bir vatandaşlık bağı ile bağlayan unsur “Din birliği.” Toplumun yüzde 9’u ortak vatandaşlık bağının “dil birliği” olduğunu söylerken, yüzde 33’lük bir kesim “ortak gelenekler ve kültür” unsurunun vatandaşlık bağının temeli olduğunu söylüyor. Aynı soruya “Herkesi bağlayan yasalar” yanıtını verenlerin oranı yüzde 22.

Bu sonuçlarla ilgili yorumlarını paylaşan KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, “Bu konuda toplumun ortak bir mutabakatı olmadığını, herkesin farklı bir noktadan baktığını görüyoruz.” dedi. Ağırdır, bu soruya verilen yanıtların Türkiye’de toplumda farklı değer kümeleri olduğunun önemli bir göstergesi olduğunu vurguladı.

Araştırma sonuçlarına göre, eğitim seviyesi düştükçe, vatandaşlık bağının din temelli olduğunu söyleyenlerin de sayısı artıyor. Ancak soruya “dil birliği” ve “herkesi bağlayan yasalar” yanıtlarını verenlerin oranları eğitim seviyesine göre büyük farklıklar göstermiyor. Türkiye’de insanları ortak bir vatandaşlık bağı ile birbirine bağlayan temel unsura ilişkin oranlar, Türkler ve Kürtler temelinde de çok farklılık göstermiyor. Araştırmaya katılan Türklerin yüzde 35’i bu soruya “din birliği” yanıtını verirken, Kürtler arasında bu oran yüzde 36 oldu.

 “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak için Türkçe konuşmak gerekir” önermesine katılanların oranı yüzde 52, bunun şart olmadığını söyleyenlerin oranı yüzde 48 oldu. Vatandaşlık tanımları konusunda birçok soruyu içeren araştırmaya göre, toplumun yüzde 63’ü “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak için hukuki statü yeterlidir, dil ve din ortaklığı gerekmez” ifadesine katılıyor. Deneklerin yüzde 40’ı vatandaşlık için “Müslüman olmak” gerektiğini söylerken, yüzde 38’i “Türk ırkından olmak” gerektiğini söyledi. Ağırdır’a göre, Türkiye’de ırk konusunun dinden sonra gelen bir mesele olması, yürütülen diğer araştırmalarda da sıklıkla ortaya çıkan bir bulgu.

Türkiye anadilde eğitime hazır

Cinsiyet, cinsel yönelim, din ve etnik köken gibi farklılıklara yaklaşımla ilgili sorularda ortaya çıkan tablo ise, anadilde eğitim konusunda toplumun siyasetin oldukça ilerisinde olduğunu ortaya koydu. Halkın yüzde 59’u devlet memurlarının bulundukları bölgelerde konuşulan farklı dillerde hizmet vermesini, yüzde 55’i de Türkiye’nin Kürt kökenli vatandaşlarının anadillerinde eğitim görmelerini destekliyor. Ağırdır, 2006’da bu oranın yüzde 15’lerde olduğunu hatırlatarak,  Türkiye’nin çatışmalı bir ortama geri döndüğü bu günlerde bile ülkenin yüzde 55’inin anadilde eğitimi desteklemesinin önemli bir gösterge olduğunu söyledi.  Ankete katılanların yüzde 48’i mahkemede Kürtçe savunma yapılabilmesi gerektiğini söylerken, bunan karşı olanların oranı yüzde 52 oldu.

“Kızım veya oğlu farklı mezhepten dinden etnik kökenden biriyle  evlenebilir” diyenlerin oranı Türkiye genelinde yüzde 50 oldu. Çocuğunun farklı mezhepten/farklı dinden/farklı etnik kökenden biriyle evlenmesine karşı olmayanların oranı yüzde 86 ile kendini “dinin gereklerine pek inanmayan biri” olarak tanımlayanlar arasında en yüksekti. Aleviler, Kürtler, ve “inançlı ama dinin gereklerini pek yerine getirmeyenler” arasında da bu soruya daha yüksek oranda olumlu cevap verildi.

