Anasayfa / SİBEL ORAL / Ümit Kıvanç'tan "O Meslek Bunalımda"

28 Ağustos

Ümit Kıvanç'tan "O Meslek Bunalımda"

‘Hepsi yalan, yapılan riyâ’

(Bu söyleşi Cumhuriyet Kitap Eki'nden alınmıştır) 

Ümit Kıvanç’ın yeni kitabı “O Meslek Bunalımda” yayımlandı. “Gazeteciliğin Kendine, Neoliberalizm ve Sanal Âlemin Basına Ettikleri” alt başlığıyla yayımlanan kitabı, Türkiye’de gazetecilik mesleğinin geldiği noktayı ve bunalımdan nasıl çıkacağımızı Ümit Kıvanç’la konuştuk.
 
 
- Geçen hafta "Robot Gazeteciler Geliyor" başlıklı bir haber vardı. Aslında Google'ın bir yapay zekâ projesi ama bizim sosyal medyada epey konuşuldu, “Türkiye'de yıllardır var bu robotlar” diye...

- Evet, hakikaten ilk anda benim de aklımdan geçti, “zaten var” esprisi. Latife bir yana, iş ciddi. “Veriler-olgular birtakım algoritmalara göre seçilip tasnif edilecek ve düzgün bir dille toparlanacak” yollu haberler okuduğumda, nasıl olabilir diye kafamda kurmaya çalıştım ve hayret edilecek kadar çok şeyin kodlanabilir, programlanabilir, dijital kayıtlarla beslenebilir ve otomatik olarak düzenlenebilir olduğunu gördüm. İlk aklıma gelen, spor haberleri, trafik ve hava haberleri, ekonomi haberlerinin çok büyük bölümü oldu. Mümkün yani: Robot editörler.

- Kitabın adındaki “O meslek”ten başlayalım. Neden “O” ve “O meslek” bugün sizin için ne ifade ediyor?

“O”, malûm, internet gazeteciliğinin, daha dünyaya gözlerini açtığı anda dejenere edilmesinin, üç aylık bebekken bile yoldan geçenleri dolandıran bir çakal kimliğine büründürülmesinin simgesi: “O ülke”, “o şehir”, “o oyuncu”, “o takım”… “O mesleğin” bana ne ifade ettiğiyse cevabını kitapta kısaca ama aciliyetini ve önemini -öyle umuyorum ki- yeterince vurgulayarak verdiğim bir soru. “Hakikat aşıldı” diyorlar. Çünkü dünyada, eğer dizginlenmezse totaliter düzenlere doğru heveskâr, şuursuz bir gidiş var ve bugün herkesin daha kolay erişebildiği hakikati itibarsızlaştırmak müstakbel diktatörlerin başlıca derdi. Buna karşı, insana olumlu anlamda insanî özellikleri kazandıran, akıl-fikir, vicdan, adalet, eşitlik arayışı gibi değerlerin savunulması, geliştirilmesi için en hayatî uğraşlardan biri gazetecilik. Öyle olmak zorunda da diyebiliriz; aksi hâlde yok olacak. Gerçeğin araştırılması, parçalardan bütünleştirilerek tasvir edilebilir hale getirilmesi, anlamının araştırılması; bunları seviyorum ve insanlığın hiç değilse bir kısmının adalet ve çoğulculuk ortamında yaşama özlemi için elzem görüyorum. “O meslek” bu, bana göre.
 
“HER ŞEYİMİZ DİJİTAL ÂLEMDE KAYIT ALTINDA”

-Gazeteciliğin hem kavram hem de pratik olarak yok edilmeye çalışılıp mesleği itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı gerçeğinden yola çıktığımızda vardığımız sonuç aslında hâlâ güçlü olduğu mu? Bugün, bu Türkiye ortamında bile...

- Hayır. Çok güçsüz. Çünkü ona gücünü verecek olan iki temel şart var. İlki, yoksulların, yoksunların, ses çıkarma ve sesini duyurma imkânları hiç varolmayan veya pek az olanların gazeteciliğe güvenip onu muktedirlerin araçlarından biri olarak görmemesi. İkincisi, iktidar sahiplerinin, toplumun etkin zümrelerinin, gazetecileri, ayrıcalıklar sağlayarak parayla pulla vs. emir kulu yapamayacaklarını düşünmesi. İkisi açısından da gazetecilik kendini çok kötü duruma düşürdü. Fakat mesleğin özünde, tanımında bulunan bir özellik, onun düştüğü yerden kalkabileceğine işaret ediyor. Donald Trump’ın hakikate savaş açışından, hele başkan oluşundan sonra Amerikan basınında ciddi, araştırıcı gazetecilik muazzam yükseldi. İşarettir.

