Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / ABD-Kuzey Kore: Tatsız şaka gibi

04 Ocak

ABD-Kuzey Kore: Tatsız şaka gibi

Güney Kore’ye bir insanî yıkım yaşatmadan Kuzey’e dokunamazsınız; üstelik Pyongyang elindeki nükleer silahla çevredeki her hedefi vurabilir


Olanlar, zekâ yaşları altı-yedide kalmış irikıyım iki yeniyetmenin, abilerinden öğrendikleri küfürleri çeşitlemeye çalışırken yumurtladıkları babalanma laflarından ibaret seviyesiz dalaşı andırıyor. Olabileceklerse, en düşük ve iyimser ihtimalle birkaç on bin, gerçekçilikten hiç de uzak olmayan öbür ihtimalle bir milyon insanın can verebileceği, Kore Yarımadası’nın belli başlı şehirlerinin yerle bir olacağı, dünyanın bir bölümünün nükleer pisliğe bulanacağı çeşitli felaketler.

2018’e girilirken, Kuzey Kore diktatörü Kim Jong Un, “Nükleer bombanın düğmesi masamda ve bu fantezi değil hakikat” diye bir meydan okuma mesajı attı ortaya. Cahil zengin ABD Başkanı Donald Trump, “Bendeki düğme seninkinden büyük, üstelik çalışıyor” karşılığını verdi. ABD’de basın, araştırmacılar, uzmanlar, Trump’ın devirdiği çamlar arasında yollarını güçlükle bulmaya çalışıyorlar; hepsi, “ne olabilir”in peşinde. Biz de yavaş yavaş “bu iş ciddî” demeye başlasak fena olmaz sanki.

2017 Ağustos’unda Kuzey Kore-ABD gerilimine dair çeşitli bilgiler derlemiş, toparlayabildiklerimi ve çıkarsamalarımı P24’te yazmıştım: “ABD-Kuzey Kore: Olmaz Demeyelim”. Bu yazı, olabileceklere dair düşünmek isteyenlere -özellikle Kuzey Kore’deki ordu örgütlenmesi konusunda- mâkûl bir olgu-bilgi zemini sunuyor, göz atabilirsiniz.

Her şeyden önce, iki devletin elinde nükleer silahların, başlarında da gayet güvenilmez liderlerin bulunuşu ortamı tekinsiz kılıyor. Fakat tekinsizlikte esas pay şüphesiz Kuzey Kore’nin. Çünkü bilinmeyenlerle dolu. Sorunu büyüten şu ki, bilinebilenler belirsizliği artırıyor.
 
Bilinenler-bilinmeyenler
 
Öncelikle, Kuzey Kore’nin nükleer silahlarının konvansiyonel saldırı karşısında ne ölçüde güvencede olduğu, nerelerde, hangi aşamada tutulduğu bilinmiyor. Uzmanlar, ABD ve Rusya’nın nükleer tesislerinin saldırılara karşı sıkı korunaklı olduğuna işaret ediyor ve Kuzey Kore’nin nükleer tesisleri bombalansa nasıl bir sonucun doğacağını kimsenin bilmediğini öne sürüyorlar.

İkinci olarak, kendinden çok daha güçlü bir devletin -elbette öncelikle ABD’nin, ama Çin’in, Rusya’nın da- saldırısına karşı koyma hedefi, Kuzey Kore’nin sadece savunma tasarımını değil, devlet felsefesini de şekillendiriyor. Bu devlet onyıllardır buna göre hazırlanıyor, örgütleniyor.

Üçüncü olarak, Kuzey Kore’nin, uğrayacağı ilk saldırının ilk anlarında Güney Kore’nin kalbini, damarlarını, sinir merkezlerini vurmaya yönelik gayet kapsamlı, tesirli olacağına kesin gözüyle bakılan bir konvansiyonel hazırlığı var. Askerî mevzularda uzman olmayan biri olarak okuduklarımdan anlayabildiğim, Pyongyang’ın kısa sürede topluca imha edilmesi mümkün olmayan bir topçu ve füze bataryaları silsilesini, Güney nüfusunun yarısını rahatça vurabilecek mesafeye dizmiş olduğu. Kuzey Kore’nin Güney’de, şehir merkezi 10 milyon, büyükşehir alanı yaklaşık 25 milyon nüfuslu başkent Seul’ün birçok semtini yıkıntıya çevirmesi, en az elli bin kişiyi öldürmesi için en fazla yarım saatin yeteceği kaydediliyor. Daha doğrusu, Amerikan uçakları veya savaş gemileri Kuzey Kore’yi vurmaya başladığı anda Pyongyang’ın en az bu kadarını yapmaya vakti olacağı… Birkaç saat vakit ve elindeki nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları kullanmaya fırsat bulabilirse, Kim Jong Un’un ordusunun öldürebileceği insan sayısı “birkaç milyon”u aşabilir, deniyor. Ve bir Amerikalı askerî uzman, bir milyon kişilik Kuzey Kore ordusunu tesirsiz hale getirmenin “otuz ilâ altmış gün alacağını” söylüyor. (Yaklaşık kırk milyonluk Tokyo da Kuzey füzelerinin menzilinde.) Kuzey Kore’nin elinde “binlerce ton” olduğu tahmin edilen kimyasal ve biyolojik silah bulunuyor.

