Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / ABD-Kuzey Kore: Olmaz demeyelim

11 Ağustos

ABD-Kuzey Kore: Olmaz demeyelim

Akıl-mantık âlemine dönersek karşımıza ilk çıkacak soru, Kuzey Kore’nin, balistik füzelerine nükleer başlık yerleştirme imkânı olup olmadığı


ABD Başkanı Donald Trump, ateş ve gazap”tan sözetti. Bu, “dünyanın şimdiye kadar hiç görmediği” cinsten bir ateş olacakmış. Sahiden dünyanın şimdiye kadar şahit olmadığı birşeyler oluyor. Ucunun nükleer savaşa varmasından korkulan bir mevzuda ABD başkanı tatil yaptığı golf kulübünden “ateş ve gazap” diye bağırıyor.

Kelime arası espasları bile allayıp pullayan, Türkçe’si kıt medya âlemimizin gözde ifadesiyle “ilki gerçekleştirme” alanında ABD başkanının başarısı bol. Trump, yapacağı açıklamanın “tonu ve şiddeti” konusunda Beyaz Ev’deki ekiple görüşmüş, ama “ateş ve gazap”  kelimelerini kendi seçmiş.

“Yakarız!” tehdidi savururken, başkan, acemice kurulmuş fakat çok tehlikeli bir tiyatro oyununda alelacele yazılmış repliğini mi söylüyordu? Yoksa henüz gerilim bu raddeye varmadan birkaç gün önce Kuzey Kore’nin ABD kıyılarını vurabilecek füze deneyi yaptığını, en azından bir kısım Amerikalı’nın bunu bildiğini mi hesaba katmıyordu? “Popülerlik” oranı yüzde 38’e düşmüş ABD başkanının, dünyanın başka yerlerinde iktidar kaybetme tehlikesiyle yüzyüze kalan “başkan”ların yaptığı üzre, savaş çıkarmaya, en azından savaş ortamı yaratıp “hazır bulundurmaya” yönelmesi elbette ihtimal dışı değil. Ancak karşı tarafta yıllardır tuhaf bir dünyevî din ve kutsal kişiye tapınma kültü tarafından sersemletilmiş bol silahlı bir elit, her türlü gerçeklik duygusundan ve bilgisinden uzaklaştırılmış bir toplum, başlarında da kimsenin zaptedemeyeceği bir modern zamanlar çılgınının bulunuşu, “ortam yaratma” projesini birden muazzam bir yıkım faaliyetine, Uzakdoğu’yu cehenneme çevirebilir.

Dünyanın şu rezil haline rağmen, nükleer savaş ihtimali çoğu insana akla yakın görünmüyor. “O kadarı da olmaz artık canım!” demeye eğilimliyiz. Ancak bunu en büyük güvenle söyleyenlerin bile içini kurtlar kemiriyor.

Güvensizlik yaratan en büyük etken, -inanılması zor ama- dünyanın en güçlü devletini şu anda kimin yönettiğinin belli olmayışı.

Şımarık cahil zengin “ateş ve gazap” diye haykırdığı esnada, eski petrolcü CEO’su dışişleri bakanı, Rex Tillerson, savaşa falan gidilmediğini, böyle bir ihtimalin bulunmadığını söylüyor, “Amerikalılar gece yataklarında rahat uyusun,” diyordu.

O arada Kuzey Kore ABD başkanının sözlerine “tamamen saçmalık” karşılığını vermiş, böylece ABD adım atmakla yükümlü hale gelmişti.

Amerikalıların çoğu rahat uyudu muhtemelen. Zaten -acı gerçek bu defa da karşımıza çıktı- çoğu Kuzey Kore’nin yerini bilmiyordu. Ancak başkanın bildiğini sanıyorum. Bu arada merak etmiştir, “GoogleMaps’ten baktım, yer imi de koydum, tamam,” demiştir veya göstermişlerdir artık.
 
