Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / “Asgarî Ücret Partisi”

29 Aralık

“Asgarî Ücret Partisi”

En yüksek gelire sahip yüzde 20’lik nüfus toplam gelirin yüzde 47.2’sini, en fakir yüzde 20 ise sadece yüzde 6.2 sini alıyor

 
 
Osmanlı Sarayı’nda yaklaşık 6 bin kişinin yaşadığı söylenir. Biz altı asırlık tarihi o altı bin kişinin ve Padişahın yaşadığı saray üzerinden öğrenir, okur, tartışır ve yaşarız.
 
Saray dışındaki halkın yani tebaanın esamesi okunmaz, onlar adeta yoktur. Ne yapıp, ne ettiklerini yaşama nasıl takla attırarak ömür sürdürdüklerini hiç bilemeyiz, âdeta yokturlar.
 
Muktedirlerin yaşamı koca bir imparatorluğun, koca bir halkın yaşamı ile özdeşmiş gibi sunulur.
 
Keşke Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tebaa sınıfındaki insan yaşamları daha derinlemesine, dört dörtlük incelemelere konu olsa da, hiç görmediğimiz bir resmi görüp, durumu çok daha sağlıklı değerlendirebilsek.
 
Padişah ve Saray’ı anladık da, tebaa, sıradan insan ne eder bilebilsek, öğrenebilseydik.
 
Bugün de siyaseti ve gündemi maalesef halkın gerçek sorunları belirlemiyor.
 
Ankara, siyasetin muktediri belirliyor.
 
Yığınların siyasi partiler arasında ve siyasal gündem peşinde çalkalanıp savrulduğu bir garipliği yaşar dururuz.
 
Hâlbuki çok büyük bir çoğunluğun en temel ve en büyük derdi yoksulluk, fakirlik. Ama biz sanki böyle yığınsal bir toplumsal sorunumuz yok gibi, Saray’ın gündemi ile gün geçirip, sûni bir gündem peşinde ömür tüketiyoruz.
 
Yeterince üretemeyen, üretileni de çok çok adaletsiz bölüşen bir ülkeyiz. Türkiye en kötü paylaşan ülkelerin başında geliyor.
 
2016 verilerine göre, en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik nüfus toplam gelirin yüzde 47.2’sini, en fakir yüzde 20 ise sadece yüzde 6.2 sini alıyor.
 
Daha bir şey söylemeye gerek var mı?
 
İşsizlerin hangi boyutlarda olduğunu gerçek rakamların dışında resmî rakamlar da itiraf ediyor.
 
İşsizlik kadar vahim derin yaralarımız da çok. Örneğin gençlerin üçte biri ne okuyor ne de çalışıyor. Bu büyük bir sosyal depremin, yönetilemez bir çarpıklığın trafosu olabilir ama o da gündemde yer bile almıyor.
 
Yoksullukla ilk gündem maddesi ise “asgarî ücret” ve “taşeron işçiler” olarak görünüyor. Onların da siyasal ve toplumsal gündemdeki yeri geçici, çünkü taşeron işçiler “kadro” bekliyor, asgarî ücret de yeniden tespit edilecek.
 
Bunlar belirlendikten sonra gene yoksulluğun bu iki büyük fay hattı sessizlik ortamında uyutulacak.
 
Taşeron olarak çalışanların sorunlarına çare güya geçen hafta sonu çıkarılan KHK ile getirildi.
 
Ancak kimsenin maalesef fazla seslendirmediği bir büyük hukuk dışılığını vurgulamam lazım, taşeron işçilere KHK ile çözüm getirmeye kalkmak, düpedüz ve çok soğukkanlı bir biçimde en başta OHÂL Kanunu’na aykırı bir düzenleme. Anayasal bir düzen ve “hukuk devleti” uygulaması yürürlükte olsa yok hükmündedir.
 
Keşke siyaset, siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri, barolar, kısacası herkes şu OHÂL Yasasına bir baksa ve OHÂL’e aykırı işlemleri çok daha büyük bir titizlikle izlese, dehşetin resmini görse ve haykırsa.
 
Saldım çayıra, mevlâm kayıra hâlindeyiz.
 
OHÂL Yasasına aykırı bir biçimde hukuku çiğneyerek KHK ile getirilen taşeron çalışana kadro çözümünün de neden sorunun parlementodan ve kamuoyundan kaçırılarak oldu bittiye getirildiği hemen görülüyor.
 
Beklenene çare olmaktan ziyade, bir erken seçim ihtimali ile bir takım taraftarları devlette kadroya almaktan öte bir yanı yok.
 
Taşeron işçi sorununun yoksulluğun görünen bir yüzü olarak süreceği görülüyor.
 
Saray yoksulluğun ihtiyacı olan temel çözümler yerine, siyasetin ihtiyacı olan çıkarlar peşinde koştukça da Türkiye’nin temel sorunu yoksulluk olarak kalacak gibi görünüyor.
 
Üstelik taşeronla ilgili yeni sorunlar da ortaya çıkıyor. Örneğin, 17 bin taşeron firması var, burada çalışan 119 bin kişi bulunuyor. Aileleriyle birlikte 500-600 bin kişi ediyorlar, yeni düzenleme bunları da yeni işsiz ordusu olarak sokağa mı dökecek? İşleri temelden çözmek yerine, kendi işine gelen kısmına dönük pansumanlar sorunları daha da büyütüyor.
 
Türkiye’de 29 milyon insan çalışıyor.
 
Bunun 19 milyonu “ücretli veya yevmiyeli”. 6.5 milyonu da asgarî ücretli. Hiç de az değil.
 
“Asgarî Ücret Partisi” kursalar, parlamentonun 3. partisi olurlar.
 
Şimdi bu insanların gözü kulağı, yeni yılda belirlenecek olan “asgarî ücretin” ne kadar olacağında.
 
Asgarî ücretle geçinmek zorunda kalan insanlar siyasetin kendi sûnî gündemi yerine, sadece kendi temel sorununa, kendi refah düzeyine odaklanmış, tavizsiz ve bilinçli bir şekilde topluca hareket etse, asgarî ücret çok çabuk ve tartışmasız çok daha mâkul bir noktaya gelirdi.
 
Kendi çıkarlarına en uygun öneriyi sunan parti ya da sendika ardında durarak da bunu yapabilirler ama yoksulluğu çözmek ve kendi çıkarlarının bilinciyle davranmak yerine, Saray gündemleri peşinde savrulunca, asgarî ücret bir yoksulluk olarak kalıyor.
 
Sûnî siyaset sorunları, esas toplumsal yaraların üzerini örtüyor.
 
Yeni yılda da ülkenin en yığınsal ve en acıtıcı konusu işsizlik ve yoksulluk.
 
“İşsizler ve Yoksullar Partisi” ya da “Asgarî Ücret Partisi” kurulsa, hatırı sayılır en büyük siyasi güçlerden biri olacak.
 
Mesele böyle partiler kurmak değil, mevcutları temel sorunları çözecek, Türkiye’nin hakiki ve öz gündemiyle hareket edecek bir hâle getirecek bilinçle davranmak.
 
Böyle olmadıkça, Saray’ın siyasal çıkarlarına endeksli sûnî Ankara gündemi, yoksulluğun üzerine örtülmüş bir şal olarak kalacak, maalesef…

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design