Kendini “dinin tüm gereklerini tam yerine getiren dindar biri” olarak tanımlayanlardan yalnızca yüzde 37’si çocuğunun farklı dinden veya etnik kökenden biriyle evlenmesine onay verebileceğini söyledi.

Cemevlerine devlet destek verebilir

Eşit vatandaşlık algısıyla ilgili eğilimleri ölçen sorulara bakıldığında, toplumun yüzde 59’u “Türkiye’nin Kürt kökenli vatandaşları askerlikte en yüksek rütbelere ulaşabilmedir” önermesine katılırken, “Türkiye’nin Kürt kökenli vatandaşları Cumhurbaşkanı olabilmelidir diyenlerin oranı yüzde 57 oldu.”

Gayrımüslimlere karşı ayrımcılığın sürdüğüne gösteren bir bulgu ise, toplumun yüzde 63’ünün “Türkiye’nin Müslüman olmayan vatandaşlarının Cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini” düşünmesi oldu. Farklı cinsel yönelimlerle ilgili olarak da ayrımcılığın sürdüğünü ortaya koyan çalışmaya göre toplumun neredeyse yarısı, yüzde 46’sı, “Farklı cinsel yönelime sahip vatandaşların devletin eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmasını onaylamıyorum” önermesine katılmaktadır.
Çalışmanın farklılıklarla ilgili bölümünde ortaya çıkan önemli bir bulgu ise, “Devlet camiler dışındaki ibadet yerlerine de kaynak sağlamalıdır” diyenlerin oranının yüzde 73 olmasıydı. 
Sonuçları yorumlayan Ağırdır, eşti vatandaşlık algısında toplumda ciddi bir ilerleme olmakla birlikte, bu noktada direnç gösterenlerin sayısının da hâlâ yüksek olduğunu söyledi.

Siyasete güvensizlik

Çalışmada denekler ayrıca kişilerin demokratik süreçlere katılım düzeyine göre  “aktif vatandaşlık” Vatandaşlık haklarını elde etmek veya hak ihalelerine karşı çıkma için eyleme geçmeyen bireyler “pasif vatandaşlar,” eyleme geçmeyen ama haksızlıklarla ilgili rahatsızlığı bulunanlar “utangaç vatandaşlar”, aktif eyleme geçmese de geçme yönünde araştırma yapanlar “sorgulayan vatandaşlar” ve eyleme geçenler gösterenler “aktif vatandaşlar” olarak tanımlandı.

Araştırmaya  göre toplumun yüzde 53’ü siyasete etki edebileceğini düşünmüyor. Toplumun yüzde 82’si herhangi bir sivil toplum kuruşuna üye veya gönüllü değil. Buna rağmen aktif vatandaşlık grupları arasında toplumun yüzde 39’unun “sorgulayan vatandaş” ve yüzde 21’inin “eyleme geçen vatandaş” gruplarında yer aldığı ortaya çıktı. Araştırmaya göre ayrıca toplumdaki en aktif grupların Aleviler ve “dinin gereklerine pek inanmayanlar” olduğu ortaya çıktı. Aktif vatandaşlık gruplarında siyasete etki yapabileceğini düşünenler daha yaygın.

İstanbul Politika Merkezi’nden Fuat Keyman, çalışmanın vatandaşlık algısı konusunda Türkiye’de yürütülen ilk kapsamlı araştırma olduğunu söyledi. Sonuçların,  Türkiye’deki demokrasi performansıyla ilgili sorunlara, yeni anayasa sürecinde toplumdaki kimlikler arası sözleşmenin nasıl olması gerektiği ve birlikte yaşamaya dair sorunlar ve milliyetçilik ve vatandaşlık arasındaki bağlantı gibi konulardaki değerlendirmelere ışık tutmak için gerçekleştirildiğini söyledi.
Ortaya çıkan vatandaş profili ile ilgili konuşan Kadıoğlu, “Bence sonuçlar neo-liberal dönem vatandaşını bize gösteriyor. Hak sahibi olmanın öne çıktığı bir dönem, daha bencil bir dönem” dedi.
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design