Çelişkiler âlemi
 
Trump ‘yakarım yıkarım’ diye esip savururken, dışişleri bakanı, bir devletin en üst düzeydeki diplomatı olmasının gereğini yerine getirerek, diplomasiye kapı açmaya çalışıyordu. Zira, dünyada geçerli devletler arası kuvvet ilişkilerine göre, güçlü-büyük devlet olarak “vururum” dersen, karşındaki küçük devlet “saçmalama lan” derse, ya vurman ya vurmaya eşdeğer bir “hareket çekmen” gerekir ya da olan bitenin aslında bu mânâya gelmediğini izaha girişmen. (Diplomasi konusundaki çarpıcı ayrıntıya birazdan geleceğim.)

Pyongyang, diplomasi alanına geçme fikrini hiç mi hiç güzel bulmadı. Onlar da, koca bir halkı hipnotize etmenin artık hepten ustalaştıkları yöntemlerini sürdürerek, “sıkıysa vurun” dediler.

Karşılıklı dayılanma eylemlerini hiç değilse masa başında itişmeye dönüştürmeye çalışan takım elbiseli tayfa böylece karşı tarafça hırpalanırken, bu defa da ABD’nin ruhen üniformalı savunma bakanı sahneye fırladı, eski asker savunma bakanından ne yapması beklenirse onu yaptı, tehdide tehditle karşılık verdi. Yalnız asker gerçekçiliğiyle, tehdidin düzeyini düşürdü, herkesin aklını başından alan Kıyamet senaryosu yerine görece akla yakın, uygulanabilir yıkım ihtimalini ortaya sürdü. ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, Kuzey Kore tehditkâr tutumundan vazgeçmezse rejiminin sona ermesi ve halkının yıkıma uğraması”nı göze alması gerekeceğini bildirdi.

Trump’ın “ateş ve gazap”ıyla karşılaştırıldığında, bu ifade şüphesiz, “nükleer savaş”ı imâ ediyor sayılamazdı.

Böylece ortaya üç ayrı Washington tutumu çıktı:

1. “Ateş ve gazap” = Nükleer saldırı. Sahibi: Başkan

2. “Rahat uyuyalım” = Savaş olmayacak. Sahibi: Dışişleri Bakanı

3. “Rejim biter, yıkım olur” = Nükleersiz saldırırız, rejimi yıkarız. Sahibi: Savunma Bakanı

Denebilir ki, ABD büyük devlet, dünyanın her tarafına müdahale ede ede tecrübeler kazanmış bir emperyalist güç odağı, bunların hepsi hesaplanmış kitaplanmış olabilir, şu bu…
Değil. Amerikan basınını kıyısından köşesinden izleyen herkes -şaşkınlıkla- görüyor ki, neyin niye olduğunu bilen, mâkûl şekilde açıklayabilen hiçbir merci yok. Zira bunların hemen ardından Trump tekrar sahne alıp, ilk açıklamasının belki de yeterince sert olmadığını”  ileri sürdü, Akıllarını başlarına alsınlar,” dedi, Kuzey Kore aksi halde “dünyada pek az ülkenin karşılaştığı sorunlarla karşı karşıya kalacak”mış. Başkan, “Ordu yüzde yüz arkamda,” deme ihtiyacını da hissetti.
 
Diplomasinin tukaka edilişi
 
Yukarıda, diplomasiden sözedeceğimi söylemiştim, tam burada edeyim. Bu da inanılır gibi değil: bütün bunlar olurken, ABD’nin Güney Kore’de büyükelçisi yok! Trump henüz atamadı. Büyükelçi böyle bir zamanda lazım olmayacaksa ne zaman olacak?

Hem Trump’ın hem Dışişleri Bakanı Tillerson’ın, ABD’nin yerleşik dışişleri kadrolarından kurtulma, yönetim üzerinde her dönemde çok etkili olan bu bakanlığın etkisini kırmaya yönelik eylemleri var. Bakanlığın bütçesini kırpıyorlar, kadrosunu işlevsiz bırakıyorlar. Bu “mücadele”ye, Washington-içi bir iktidar itişmesi olarak baktıkları anlaşılıyor.