Buraya eklenmesi gereken bir veri daha var: Kuzey Kore ordusu, Askerden Arındırılmış Bölge’yi yeraltından geçerek Güney’in içlerine doğru sayısız tünel açtı, açıyor. Güney Kore bazen bunları bulup ortaya çıkarıyor, imha ediyor, kullanılmaz hale getiriyor. Ancak halen ne kadar tünelin Güney’deki hangi yerleşim merkezlerinin nerelerine uzandığı, Kuzey Kore komandolarının buralardan ilerleyerek yapabileceği tahrip eylemlerinin muhtemel hedefleri ve kapasitesi kesin olarak bilinmiyor.

Dördüncü etkene gelmeden, ABD’nin emlakçı başkanının muhteşem görüşünden sözetmeliyim. Trump, eğer işler kızışır, savaşa tutuşulursa, muharebelerin ABD’nin uzağında, Kore’de cereyan edeceğini, Kore Yarımadası’nın yakılıp yıkılacağını, Amerikalıların değil Korelilerin -bilemedin Japonların, Çinlilerin- öleceğini, bu yüzden savaşın göze alınabileceğini düşünüyor, yakın çevresi ve Beyaz Ev’den sızan bilgilere göre. İşte, dördüncü etken, “savaş nasıl olsa dünyanın öbür ucunda geçecek” küstahlığına meydan bırakmıyor: Kuzey Kore’nin denemelerini yaptığı füzelerden bazılarının ABD toprağına ulaşma ihtimali yüksek. Eğer yolda tesbit ve imha edilmezse, Kuzey Kore balistik füzesinin ABD toprağına ulaşması yarım saat sürecek. Bu kadarını başaramasa bile, füzeler karşısında çocuğun yeni oyuncak sevincini andırır bir coşkuya kapıldığı her halinden belli olan Kim Jong Un, “vekalet savaşı”nın bu kadar yaygın görüldüğü bir devirde, Amerikalılar yerine “vekil kurban”lar kullanabilir, milyonlarca Japon’u vurabilir veya Japonya’daki otuz beş, Güney Kore’deki kırk bin Amerikan askerini hedef alabilir.
 
Washington’daki eğilimler
 
ABD’de Kuzey Kore ile savaş ihtimali konusunda belli başlı dört eğilim var:

