Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Dipten gelen dalga ve Tevfik Fikret

10 Mart

Dipten gelen dalga ve Tevfik Fikret

Siyaseten gücü tek ele geçirme, bir daha da bırakmama hayalleri menzili olmayan çok kısa erimli bir kara rüyadır


Biz biliyoruz ki; “Anadolu Beylerbeyi” de “Rumeli Beylerbeyi” de bu toprakların birleştikçe birbirine güç kazandıran sihirli toplumsal parçalarıdır.
 
Demokratikleşmenin maalesef nihai hedefine varacak bir ivme kazanamaması bir koca keyifli ve lezzetli bütünün iki parçası olan uyumun, zıtlaşma ve ayrışma olarak okunmasında yatmaktadır.
 
Halbuki Türkiye’yi diğerlerinden ayıran, bir yanının Asya diğer yanının Avrupa’da olmasıdır. Bu demokratik bir çoğulcu anlayış söz konusu olduğunda eşsiz bir zenginliktir.
 
Diğerini “yok” sayan ya da “yok edici” bir zehrin karanlığında kaybolanlar için siyasi bir körleşmenin şeytanıdır.
 
Türkiye ihtiyacı olan “demokratik bütünleşme” yerine, bir kocaman parçasını diğer parçanın siyasi liderlerinin yok etmeye kalktığı talihsiz bir dönemece gelmiş bulunuyor.
 
Referandum kimilerinin amansız bir siyasi arsızlık ile “yüz yıllık parantez” olarak okumaya kalkıştığı bu coğrafyasının çok köklü bir refleksini görmezden gelme hattâ beyhude bir şekilde bu topraklardan kazıma çılgınlığıdır.
 
İnsanın bir kolunu, bacağını, gözünü, kulağını yok ederek daha sağlıklı ve güçlü olacağını iddia etmekten farksızdır. Anlamsızdır, saçmadır.
 
Türkiye’nin insanlık macerası ile uyum içinde adım atma çabası Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet ile yaşıt değildir. Çok daha eskidir.
 
Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet bu kadim geleneğin çok önemli bir aşaması ve eşsiz, dâhiyane bir başarısıdır. Ama yürünecek epeyce yol var iken, ülkenin bu yanını iğdiş etme gibi akılsız bir vahşi ve yersiz çaba ortaya çıkmış, hattâ bu savaşını son merhaleye getirdiğini sanma gafleti içine düşmüştür.
 
Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihini irdelediğimizde kendisi de Osmanlı Paşası olan Mustafa Kemal Atatürk’ün Genç Osman’ın manevi ve siyasi sulbünden gelen değişim damarının çok güçlü bir aktörü olduğu söylenebilir.
 
Osmanlı’nın yürüyüşünde aksaklık belirdikçe bunu giderme çabaları bu topraklarda çok eskidir. Genç Osman yapılması gereken dönüşümleri çok yerinde ve doğru tespit etmiş ama belki de tarihin kapısını erken çalmış, toplumsal saati hızlı çalıştırmıştır. Kendi başarısız olsa da, çok acı bir kadersizliğin kurbanı olsa da, reçetesi daha sonra bu toprakların büyük zenginliğine ilave olmuştur.
 
2. Mahmut, Tanzimat Islahat hareketleri, 1 ve 2. Meşrutiyet hep bu geniş ve derin geleneğin su kaynaklarıdır. Bu kaynaklar, Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet ile daha kalıcı, daha güçlü hâle gelmiştir.
 
Demokratikleşmeyi ve bu vazgeçilmez mirası, büyük bir huzura, eşsiz bir çoğulculuk ile dünyada parmak ısırtan bir terkipe taşımak mümkün iken ülkenin siyasi yönetim kadrosunun çok dar bir zümresi bu geleneği yok edeceği sanısına kapılarak cehennem kapılarını zorlamaya girişmiştir.
 
Halbuki “insanı en eşsiz varlık ve değer” olarak kabul eden Hümanizm hem bu bereketli toprakların hem de Cumhuriyet’in kültürel pusulası iken şimdi insanın varlığını ve kutsallığını bir yana koyarak “din, ırk ve mezhep” üzerinden Türkiye’yi esir alıp köle yapma noktasına patinaj söz konusudur.
 
İçinde bulunulan siyasi virajın tehlikesi de buradan kaynaklanmaktadır. Halbuki alt özellikleri üzerinden siyasi kurnazlık ve açgözlülük yaparak ülkeyi ele geçirip ilelebet muktedir olacağını sanma hezeyanlarına tutulmak yerine “insanın” var oluşunu esas alan bir gerçeklik, buraların kendi doğal kaynağında çağıl çağıl akmasını kolaylaştıracaktır.
 
Ülkeyi 15 yıldır yöneten ve şiire meraklı görünen siyasi iktidarın hiç anmadığı, iki satırını bile terennüm etmekten sakındığı bir büyük şair, bu toprakların dünya saati ile hareket etme gayretinin de ne yapılırsa yapılsın unutulmaz ve aşılamaz bir simgesidir.
 
Siyasal iktidarın kulakları sağır, gözleri kör baktığı Tevfik Fikret’ten söz ediyorum.
 
“Milletim nev’i beşerdir, vatanım ruy-i zemin”onun mısralarıdır ve bu toprakların şimdi “tu kaka” edilmek istenen tarihsel ırmağının da adeta mottosudur;
 
“Milletim tüm insanlık
Vatanım tüm dünya”
 
Gücün tek adamda toplanma projesi olduğu artık açıkça ve resmen söylenen bir derin değişiklik oylaması arifesinde, buna “dur” demeye hazırlanan dipten gelen dalgadan söz ediliyor.
 
Eğer böyle bir dalga kabarıyor ise bu ülkenin büyük bir kaynağı olan tarihsel yarısıdan doğmaktadır.
 
Yarımızın diğer yarımızı imha etmeye kalkışması tam bir çılgınlıktır. Siyaseten gücü tek ele geçirme, bir daha da bırakmama hayalleri bir tür “İslamcı İttihatçılık,” menzili olmayan çok kısa erimli bir kara rüyadır.
 
Nitekim yaşanagelen İttihatçılık macerası Osmanlı’yı yok etmiş, insanları perişan etmiş, ülkeyi de darmaduman eylemiştir.
 
Yapılması gereken “farklı ve zıt” sanılan tarihsel parçaları “demokrasi ve demokratikleşme” puzzle’ının içine koyarak buralardaki yolunu bulmaya çalışan toplumsal ve tarihsel gücü harekete geçirecek ivmeyi yeniden vermektir.
 
Başta da söylediğim gibi “Anadolu Beylerbeyi” de “Rumeli Beylerbeyi” de bu toprakların birleştikçe birbirine güç kazandıran sihirli toplumsal parçalarıdır.
 
Görmek istemeseler de uzak tutsalar da, Mehmet Akif Ersoy yanına Tevfik Fikret’i çağırıyor aslında. 
 
İkisini bir arada anmak, ihtiyacımız olan senfonik şifreyi de çözmek sayılabilir.
 
“Milletim nev’i beşerdir,
  vatanım ruy-i zemin”
 
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design