Fakat bu doğrudan doğruya ABD’nin uluslararası arenadaki vaziyetiyle ilgili bir konu. Hâlihazırda dünyanın pek çok yerinde ABD’nin büyükelçisi yok! Bunun başlıca sebebi, başkanın, atayacağı herkesi öncelikle  “sadakat testi”nden geçirmek istemesi.

Şu anda ABD Seul büyükelçisinin Güneydoğu Asya devletlerinin temsilcileriyle sürekli irtibat halinde olması, en azından, Trump’ın mı, Tillerson’ın mı, Mattis’in mi dediği doğru, bu konuda insanları tatmin edecek, kimini silah arkadaşlığına kazanacak, kimini yatıştıracak, akla yakın birşeyler söylüyor, belki el altından Kuzey Kore ile temas ediyor olması vs. gerekirdi. Yok.
 
Felaket-Kıyamet
 
ABD-Kuzey Kore arasında olanları izlemeliyiz, çünkü sahici bir felakete doğru gidiyor olabiliriz. ABD’de nihayetinde, şu anda Beyaz Ev’e doluşmuş ırkçı, sağcı cahillerin bir çılgınlığa kalkışmasını önleyecek çok güçlü mekanizmalar çalışabilir. Ayrıca, başkanın da, etrafındaki zengin zevatın da kaybedecek çok şeyi var.

Ancak Pyongyang’daki ekibin haleti ruhiyesine dair kimse güvenilir bilgi sahibi değil. İnsan davranışlarını akla mantığa fazlaca bağlayarak anlamaya çalışıyoruz, hep akıl-mantık âleminde dolaşarak öngörü malzemesi arıyoruz. Oysa Kuzey Kore hakkında düşünürken tam neleri nasıl hesaba katmamız gerektiğini bilmiyoruz. Onyıllar içerisinde o ülkede akıldışılık ve gerçekdışılığın neredeyse hükmedici bir kuvvet haline gelmiş bulunduğuna dair çok belirti gördük.

Akıl-mantık âlemine dönersek karşımıza ilk çıkacak soru, Kuzey Kore’nin, balistik füzelerine nükleer başlık yerleştirme imkânlarına sahip olup olmadığı. Kimi uzmanlar, Pyongyang’ın henüz gerekli boyutlarda (küçüklükte) nükleer başlıklar yapamadığını, ama yapmaya yaklaştığını söylüyorlar, kimileri de, bu aşamayı geçtiklerini.
 
“Asker millet”
 
Her hâlükârda, “Önce Ordu” (Sun-goon, Songun) ilkesinin -doktrin de diyebiliriz- her alanda bir numaralı öncelik olduğu bir ülkeden sözediyoruz (daha kapsayıcı öbür ilke, Yu-çeh, Yuçe -veya Cu-çe, okunuşundan emin olamadım-: bağımsızlık, kendine-yeterlik, aslında milliyetçilik). Zorunlu askerlik erkekler için on yıl, kadınlar için kısa süre önce beş yıla indirilmiş. Kuzey Kore ordusu 1 milyon 210 bin kişilik mevcuduyla, Çin, ABD ve Hindistan’ınkinden sonra dünyanın dördüncü büyük silahlı kuvveti. Ancak Kuzey Kore’nin savaş gücü bunun çok ötesinde. Ülke nüfusunun neredeyse üçte biri, yaklaşık 7 milyon 700 bin insan, paramiliter birliklerde örgütlenmiş bulunuyor. Muvazzafıyla, ihtiyatıyla, paramiliteriyle, eli silah tutan Kuzey Koreli sayısı 9 milyon civarında.