İlki, “ateş ve gazap”çılar. Bu motifleri Başkan Trump, Kuzey Koreli muhatabını tehdit ederken kullanmıştı. “Akıllarını başlarına alsınlar” demişti, “yoksa dünyada pek az ülkenin yaşadığı” çapta bir felaketle yüzyüze gelirler. Bu grubun tam neyi kastettiği, açıkçası belli değil. Çünkü Kuzey Kore’yi devlet yöneticilerinin başına yıkmaya kalktıklarında karşıdan gelecek -belki de nükleer- cevap konusunda ne yapacaklar, söyleyemiyorlar. Kasıtlarının nükleer silah olduğu anlaşılsın diye “ateş ve gazap” gibi motifler kullanarak tafra yapıyorlar, ama müttefikleri Güney Korelileri, Japonları ve muhtemelen Çin nüfusunun bir kısmını kurban haline getirmeden böyle bir adımı nasıl atabileceklerini kendileri de bilmiyor.
İkinci grup, Savunma Bakanı Jim Mattis gibi, Trump’ın yanında sağduyulu ve mâkûl kalan, yine de savaşçı kafalı adamlar. Bunların savurdukları tehditler daha çok konvansiyonel uyarı saldırılarını çağrıştırıyor. Mattis, Kuzey Kore tehditkâr tutumundan vazgeçmezse rejiminin sona ermesi ve halkının yıkıma uğraması”nı göze alması gerekeceğini ilan etmişti. (Ulusal Güvenlik Danışmanı H. R. McMaster, saldırıya daha hevesli, söylendiğine göre. Başkana yanaşıp “yakalım yıkalım”dan yana çıktığı görülüyormuş.) Ancak burada da öyle rahat hareket alanı yok. Uzmanlar şunları soruyor: Kuzey Kore, kendisine karşı girişilecek ilk atağın, bir uyarı atışı değil de topyekûn saldırının ilk adımı olduğu kanısına kapılır, buna göre, onyıllardır hazırlandığı “ya hep ya hiç” savaşına uygun düşecek çapta ve nitelikte karşılık verirse? “Ufak çaplı uyarı saldırısı”nın karşı tarafı saldırgan tutumundan caydırma sonucu vermesi için yeterince etkili olması gerekli. Ama bunun “kararı” öyle bir ayarlanacak ki, hem uyarı yeterince güçlü ve tesirli olacak hem de Kim Jong Un ve kurmayları bunun bu kadarla sınırlı olduğunu ilk anda anlayacak ve ilk tepkileri Seul’ü hedef alan topları ateşlemek olmayacak; bu nasıl olacak? Kaldı ki, herhangi bir uyarı saldırısına ne karşılık vereceklerine dair herhangi bir güvence yok elde. Dolayısıyla, Kuzey Kore, ABD’yi bir üst perdeden yeni bir atak yapmaya sevk edecek bir karşılık verebilir. Böylece ona da bir sonrakini daha güçlü ve tesirli kılacağı yeni bir saldırı fırsatı doğar. Bu böylece tırmanır, gelinir yine muhtemelen nükleerli topyekûn savaş haline. Ya da ABD, Suriye’de boş pisti bombalayıp yasak savması gibi, sırf gösteriş maksadıyla bir sınırlı harekât yapar; bu da Kim Jong Un’un yaşlı başlı generallere kahkahalar attırdığı absürd mizansenlere yeni malzeme sağlar.

Üçüncü grup, kuşatmacılar. Veya yıldırmacılar. Bunlar, Kuzey Kore’nin dünyadaki tecrit edilmişliğini daha da boğucu hale getirerek, bu devletle bir şekilde iş tutan herkese yönelik haşin tedbirlerle, çok sıkı ablukalar, ambargolarla Pyongyang’daki “mistik diktatörlük” rejiminin günün birinde devrilebileceğini öngörenler. Veya hayal edenler. Bunlara da, “o zamana kadar ne olacak?” sorusu soruluyor. Ne kadar süreceği bilinmeyen bir dönem boyunca, füzeci şımarık çocuğun meydan okumalarına katlanılacak, ABD’nin otoritesi tartışma konusu edilecek, Güney tehdit altında kalmaya devam edecek… O arada Kuzey yeni nükleer silahlar yapacak. Sonuçta, bu yolun dördüncü gruptakilerin, diplomasicilerin önerdiği anayola kavuşması kaçınılmaz.

İşte, dördüncü grup da, savaş ihtimallerini bir yana bırakalım, Kuzey Kore ile görüşerek onu bir tehdit olmaktan çıkarmaya uğraşalım, diyor. Bakan mı, alt düzey yetkili mi, bakansa sahiden dışişlerine mi bakıyor, neredeyse bakanlığı kapatıp elemanlara yol verecek, fakat bir yandan da ABD adına orada burada birileriyle görüşüyor… eski petrol şirketi CEO’su Rex Tillerson bir ara ABD yurttaşlarına “rahat uyuyun” çağrısı yapmıştı. Çünkü “savaş olmayacak”tı, Tillerson’a göre. Onu “görüşelim’ciler” grubunun simge ismi sayabilir miyiz, bilemiyoruz. Çünkü esas can alıcı mevzuda söz söylediğini işitmedik. Sözkonusu mevzu şu: Görüşelim, demek, Kuzey Kore’nin nükleer silahlara sahip olmasını sineye çekmek demek! Evet, ABD’de bir grup bunu ciddî ciddî savunuyor. Dayanakları da basit: Çünkü, diyorlar, aslında başka çare yok. (ABD yönetiminde aslında kimsenin Kuzey Kore konusunda ne yapılacağını bilmediğinin ileri sürüldüğü, aydınlatıcı bir yazıyı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz - İngilizce.)
 
Neden savaş konuşuyoruz?
 
“İkinci Kore Savaşı” ihtimalini askerî şartlar bakımından ele alan hemen herkes, yukarıda kısaca aktardıklarıma dikkat çekiyor. Kabaca şu: Güney Kore’ye muazzam bir insanî yıkım yaşatmadan Kuzey’e dokunamazsınız, üstelik iş nükleer silah kullanmaya gelirse, Pyongyang, elindeki altmış kadar nükleer silahla, yakın çevredeki her hedefi vurabilir. 2017’nin 3 Eylül’ünde yaptıkları son denemede patlattıkları bomba, ABD’nin 1945’te Hiroşima’ya attığının on katı gücündeydi.

