Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / “Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor”

23 Aralık

“Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor”

Bir celse önce atanmış olan çok genç ve yeni bir savcı Yassıada Duruşmaları’na rahmet okutacak cinsten bir adım attı.

 
Siyasal iktidarın, zorla içeride tuttuğu çok çok uzamış olan tutukluluklarını daha da uzatmak istediği gazeteciler için bu tutukluluk hâlinin devamı için hiç değişmeyen matbu bir gerekçe var.
 
O matbu kâğıtta “kuvvetli suç şüphesinin sürdüğü”, “suçun önemi”, ‘’şüphelinin tutuklu kaldığı süre”, “kaçma şüphesinin sürdüğü” gibi içi boş laflar var.
 
Bunlar somut olgulara dayanmayan, genel, belirsiz, soyut, basma kalıp gerekçeler.
 
Ceza Muhakemeleri Kanunu’na göre her bir sanık için  ayrı ayrı somut deliller, belgeler, ciddi kanıtlar gösterilerek “tutukluluğun devamına” karar verilmesi gerekir iken bu âmir hükümler ayaklar altına alınıp, çiğnenip duruyor.
 
Çiğneniyor çünkü siyasal iktidar maalesef yargıdaki uzantıları vasıtasıyla “düşünce ve ifade özgürlüğünü” cezalandırmak, eleştirisel muhalif davranışları zorla susturmak istiyor.
 
Hâlbuki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içi boş laflarla insanları hapiste tutarak eziyet etmeyi sürekli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “özgürlük ve güvenlik” dengesini belirleyen 5. maddesinin 4. bendini gerekçe göstererek mahkûm ediyor.
 
Türkiye böylesine aldırmaz bir boş vermişlikle hareket ettiği için AİHM’de Rusya’dan sonra en fazla hak ihlali yapan ülke konumunu sürdürüyor.
 
Ve malesef yönetim ve yargı bu durumdan pek de rahatsız olmuyor.
 
Bunlar son bir yıldır ayyuka çıkmış, vites artırarak büyüyen hukuksuzluklar.
 
Geçen günlerde hedefi özgür medya olan bir platform avukatı olarak katıldığım bir davada duruşmaya bir celse önce atanmış olan çok genç ve yeni bir savcı Yassıada Duruşmaları’na rahmet okutacak cinsten bir adım attı.
 
İçinde hiçbir “cebir ve şiddet” unsuru olmayan haftalık sıradan bir televizyon programını bahane ederek programa katılan gazeteciler için TCK’nın 309. maddesine göre ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi.
 
Türk Ceza Kanunu’nun 309. maddesi ne diyor?
 
“Cebir ve şiddet kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.”
 
Liberal, demokrat, laik aydınların “din devleti” kurmak amacıyla “anayasal düzeni ortadan kaldırmakla” suçlanmasının makul bir tarafı olmamasını bir yana bırakıyorum, bu tutarsızlıktan öte bir vehamet içeren hukukî yanını tartışmak istiyorum.
 
Madde çok açık; “cebir ve şiddet” olmadan böyle bir cezalandırmanın gündeme gelmesi, hele haftalık bir program nedeniyle  istenmesi, ancak ve ancak Yassıada Mahkemeleri’ndeki hukukun görüntü olarak da yok sayıldığı dönem ile kıyaslanabilir.
 
Yassıada Mahkemeleri Hâkimi Salim Başol, her zaman çok iyi bir yazar olduğunu düşündüğüm Samet Ağaoğlu’na ne demişti: “Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor.”
 
Neyse ki Türk Yargı Sisteminde hâlâ gerçek hukukçular da var, “cebir ve şiddet” aranan suçta, ceza kanunu maddesinin nasıl uygulanması gerektiğini FETÖ davalarına bakan Yargıtay 16.Ceza Dairesi 14 Temmuz 2017 tarih, 2017/1443 esas, 2017/4758 sayılı kararında bir kez daha anımsattı.  
 
Söze, yazıya, ifadeye, düşünceye “cebir ve şiddet” muamelesi yapılmasın diye kanun koyucu gereken düzenlemeyi 2006 yılında yapmış, ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki kullanılan haklar anayasayı ihlal suçu kapsamında değerlendirilmemesi  için “cebir veya tehdit” olan suç unsurunu cebir ve şiddet olarak değitirmiş idi.
 
Bu konuda pek çok  Yargıtay içtihadı bulunuyor.
 
İnsanın “eyyy savcılar, deneyimsiz genç savcılar” diye bağırası geliyor: İfade özgürlüğünü anayasayı ihlal suçu saymak ne manaya geliyor, bu nedir?
 
Yargıtay 16. Ceza Dairesi böyle bir kabulün Yassıada Davalarında kaldığını düşünüyor.
 
Maalesef İstanbul’un kimi birincil mahkemelerinde öyle olmuyor; keşke öyle olsa.
 
Yargıtay 16. Ceza Dairesi çok eskilerde kalması gereken  ifade özgürlüğünü cebir gibi sunma yaklaşımını şöyle değerlendiriyor:
 
“Manevî cebir kavramı mehaz kanun bakımından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise meşru siyasi iktidarın yargılanmasına gerekçe arayan 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o gün iktidarda olanları yargılamak amacıyla kurulan Yüksek Adalet Divanı eseridir. Bu nedenledir ki; özgürlükçü, çağdaş hukuk devletinde bu görüşün savunulabilir bir tarafı yoktur.”
 
Özgürlükçü, çağdaş demokratik bir hukuk devletinde bu görüşün savunulabilir bir tarafı yok ise,  İstanbul’da yazarlara ağırlaştırılmış müebbet isteyen savcılar ne yapıyor o zaman?
 
Yassıada Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı Salim Başol, Samet Agaoğlu’na ne demişti?
 
“Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor.”
 
Merak edenler olabilir, hatırlatayım ; Salim Başol delirerek ölmüştü… 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design