Kuzey Kore ordusunun en önemli unsuru, Özel Kuvvetler’i. 200 bin kişi kadar (60 bini “Hücum Kıtaları”). Ordu, bu özel birliklerin denizcilerini “İnsan Torpidolar”, havacılarını “Görünmezler”, karacılarını “Devrimin Merkezini Koruyan Canlı Bombalar” diye takdim ediyor. ABD Savunma Bakanlığı, bu kuvvetlerin özelliklerini sayarken, “iyi beslenmiş” olmalarını, “yüksek motivasyon”larını özellikle vurguluyor. Güney Kore Savunma Bakanlığı’na göre, bu özel birliklerin en çok talimini yaptıkları iş, tüneller veya hava indirme yoluyla sınırın ötesine, cephe gerisine sarkıp güneyin işgaline bu şekilde başlamak. (1974-1990 arasında Güney Kore’nin tesbit ettiği dört tünelin toplam uzunluğu yaklaşık 11 kilometre.) Ayrıca, suikast, sabotaj, şehir savaşı gibi özel alanlarda da uzmanlaştırılıyorlar, bu Özel Kuvvet elemanları. Yani aynı zamanda ülkeye karşı girişilmesi muhtemel işgal harekâtına hazırlanıyorlar.

Düzenli ordu dışındaki silahlı güçlerin bağlı bulunduğu dört çeşit askerî örgüt var:

Yedek Asker Eğitim Birlikleri: Otuz yaşından genç bekâr kadınlarla kırk yaşından genç erkekler. 600 bin kişi kadar. Bireysel silahlarının yanısıra topları, zırhlı araçları, uçaksavarları var. Yılda 500 saat askerî eğitim görüyorlar.

Kızıl Genç Muhafızlar: 14-16 yaş arası yaklaşık bir milyon genç. Yılda 160 saat, acil hallerde 450 saat, haftanın her günü talim yapıyorlar.

İşçi-Köylü Kızıl Ordusu (2010’a kadar “İşçi-Köylü kızıl Muhafızları”ydı): 5 milyon 700 bin kişi. Bir nevi paralel düzenli ordu. 17-60 yaş arası erkekler, 17-30 yaş arası kadınlardan meydana geliyor. Yılda 160 saat kadar askerî eğitim var. Halkın bulunduğu yeri -sanayi tesislerini, devlet binalarını, icabında hava saldırısına karşı bir yöreyi- savunması tasarımına göre  örgütlenmiş bu kuvvetin, hafif silahların yanısıra tanksavar, uçaksavar gibi silahları var.

Doğrudan Paramiliter diye adlandırılan birlikler: Gizli Servis, Gizli Savaş Gençlik Şok Timleri, Halk Güvenliği Bakanlığı Lojistik Seferberlik Kılavuzluk Bürosu gibi birimlere bağlı özel elemanlar bu birlikleri oluşturuyor. Toplam mevcutları, birçok ülkenin ordusundan kalabalık: 400 bin kişi.

Kuzey Kore ordusu, 4100 tanka, 8600 parça topa, 5500 çoklu-roketatara sahip. Hernekadar Pyongyang topçusunun hem elindeki malzemenin hem eğitim düzeyinin fazla parlak olmadığı kabul ediliyorsa da, bunların hatırı sayılır kısmı, Güney Kore’deki yerleşim birimlerini, şehir merkezlerini vuracak şekilde konuşlandırılmış ve askerî uzmanlar, düşük isabet kabiliyeti ile bile Güney ahalisini perişan edebileceklerini belirtiyorlar. Kuzey’in hava kuvvetinde 1000 kadar uçağı var. Bir tarafınkiler çok gelişmiş, öbürününkilerin çoğu Sovyet döneminden kalma, eski, yine de ABD (72) ile Kuzey Kore’nin (70-75) denizaltı sayılarının aşağı yukarı aynı oluşu ilginç. Kuzey Kore’nin bir de “mini denizaltı filosu” var. Klorin, hardalgazı, sarin ve VX’e sahip olmaları dışında ayrıntıları bilinmeyen ama varlığından ve genişliğinden (dünyada üçüncü) emin olunan kimyasal silah programının yanısıra, Pyongyang, Birleşmiş Milletler tarafından yasaklanmış, kör edici olduğu söylenen lazer silahlarına sahip.
 
Elektronik ve siber savaş
 
Kuzey Kore 2009 yazında düşmanlarına meydan okumuştu: “Yüksek teknolojili savaşın her türüne tamamen hazırız”!

