Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / İlk yazı, ilk kalem, ilk roman

05 Haziran

İlk yazı, ilk kalem, ilk roman

Burası neden böyle? Geleneksel ceberrutluğun kalemin sihirli gücüne karşı olan tarihsel husumetinden mi? Yoksa...


Ünlü kalem firması Faber-Castelli’nin sahibi Kont Charles Alexander Von Faber-Castell geçenlerde Türkiye’de idi.
 
Soylu ve köklü Faber ailesinin mirasçısı bu kont 2012 yılında Melisa Eliyeşil’le evlenmişti.
 
Mazaginciler bu evliliğin Almanya Stein’de aileye ait 172 yıllık malikânede gerçekleştiğini de vurgulamayı ihmal etmemişler.
 
Kont Charles Alexander İstanbul gezisi sırasında Faber markasının Vikinglerden esinlenen son tasarımını Pera Palas’ta iş ve sanat dünyasına tanıtmayı da ihmal etmemiş. Eşi de ikinci çocuğuna hamileymiş ve hamileliği de epeyce ilerlemiş.
 
Bu magazin haberi beni çocukluğumda, daha kesin ifade edecek olursam, ilkokul çağlarımda “mücevher” değerinde gördüğüm “Faber kurşun kalemleri” tutkunluğuma götürdü.
 
Yazı bulunmasaydı kalemlerin tabii ki anlamı kalmazdı ama kalem icat edilmese yazı da bunca yol alabilir miydi?
 
Yazı katından yola çıkıp kalem icadına mı gelmeli yoksa tersi mi, bilemedim.
 
Kont Charles Alexander Von Faber-Castell’in Türkiye seyahati haberinden birkaç gün sonra hem tüm Avrupa’nın hem de Anadolu’nun M.Ö. 2250 yıllarından kalma en eski belgesi Aksaray iline bağlı Acemhöyük’te ortaya çıkarılmış.
 
4500 yıl önceye dayanan ve gelişmiş bir uygarlık olan Puruşhattum’da ileri bir ticari faaliyet ve bu alışverişte kullanılan ağırlık ölçüm birimleri varmış.
 
O ağırlık birimlerinden bir tanesi fevkalâde önem kazanmış, çünkü üzerinde çivi yazılı minik bir cümle varmış.
 
Yazının okunma çabası hâlâ sürüyor, ağırlık birimi üzerindeki yazının okunaklı olmaması işleri zorlaştırıyormuş, yazının yerel bir Anadolu dilinde mi, o zamanların evrensel dili sayılan Akatça mı olduğunun içinden henüz çıkılamamış.
 
Kalem, yazı, yerel diller, evrensel diller; tüm bunlar neye yarar ki, duyguyu, düşünceyi ve belki de kelimelerin anlamlarını aşan bir dünyayı betimlemeyi mi?
 
Bizlerin bildiği ya bizlere söylenen veya okullarda öğretilen ilk Türk romanı 1872-1873’de gazetede tefrika edilen, 1875’de kitaplaştırılan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’tır. Yazarı Şemsettin Sami’dir.
 
Ama öyle değilmiş…
 
İlk Türk romanı 1873’de yayınlanan Hayal-i Celal adlı kitapmış. Yazarı da 19. yüzyıl Osmanlı edebiyatının en yenilikçi, en modern yazarlarından Recaizade Mahmut Ekrem’in kardeşi Recaizade Mehmet Celal’miş.
 
Kitap ile ilgili bir dizi sorgulama var. Bu gerçekten bir roman sayılabilir mi, yoksa geleneksel oyunlarındaki kurmaca anlatımlara daha yakın bir metin mi?
 
1871’de Misailidis Efendi’nin Karamanlıca Türkçesi ile yazdığı Temaşa-i Dünya’yı yok mu sayacağız?
 
Yahut Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’tan çok önceleri 1851’de Türkçe olarak yazılan Arap harfleri yerine Ermeni harfleriyle basılan Vartan Paşa’nın Akabi Hikâyesi ne olacak? O neden ilk Türk romanı sayılmıyor?
 
Bunları galiba bir yana bırakmam lazım.
 
Hayal-i Celal’in ilk Türk romanı olabileceğini ileri süren ve kitabın yeniden yayınlanmasını sağlayan Yrd. Doç. Dr. Erol Köroğlu bu kitabın klasik Tanzimat Dönemi konularından olan evlilik arayışı üzerinden de okunabileceğini ama alt metindeki cinsel baskı eleştirisinin de göz ardı edilmemesine işaret ediyor.
 
Cinsel baskı eleştirisi, çünkü iddiaya göre 44 yaşında ölen Recaizade Mehmet Celal bir eşcinsel.
 
Yrd. Doç. Dr. Erol Köroğlu Hayal-i Celal adlı kitabın ve onun yazarının da bir türlü gün ışığına çıkmamasını bu nedene bağlıyor.
 
Bu noktada lüzumsuz bir yolculuğa çıkmış gibi hissediverdim kendimi, çocukluk dönemimim kurşun kalemleri, ilk yazılı anıt, ilk roman filan feşmekân anlamsızlığına düşer gibi oldu.
 
Çünkü Türk yönetimi ile görüşen AB yetkililerinin ilişkilerin sürmesi için “ifade özgürlüğünün” ilk koşul olduğunu, bunu şart koştuklarını okudum, onu da tek bir gazetede…
 
Kalemmiş, yazılı belgeymiş, ilk romanmış…
 
Burası neden böyle?
 
Don Kişot, Cervantes ortada iken, edebiyat geçmişinin Kont Charles Alexander Von Faber- Castell’in tarihî malikânesi kadar bile eski olmadığından mı, geleneksel ceberrutluğun kalemin sihirli gücüne karşı olan tarihsel husumetinden mi?
 
Küçüklüğümdeki Faber kurşun kalemlerine karşı olan aşkıma rağmen ben bilemedim.
 
Her ikisi de mi acaba?
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design