- Şimdi “sosyal medyadan al haberi çağı” deniyor. Tamam, o da olmuyor değil ama şöyle de bir şey var: Twitter sansüründe dünyada birinci sıradayız. Onaylanmış gazeteci hesapları bile kapatılabiliyor. Bu durumda alternatif haber alma aracı olan sosyal medyanın sizce geleceği var mı?

- Sadece sosyal medya değil de amatörlerin, yurttaş gazeteciliği yapanların da katkısıyla yürüyen, geniş bir internet haberciliği ağı diye tarif edersek gelecek kesinlikle burada. Büyük bölümü diyelim isterseniz. Şu anda bizde, Çin ve Rusya başta, rejimleri totalitarizme meyleden ve eleştiri-muhalefet kaldırmayan ülkelerde görülen sansür ve baskı vakaları internete özgü değil. İnternet olmasa muhaliflerin çıkaracağı gazete ve dergiler toplattırılacaktı. Evet, her şeyimiz dijital âlemde kayıt altında. Çok parazit yaparsak sesimizi kesebilirler. Ama birinin hesabı kapatılırsa yenisini açar; bu bakımdan daha avantajlıyız. Sendika.org’a bakın; her gün erişimini engelliyorlar, onlar da 48, 49, 50… ekleyip devam ediyor. Bu çağın mücadelesi de böyle sürecek.
 
“KÖŞEYAZARLIĞI SAÇMA BİR MÜESSESE”

- ABD'deki durum konusunda kitapta epey bilgi var. Trump'la Erdoğan'ın medyaya bakışı arasındaki benzerlikler ya da ayrılıklar ne?

- Baskı altına alma, sadece kendi istediğinin yayımlanması gibi “tek-adam” liderliği özellikleri bakımından aslında önemli fark olmadığı söylenebilir. Fark, iki ülkenin ortamlarında. Orası, esas olarak iktidarı sınırlama amaçlı çok güçlü yerleşik kurumlarıyla Amerika Birleşik Devletleri, burası hiçbir zaman sahici hukuk görmemiş Türkiye Cumhuriyeti. Hukuku cisimleştirdikleri varsayılan ve çeşitli dönemlerde hükümetler-üstü diye nitelenen, çok güçlü görünen kurumlar ve mekanizmalar bir fiskede dağıldı burada. Basın da devlet hizmetine alışık ve yatkındı genel olarak. ABD için Trump döneminin yeniliği, göz göre göre yalan söylenebilmesi, yalanın yalanlığı ortaya çıktığında da akıl almaz bir pişkinlikle çeşitli manevralara yönelinmesi. Bizdeki yenilik, yalanın örgütlenmiş hâli gibi bir propaganda aygıtının medya adı altında faaliyet göstermesi, yalanın yalanlığının ortaya çıkmasından kimsenin çekinmemesi, ortaya çıktığında, yalana muhatap kalmış olanların asla rahatsızlık duymaması.

- Doğru tespitlerle “Az sonra gözyaşlarınızı tutamayacaksınız yayıncılığı”ndan bahsediyorsunuz. Fakat yakın geçmişe baktığımızda da Roboskî Katliamı, 10 Ekim Ankara Garı Katliamı, Suruç Katliamı gibi olaylarda anaakım medyanın görmediği bir vahşet, gerçeklik yaşanıyordu... Bu iki uç arasında savrulan medyanın hâleti ruhiyesine dair neler söylersiniz?

- Medya iki uç arasında savrulmuyor. Gözyaşlarımızı çoğu zaman “üçüncü sayfa” haberleri, gerektiğinde de “şehit haberleri” için dökmemizi istiyor, kendini faillerin tarafında gördüğü katliamlarda da gözyaşı değil salya saçmayı tercih ediyor.

- Bugün sizin deyişinizle köşeyazarının yaptığı bilgi vermek değil, tavır önermek. Birer ikişer cümlelik saptamalar, sloganvari cümleciklerle okuru vurmak. Burada aslında az önce konuştuğumuz “az sonra gözyaşlarınızı tutamayacaksınız” durumu da var...

