Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Çanakkale’de padişah kimdi?

23 Mart

Çanakkale’de padişah kimdi?

Dünya buhar makinesinden Facebook’a yürüdü. Biz ise 1. Meşrutiyet’ten, anayasal düzeni farklılaştıran yeni bir kargaşa dönemine…


 
Hafta sonu 1915 yılındaki Çanakkale Zaferi’yle dopdolu geçti. Tüm Cumartesi günü gözüm iliştikçe televizyon kanallarının anma törenleri ile meşgul olduğunu gördüm. Hem de Çanakkale Köprüsünün temeli atıldı.
 
Pazar günü de hem televizyonlar hem gazeteler 18 Mart’ta Çanakkale Zaferi’ni anma toplantılarını ve yeni köprünün temel atma törenlerini bu kez ‘’anımsatma’’ babında tekrarladılar. Zaten bu nedenle haftasonu 1915 Çanakkale Savaşı ile dopdolu geçti diyorum.
 
Doğrusunu söylemek gerekir ise hafta sonu boyunca 1915 yılında iktidarda hangi padişahın olduğu hiç aklıma gelmedi. Hatırlatan bir tek Allahın kuluna da rastlamadım.
 
Halbuki hâlâ Osmanlı İmparatorluğu vardı ve bir padişahla yönetiliyordu, belki de artık yönetilemiyordu demek daha doğrusu.
 
Sonra aklıma takıldı, 1915 yılında Padişah kimdi? Tahtta kim oturuyordu?
 
Doğrusu soru, aklıma bir gazete köşesinin kıyılarında kaybolacak kadar eğreti duran bir hatırlatma cümlesinden geldi.
 
Çanakkale Zaferi’nin 102. yıldönümü kutlamalarıyla geçirdiğimiz 19 Mart Pazar gününün 1. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin açılış günü olduğunu o minicik cümleden öğrendim.
 
1876 yılında 1. Meşrutiyet ilan edilmiş, 1877’de ilk Meclis açılmıştı.
 
Padişah’ın, yaşıyor gibi bir popülarite kazandırılmak istenen Abdülhamid olduğunu biliyordum. Abdülhamid’in 1876’da tahta çıkıp, 1909’da İttihatçı darbelerle düşürüldüğünü de…
 
Ama sonrası silikleşiyor ya da İttihat ve Terakki dönemi bu tarihten sonrasını silikleştiriyordu.
 
Vahdettin’i biliyorduk; İngiliz gemisiyle kaçtığı her çocuğun hafızasına nakşedilmiştir.
 
Ancak öncesinde, Sultan Mehmet Reşat filan, en azından benim zihnimde epeyce silikti. O nedenle de 1915’de o muhteşem ve çok trajik Çanakkale Zaferi sırasında Padişah’ın kim olduğunu gümbür gümbür güven içinde hemen kendime söyleyemedim. Zaten hatırlatan da yoktu, soran da. Zafer kutlamalarına davet eden de yoktu.
 
Başbakanlığın kurum olarak ortadan kalkacağı, parlamentonun işlevlerinin budanacağı, atanmış kişilerin önem kazanacağı yeni bir anayasal sistem tartışıldığı bu günlerde genel kültür üzerinden geçmişe dönüp 1. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e geçen dönemi düşünmeye savruldum.
 
Perdesi hızla kapanan 1. Meşrutiyet Abdülhamid’in baskıcı ve sansürcü yüzü, İttihat ve Terakki marifetiyle orduya siyaset bulaştırılması, 1908 ve 2. Meşrutiyet, Abdülhamid’in devrilmesi, büyük bozguna dönüşen Balkan Savaşları, bu kez İttihat ve Terakki sopasıyla baskının kabarması, yıkılış ve tükeniş...
 
Büyük toprak kayıplarına uğrayıp, ölüm yalağından Cumhuriyet ile yeniden doğuşumuz.
 
Bu ülke galiba hep yönetimlerin, yönetenlerin ve siyasetin peşinde dolanıyordu. Bu yakın tarihi anımsamaya çabalarken siyasal gelişmeler dışında kayda değer bir şey hafızalarda yer etmemişti. Kendi hafızamda bunu da aradım, öne yerleşen bir ize rastlamadım.
 
Rastlamayınca da huzursuz oldum. Dünyada 19. yüzyıl ile bizim topraklardaki 19. yüzyıl birbirinden farklı mıydı, ne kadar farklıydı, sormaya değer gibi geldi.
 
Örneğin hep birlikte tekrarlayıp durduğumuz sanayi devriminin simgesi olarak tek ağızdan hatırlattığımız Buhar Makinası ne zaman bulunmuştu? İnsan emeğini çoğaltarak büyüten bu adım ne zaman atılmıştı?
 
James Watt buhar makinesini 1. Meşrutiyetten bir asır önce, 1769’da bulmuştu. Biz ona yetişemediğimiz için tek nefes olarak eğreti ve yarı yolda kalan reformsu çabalar içinde beyhude uğraşlar gösterip o nedenle mi sırf siyasetle meşgul oluyorduk? Soruları sorup durdum ama kolayca cevaplar veremedim.
 
Sihirli aşamalarda sihirli makinaları bizler bulmuş olsaydık sabah akşam siyaset gemisi ve onun dümenini ele geçirenlerden başka bir şey konuşmaz mıydık? Yahut da nasıl başka bir dünyamız olurdu acaba?
 
Dünyanın en genç milyarderi Facebook’un kurucusu Marc Zuckerberg’miş. 1984’de New York’da doğmuş.  İcat eylediği Facebook’un piyasa değeri 395 milyar dolar, şahsi serveti ise 53.8 milyar dolar.
 
Facebook 2017’de 1.8 milyar kişiye ulaşmış. Sayfaya saniyede 5 kişi kaydoluyor, her gün 1230 milyar kişi bu sayfayı kullanıyormuş.
 
Anladığım şu ki bu genç adam yerküreyi bu buluşu ile tam bir küresel köye dönüştürdü. İnsanlar her adımda yeni insan izleri bularak yürüyor.
 
2076 ya da 2176’da bugünün simgesel makinası ne olur? Dün buhar makinası ise, bugünden yarına taşınacak olan sihir ne olabilir? Bu atılımları biz neden yapamıyoruz, yapabilecek miyiz? Sorup durdum.
 
Bildiğim o ki, yeniden bir siyasal yol ayrımınında tartışıyoruz.
 
Dünya buhar makinesinden Facebook’a yürüdü. Biz ise 1. Meşrutiyet’ten, anayasal düzeni farklılaştıran yeni bir kargaşa dönemine…
 
Hafta sonu bu iklimin güncel rüzgârıyla adeta sadece Çanakkale Zaferi’yle dopdoluydu. Padişahtan söz etmiyor, anımsamıyorduk.
 
Yarınlarda durumlar ne olacaktı, acayip meraklandım. Biz kendi siyasal dalgalanmalarımızdan, dünya ise Mark Zuckenberg’den mi söz edecekti?
 
Bu öngörüyü sevmedim. 1915’de kim Padişah’tı, oraya geri dönmeyi yeğledim.
 
Kimdi?        
 
                        

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?
?
?

P24’E YAZIN

Proje ve çalışmalarımızla
ilgili düşünce, öneri
ve görüşlerinizi
bize buradan iletebilirsiniz.

FİKRİNİ PAYLAŞ
P24’E YAZIN
Proje ve çalışmalarımızla ilgili düşünce, öneri ve görüşlerinizi bize buradan iletebilirsiniz.

Fikrini paylaş >>
© TUM HAKLARI SAKLIDIR.

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design