Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Kopsun bu kuyruklar…

29 Temmuz

Kopsun bu kuyruklar…

Çünkü “Kapı” yaralıların bedenlerindeki kurşunların çıkarılmasının izne tabi olduğu yönünde bir kararname yayınlamıştır...


 
Ünlü İngiliz yazarı George Orwell ilk başyapıtı sayılan Hayvan Çiftliği’nden kazandığı paralarla İskoçya açıklarında bir adada satın aldığı evde, bir yandan çok genç olmasına rağmen veremle uğraşıyor, diğer yandan epeydir Türkiye’de de çok satan kitaplar listesinden düşmeyen ve diğer başyapıtı sayılan Bin dokuz yüz seksen dört’ü yazıyordu.
 
Kitabı 1947 yılının sonbaharında, 44 yaşında bitirecek, 1948 yılı boyunca da gözden geçirecekti.
 
1948 yılında biten kitabın adını da o tarihin son iki rakamını ters çevirerek “1984” koyacaktı.
 
1950 yılında 47 yaşındayken de ne yazık ki veremin pençesinden kurtulamayacaktı.
 
Orwell’in bütün dünyanın tüm zamanlarda okumaya devam ettiği kitabından çok fazla söz etmeye gerek yok sanırım.
 
Ancak, Türkiye’de yeniden popüler hâle gelmesini en iyi ve en derinlemesine anlatacak bir iki alıntıyla yetinebiliriz:
 
“Gerçek Bakanlığı’ndaki küçük odasında bulunan basınçlı boruların birinden eski gazetelerin düzeltilmesi gereken sayıları, birinden de yazılı mesajlar gelir.
 
Örneğin, Times Gazetesi’nin belirli bir sayısında gerekli görülen tüm düzeltmeler bir araya getirilir getirilmez o sayı yeniden basılır, asıl sayı yok edilir ve arşivde asıl sayının yerini düzeltilmiş sayı alır.
 
Üstelik bu değiştirme işlemi yalnızca gazeteler için değil, kitaplar, sürekli yayınlar, broşürler, posterler, filmler, ses bantları, karikatürler, fotoğraflar, siyasal ya da ideolojik bakımdan önem taşıyabilecek her türlü kitap ve belge için de geçerlidir.
 
Giderek geçmiş, günü gününe, dakika dakikasına güncellenir. Böylece hem Partinin tüm öngörülerinin ne kadar doğru olduğu belgeleriyle kanıtlanmış olur hem de günün gereksinimiyle çelişen tüm haber ve görüşler kayıtlardan silinir.”
 
Uzatmayayım; kısaca romanda belleği çalınmak ve silinmek istenen bir toplumun, bizim için son dönemde gerçek olan, sarsıcı hikâyesi anlatılıyor.
 
Ancak daha da sarsıcı ufacık bir ikinci alıntı daha yapmak isterim:
 
Sırra kadem basan hukuk, hak ve adalet de sanki Orwell’in kitabından çıkıp buralarda yürürlüğe girmiş gibi, bakın okuyalım:
 
“Öte yandan, nasıl hareket edeceği herhangi bir yasaya ya da açık seçik belirlenmemiş davranış ilkelerine bağlanmış değildir.
 
Okyanusya’da yasa diye bir şey yoktur.
 
Saptandıkları zaman kimi ölüm demek olan düşünce ve davranışlar resmî olarak yasaklanmamıştır ve ardı arkası kesilmeyen temizlikler, tutuklanmalar, işkenceler, hapse atmalar ve buharlaştırmalar gerçekten suç işleyebileceği düşünülen kişileri yol etmek amacıyla uygulanır”. (sayfa 242)
 
Okuduğunuzda hele hukukçuysanız insan soluksuz kalıyor, yutkunuyor.
 
Susan, yutkunan sadece ben değilim.
 
Gepgenç Mısırlı bir kadın yazar, Basma Abdel Aziz de susuyor, yutkunuyor ama yazıyor da.
 
İlk romanı Kuyruk bir iki zamandır her yanda görmeye başladığım sanki Orwell’in Mısırlı torunu dedirten bir kitap.
 
Müslüman Kardeşler tarafından yapılan baskıları, simgelerle delici bir şekilde nakşediyor.
 
Basma Abdel Aziz, 41 yaşında hem tıp doktoru hem de sosyolog. Örtünmeyi ret ettiği için büyük sıkıntılar çekmiş, işkenceye yönelik ilmî çalışmaları püskürtülmüş.
 
İlk romanı Kuyruk’ta o dönemleri, Orwellvari bir yaklaşmışla anlatıyor.
 
Hikâyenin başlangıcında 39 yaşındaki Yehya Gad el-Rab Saeed adında bir adamı “Kapı”nın önünde kilometrelerce uzanan insan kuyruklarında acı içinde kıvranarak beklerken okuyoruz.
 
Acı içinde, çünkü “Kapı” diye anılan iktidarın, “utanç verici” olaylar olarak nitelediği isyan sırasında yaralanmış.
 
Ne var ki doktorlar kurşunu çıkaramaz.
 
Çünkü “Kapı” yaralıların bedenlerindeki kurşunların çıkarılmasının izne tabi olduğu yönünde bir kararname yayınlamıştır. İşte bu izni almak ve hayatını kurtarmak için kuyrukta beklemektedir Yehya.
 
“Kararname”, “izin”, “bedene saplanan kurşunların çıkarılmasının izne bağlanması”…
 
Bu bir kaç kelime ve tamlama bile bizlere kitabı aşan bir yaşam anlatıyor.
 
Siyasal baskı sanki Şark’ta kuyruğa girmiş…
 
Bu tespitimi çekingen bir şekilde doğrulayan biri de başbakanın eski danışmanı Akif Beki.
 
Geçen hafta Türkiye ile Almanya’nın arası bir daha zor düzelecek görüntüsü veren bir çatışma noktasına getiren insan hakları savunucusu Alman vatandaşı Peter Steudtner’in tutuklanması ile ilgili yazdıklarını aktarayım:
 
“Peter Steudtner hangi gerekçeyle tutuklandı diye bakıyorsunuz…
 
Her protesto ya da gösterinin kaosa dönüşme ihtimali bulunduğundan, kaos çıkarmayı da terör örgütleri istediğinden …Toplantı ve gösteri sûretiyle asıl kasıtları terör örgütlerinin amacına hizmettir. Kuvvetli şüphe vardır.
 
Teröre yardım etmekten hapsine mi?
 
Teröre destek ve casusluk suçları böyle esnek tanımlanırsa bu kapsama sokulmayacak kimse kalır mı dışarıda?”
 
Akif Beki size kimleri anımsatıyor?
 
Bana George Orwell ve onun en son temsilcisi Mısırlı genç yazar Basma Abdel Aziz’in dilimize yeni çevrilen ilk kitabı Kuyruk’u anımsattı.
 
O kuyruk maalesef Türkiye’de de oynayıp duruyor.
 
Umarım tez zamanda kopar.
 
Ya da Adnan Menderes gibi “kopsun bu kuyruklar” diye haykırmak zorunda kalacağız.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?
?
P24’E YAZIN
Proje ve çalışmalarımızla ilgili düşünce, öneri ve görüşlerinizi bize buradan iletebilirsiniz.

Fikrini paylaş >>
© TUM HAKLARI SAKLIDIR.

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design