- Köşeyazarlığı denen saçma müessese konusunda şimdiye kadar pek çok defa yazdım. İfrit oluyorum. Köşeyazarına tanınmış boş beleş alanın ancak aklımın erdiği, hakkımın olduğuna inandığım kısmını kullanmaya çabalıyorum. Okurların duygularını onların yerine ifade etsin diye birilerine dünya ve evreni ilgilendiren her konuda gönlünce sallama imkânı tanınması olacak şey değil. Özellikle baskı dönemlerinde okurların duygularına tercüman olmanın da elbette anlamı, önemi var ama bu gazetecilik değil, başka bir şey.

- Bugün Anadolu Ajansı ve TRT gibi kurumların bu hâle gelmesi nasıl bu kadar mümkün oldu?

- Az önce hukuk ve kurumlar hakkında söz söylerken dile getirdiğim hakikat; “oyunun kuralı”, herkesin uyması gereken kurallar ve bunlara uygun davranma, “fair play”, bizde bulunmayan kavramlar. Gücü ele geçiren oyunu kendi çıkarına göre eğip büktüğü için ortada herkesin uyması beklenen kural diye bir kavram kalmadı. “Devlet ajansı”, ciddi bir müessesedir. Elbette bazı haberlere yer vermez, bazı ayrıntılara girmez filan ama en azından olgular düzeyinde belli bir güvenilirliği olmalıdır. “IŞİD yönetiminde Rakka-Musul ne huzurlu” diye foto-röportaj yayımlayan bir devlet ajansınız varsa ajansı bırakın, devletinize de kimse güvenmez. İktidar partisine bin, muhalefetin iktidarca meşru sayılanına yüz, yok etmek istediğine bir birim yer ayıran “kamu yayıncısı” ne demek? Bu ülkede hukuk ve adalet yok demek. TRT, Türkiye’nin hukuk devleti olmadığının kanıtıdır başlı başına. Bizde devlet her zaman en güçlü siyasî partiydi; elinde silah vardı ve istemediği gelişmeler gördüğünde her kurumu kurumluktan çıkardı, şahsiyetini yok etti. Şahsiyeti defalarca çiğnenmiş kurumları alıp elinde oyuncak etmek zor olmadı Erdoğan ve AKP iktidarı için. “Reis ne derse o olacak” çizgisine karşı, “hayır, bazı yerlerde kimsenin dediği olmaz, herkesin uyacağı kurallar vardır” gibi bir direnç anlayışı olabilseydi her şey böyle çabucak çığırından çıkmayabilirdi.

 
“BATILI GAZETECİLER RAHAT RAHAT TÜRKİYE’YE GELMEZ”

- Artık “türetilmiş” gazetecilik var, “sonradan olma”, yahut sözleşmeli köşeyazarlığı üzerinden ve Türkiye özgür olmayan ülkeler arasında. Üstüne üstlük “Hayır, Türkiye'de sansür yok” ya da “Türkiye'de tutuklu gazeteci” yok deniyor. Sadece meslekte değil mesleği ele geçiren ve yönetenlerde de “hastalıklı” bir durum var diyebilir miyiz? O tarafın ruh hâlini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu dediğiniz, açıkçası, “değerlendirme” sıfatını hak edecek kadar söz söylenmesine değecek bir durum değil. Gazetecileri sürekli tehdit altında yaşatıyorlar, tehditle yola gelmeyeni hapse atıyorlar, hele Kürt gazetecilere yapmadıklarını bırakmıyorlar, ayrıca sarı basın kartı mekanizmasını istemedikleri herkesi dışlamak için kullanıyorlar, sonra da bunların hiçbiri yokmuş gibi davranıyorlar. Hepsi yalan, yapılan riyâ.

- Şöyle de bir şey var: Türkiyeli gazetecilerin üzerindeki baskı bir yana yurt dışından buraya haber yapmaya gelen gazeteciler de ya gözaltına alınıyor ya casus deniyor ya da sınır dışı ediliyor... Dünya basınının Türkiye'deki duruma bakışı ile ilgili neler söylersiniz?