2004’te, ABD-Güney Kore ortak askerî tatbikatı sırasında Kuzey’liler, Güney’in 33 ayrı askerî telsiz ağına girebilmişlerdi. İki yıl sonra, Pyongyang’la nükleer füzeler konusunda görüşmekte olan ABD Dışişleri Bakanlığı’nın sistemi, “Doğu Asya-Pasifik bölgesinden birilerinin” saldırısına uğradı. 2011’de Kuzey Kore, yine askerî tatbikat sırasında Güney Kore ordusunun bütün GPS sinyallerini engellemeyi becerdi.
Yaklaşık 6000 bilgisayar cambazından oluşan özel “hacker” ekipleri ile siber savaş birliklerinin -“121 no’lu birim”- varlığı, Kuzey Kore ordusu denince eskimiş, paslanmış Sovyet ve Çin silahlarını gözünün önüne getirenler için uyarı mahiyetinde sayılır. Sanal faaliyetler ve özellikle savaş için kurulmuş başka birimler de var. On bir bölgesel haberalma birimi ve sekiz geliştirme-üretim birimiyle Kore Bilgisayar Merkezi, ülkenin “millî işletim sistemi” Kızıl Yıldız OS’u geliştirmekten de sorumlu. Merkezin Çin, Suriye, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde temsilcilikleri var.

Kuzey Kore, Güney’in bankacılık sistemi, medya ağı ve resmî dairelerine, önemli veri kayıplarına yolaçan gayet etkili siber saldırılar, Güney Kore Ulusal Meclis’ine, Başkanlık Ofisi’ne, öndegelen malî kurumlar ve gazetelere DDoS atakları düzenleyebildi. Tek saldırıda, Güney’in iki kamu yayın kuruluşu, bir kablo haber kanalı ve üç büyük bankasının 32 bin bilgisayarını devredışı bırakabildi. 2008-2012 arasında, Güney Kore web sitelerine 73 binden fazla saldırı oldu. Görünürde bunların pek azı Kuzey Kore ile doğrudan ilişkilendirilebildi, ancak bu, Kuzey Kore’nin siber saldırı kabiliyetinin sanılandan gelişmiş olduğu şüphesini yaratıyor. Nitekim 2012 Haziran’ı ile 2013 Nisan’ı arasında Güney Kore malî şirketlerinin bilgisayarlarına zararlı program yüklemeyi amaçlayan 1590 saldırıda Kuzey Kore bilgisayarlarının kullanıldığı tesbit edildi. Güney Koreli yetkililer, Kuzey Kore siber savaşçılarının bilgisayar oyunları aracılığıyla para topladığına, ayrıca oyunları kullanarak, siber saldırılar için altyapı oluşturma amacıyla bilgisayarlara sızdıklarına dair deliller elde ettiklerini ileri sürdüler. Kuzey’in 200 kadar askerî istihbaratçısı, Güney Kore sosyal medya platformlarında görevli olarak “trol’lük” yapıyor.

Doğrudan parti merkez komitesine bağlı “Araştırma Grubu” -“35 No’lu Birim” olarak biliniyor- tarafından yetiştirilen sanal âlem savaşçılarına Pyongyang’ın pek çok ayrıcalık sağladığı ileri sürülüyor. Herhalde bunu fazlasıyla hak ettiklerine inanılıyor olmalı, zira Kuzey Koreli hacker’lar bugüne kadar ABD savunma sistemlerine bütün öteki ülkelerin hacker’larından daha sık sızmayı becerdiler.

Siber savaş bahsini şu önemli bilgiyi vererek kapatayım: Kuzey Kore’nin hacker’ları Çin ve Rusya’da gördükleri eğitimle o işleri başaracak donanıma sahip kılınıyorlar; ilaveten, Kuzey Kore’nin internet ağının işleyebilmesi Çin’e bağlı. (Kuzey Kore internet ağının dışa açık kısmı bütünüyle denetim altında, ancak izin verilmiş ayrıcalıklı kimseler kullanabiliyor. Sıradan yurttaşlar ise ülke dışına kapalı intranet ağı Kwangmyong’la yetinmek zorunda.)
 
Mafyalarla işbirliği?
 