Peki bu açık hakikate rağmen biz neden savaş ihtimalini konuşmak zorunda kalıyoruz? Çünkü ABD’nin başında şuursuz bir cahil adam var ve, belirttiğim üzre, savaş olursa uzaklarda Korelilerin falan öleceğini, ABD’ye zarar gelmeyeceğini varsayıyor.

“Kuzey Kore tehdidi” motifinin yeniden piyasaya sürülmesinin görünür sebebi, Pyongyang’ın tâ ABD topraklarına kadar nükleer başlıklı kıtalar arası füze atabilir duruma gelmiş -gelmediyse de kısa süre içerisinde gelebilecek- olma ihtimali. Trump’ın, “Bu asla olmayacak!” dediği şey. Böyle bir füzeyi, şehir yıkacak büyüklükte bir nükleer başlıkla ABD’ye ulaştırabilirler mi, kestirilemiyor. Yoksa Pyongyang’ın nükleer macerası çok uzun zamandır biliniyor, Washington, onların nükleer silah sahibi olmasını önlemeye çalışıyor. (Pyongyang’ın füze denemelerini hedef alan sabotajlar düzenliyorlar.) Kuzey Kore bomba yapmaya elverecek ölçüde plutonyum ayrıştırmayı 1990’ların başlarında becermiş, ilk bombalarını 2006’da, George W. Bush zamanında patlatmıştı. Obama döneminde bunu dört bomba daha izledi.
 
Pyongyang: Ya hep ya hiç?
 
Tabiî bir sorumuz da Uzakdoğu’ya yönelmeli: Kuzey Kore diktatörü niye ateşle oynamaya bu kadar meraklı? Cevap yine zor değil: İcabında ABD’yi vurabilecek, nükleer başlıklı kıtalar arası füzeleri iktidarının ve rejiminin devamı için güvence olarak görüyor. Galiba inancı şöyle özetlenebilir: “Ancak bana dokunamazlarsa yaşayabilirim.”

Bu haliyle Kuzey Kore’de hüküm süren muktedirlerin sürekli bir varlık-yokluk çelişkisinin baskısı altında yaşadıklarını, sürdürmek için her şeyi yaptıkları düzenin yıkılabileceği tehlikesini hissettikleri anda düşmanı kendileriyle birlikte yok etmekte bir an tereddüt etmeyecekleri, gerikalan kimseyi de umursamayacakları öngörülebilir. Kuzey Kore, hep kendinden çok güçlü devletlerden gelebilecek tehditleri savuşturmaya ayarlı bir savunma refleksine sahip, kendini buna göre donatmış.

M.Ö. 540 civarında Persler tarafından kuşatılan Likya şehri Xantos’un erkekleri, akropollerini yıkıp, mallarını meydana toplayarak yakıp, karılarını, çocuklarını ve kölelerini öldürüp, sayıca çok üstün Pers ordusuna karşı intihar saldırısına girişmişler, hepsi ölmüşlerdi. M.Ö. 42’de, Brutus komutasındaki Roma ordusuyla baş edemeyince aynı şeyi bir defa daha yaptıkları söylenir. Nükleer silahları yoktu.
 
Işığı yakalım
 
Yazıyı bitirirken, bütün okuduklarınıza farklı gözle bakmanıza yolaçacağına inandığım birkaç olguya işaret edeceğim. Güney Kore’nin yeni başkanı Moon Jae-in, Kuzey’le düşmanlığı giderecek, yumuşama getirecek adımlar atma peşinde. İki devlet arasında kapalı duran bir özel iletişim kanalı Trump ve ABD’li şahinlerin bol bol “Kuzey Kore tehdidi” edebiyatı yaptığı bugünlerde yeniden açıldı. Çok önemli bir veri daha: Kamuoyu araştırmaları gösteriyor ki, Güney Korelilerin büyük çoğunluğu “Kuzey Kore nükleer tehdidi”ni en büyük tehlike olarak görmüyorlar.

“Nasıl olsa dünyanın öbür ucundakiler ölecek” diye turuncu turuncu babalanan şımarık zengin ile ilâhî kuvvetlerin kendisine Korelileri yönetme kudret ve kabiliyeti verdiğine inanan füze manyağı, iki megalomanın elli milyon Güney Koreli’yi icabında gözden çıkarabileceğine ihtimal vermek dahi ne korkunç.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design