- Dünya basınının bakışı hakkında pek özel bir şey söyleyemem. Bize acıdıklarını görüyoruz. Yabancı, özellikle Batılı gazeteciler konusunda iktidarın Gezi İsyanı’ndan bu yana gayet özel, hesaplı planlı politikası var: Korkutmak, kaçırmak, rahat hareket edemez hâle getirmek istediler, buna rağmen gelinip gidilince iş doğrudan kişisel tehdide bindi. Alıp hapse atıyor. Gözaltına alıyor, günlerce tutuyor. “Midnight Express” sendromu yarattılar. Şu anda aklı başında hiçbir Batılı gazeteci rahat rahat Türkiye’ye gelmez. Evine dönüp dönemeyeceğini bilmiyor.

- Mevcut iktidar döneminde gazeteciliğin bitirildiğini düşünüyor musunuz? Gelecek için umut var mı? Türkiye'de “bağımsız medya” bir ütopya mı?
- Şahsen, Hrant’ın öldürülmesinden bu yana “umut” diye bir şeyden söz etmeyi kestim. Bu beni ilgilendirmiyor. Umut yok dersem ne yapacağım? Çoğulculuk, adalet ve eşitlik için uğraşmaktan vaz mı geçeceğim? Hakikati arama ve aktarmaya dayalı işlerle ilgimi kesip müteahhitliğe mi başlayacağım? Bağımsız gazetecilik olmaksızın onurlu bir yaşam sürülebileceğini düşünmüyorum, bu yüzden bunun için uğraşmayı öneririm, böyle bir derdi olan herkese. Kendimiz için.
 
“BİR SÜRE SONRA OLAN BİTENİ ANLAYAMAZ HÂLE DÜŞECEĞİZ”

- Dünyada yükselen sağ popülizm, neoliberal politikaların çöküşü, mülteci sorunu, bir de Türkiye'de olanlar var. Bunlar bazen kesişiyor, biri diğerini kapsıyor, bazen de ayrışıyor. Konuya “gazetecilik mesleğinin bunalımda olduğu” tespitinden yola çıkarak bakarsak Türkiye'yle dünyanın depresyonunun ortak sebepleri neler? Gazetecilik dünyasının içinden soracak olursam; biz bu depresyonu nerelerde derinleştirdik, belirli dönüm noktalarında farklı kırılmalar, virajlar alınabilir miydi?

- Dünyadaki gelişmelerle bizim buradakilerin birçok yerde kesiştiği doğru. Farklı dinamikler gördüğümüz kanallar da var. Bu soru çok kapsamlı. Burada tatmin edici cevap veremem sanırım. Fakat şuna mutlaka dikkat çekmeliyim: Dünyada hayatî gelişmeler oluyor ve biz buradaki felaketimizle uğraşmaktan, kafayı kaldırıp bunlara bakamıyoruz. Buzlukta vurulmuş kız çocuğunun cesedi varken popülizmin global yükselişinin dinamiklerini konu etmemiz mümkün olmuyor. Fakat fena geride kalıyoruz ve bir süre sonra olan biteni anlayamaz hâle düşeceğiz korkarım.

- Gazetecilik adına yeni bir dilin, farklı mecraların oluşabileceğine dair öngörüleriniz, küçük kıvılcımlar yok mu? Özetle bu bunalımdan nasıl çıkılabilir?
- Var elbette. Örnekler var bir sürü, internette. Nasıl çıkılacağına dair iddialı sözler edemem ama dünyanın dört yanında arayışlar var. Mutlaka sonuçlar yaratacaktır.

- O Meslek Bunalımda kitabını hangi duygularla hazırladınız? Bu kitap kimlere, ne ulaştırmalı, okuyanına ne kalmalı?

- Duygularımı karıştırmayayım. Valla, “doğru dürüst gazetecilik nasıl yapılır, bu kitapta birtakım tarifler ve öneriler var” denirse çok sevinirim. Özellikle genç gazeteci adayları ve meslektaşlarımın okumasını çok isterim.

- Son soru: O meslek bunalımda evet, peki gerçekten mesleğini seven gazeteci ne yapacak?

- Gazetecilik!
 (Cumhuriyet.com.tr)

O Meslek Bunalımda / Ümit Kıvanç / P24 Medya Kitaplığı / 184 s.
 
 
Not: P24 Medya Kitaplığı sadece kargo bedeli karışılığında ücretsiz olarak okura ulaşıyor. Kitabı temin etmek isteyenler punto24info@gmail.com adresine yazabilir.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design