“Kuzey Kore” dendiğinde nasıl bir özneden sözedildiğine dair biraz daha fikir verebilmek için, bu devlet hakkındaki suçlamaları hatırlatmalıyım: uluslararası kaçakçılık, uyuşturucu kaçakçılığı, insan kaçakçılığı, nesli tükenmekte olan canlılardan elde edilen ürünlerin (fildişi, gergedan boynuzu) kaçakçılığı, ABD doları kalpazanlığı, korsan ilaç (meselâ Viagra) imalatı, korsan sigara (meselâ Marlboro, Dunhill, Japon sigaraları Mild Seven, Crown) imalatı…

Kuzey Kore imalatı sahte 100 dolarlar, 2005 ve 2007’de Las Vegas’ta, Çinli bir işadamınca kumarhanelerde kullanılmaktayken ele geçirilmişti. ABD’li uzmanlara göre, Pyongyang’ın ürettikleri, dünya üzerindeki en kaliteli sahte paralar.

ABD’nin aldığı tedbirler ve uygulanan yaptırımlar nedeniyle Kuzey Kore’nin kalpazanlık işini durdurduğu sanılıyor. 2008’den sonra, Kuzey Kore’nin bütün bu yasadışı ticaret işlerinde dikkate değer azalma görüldü. Bir yorum, Pyongyang’ın doğrudan iş yapmak yerine giderek daha fazla, uluslararası şebekelerle, mafyalarla iş tutmayı yeğlediği.

Pyongyang’ın, ülkede üretip uluslararası piyasaya sürdüğü uyuşturucular, sahte para ve başka yasadışı ürünlerin pazarlanması konusunda Rus, Çin, Taywan mafyaları  ve Japon Yakuza’sıyla işbirliği yaptığı söyleniyor.

Kuzey Kore’nin, içeriye yönelik olarak, bu işlere ideolojik kılıflar uydurmaya özen gösterdiği, bunları “düşmanın altını oymaya yönelik gerilla tipi faaliyetler” olarak takdim ettiği de yaygın şekilde dile getirilen bir iddia. Bir dönem o işlere bulaşan Ülkücülerin uyuşturucu ticaretini “gâvur gençliğini zehirliyoruz” diye pazarlamaları gibi.
 
Pek talihsiz bir kesişme
 
“Önce Amerika” diyen turuncu saçlı cahille “Önce Ordu” ülkesinin sırıtkan kutsal-insanı karşı karşıya. Çok mu kişiselleştiriyoruz, iki devletin çatışmasını böyle sunarak? Haydi bir tarafa “Amerikan emperyalizmi” dedik, iç çelişkisini şusunu busunu bir tarafa bıraktık, ötekine ne diyeceğiz; “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” mi? Tarihte zaman zaman rastlanan talihsiz kesişmelerden biriyle karşı karşıyayız.

Her fotoğrafı ruh sağlığı konusunda ayrı şüpheler yaratan Kim Jong Un, tarihteki pek çok diktatör gibi, iş sıkıya geldiğinde dünya nimetlerinin ve canının derdine düşer, halkına seslenirken yenilginin adını şöyle veya böyle koyarak geri adım atar mı? Geçit töreninde askerlere üzeri nükleer amblemli sırt çantaları taşıtmış olan zat..?

Kendini -parasıyla- TV yıldızı yapmış şımarık zengin emlakçı, başkanlığın sefasını uzun zaman süremeyeceğini kavramış, buna canı fena halde sıkılmış olarak, ateş ve gazap havasını tahrik eder, “Amerika’yı yeniden büyük yapacak” silahlı seferberliğin başında kabarmış gururu ve uçuşan turuncu saçlarıyla yürümeye kalkar mı? Yan gözle popülerlik göstergesindeki ibrenin oynayışını izleyerek.

Hiroşima ve Nagazaki’ye nükleer bombalar atılacağında, savaş ve yıkımın bunca olağanlaşmış bulunmasına rağmen, muhtemelen pek az insan böyle bir felaketi mümkün görmüştü. Zaten kaç kişinin haberi vard

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design