Anasayfa / SARPHAN UZUNOĞLU / Twitter: Kanaatlerin savaş alanı

25 Ocak

Twitter: Kanaatlerin savaş alanı

Twitter bugün kendi kendimizi ve ilişkilerimizin niteliğini gözetime açtığımız bir alan...


Twitter bir süredir hem sosyal bilimcilerin araştırma alanlarından biri hem de gazeteciler için önemli bir haber kaynağı. Muhafazakâr kimlikleriyle tanıdığımız, yaşça büyük Bülent Arınç gibi siyasetçilerden sokak hareketinin temsilcilerine kadar herkes Twitter’da dünyayla görüşlerini paylaşıyor. Hattâ öyle ki bugün dijital diplomasi alanında yapılan kimi araştırmalar Twitter’da hangi büyükelçinin kimi izleyip izlemediği, hangi ülke başkanının kimleri izlediği gibi verilere kadar varabiliyor. Hattâ bu alana gönül indirenler için bu türde sosyal ağ analizlerinin nasıl yapılacağına ilişkin güzel bir Youtube kanalı da var.
 
Tabii ki Twitter’la ilgili araştırmalar ve kullanım pratiklerinin hepsi bu kadar sofistike ve iyi niyetli değil. Yazının yalnızca Twitter’la ilgili olup diğer sosyal ağ platformlarını dışarda bırakmasının sebeplerinden biri Türkiye’deki Twitter platformunun herkesin katılımına açık olmasına rağmen farklı siyasal çevrelerde birlikte ve organize hareket eden mikrokozmoslar yaratmış olması. Ve bu mikrokozmosların da kendi iç dinamikleri, dedikoduları, sızıntıları ve geçici/kalıcı liderlik mekanizmaları olması; hattâ bunların planlı birer linç ve cezalandırma ağına nasıl dönüşebileceğini inceleyecek olmam.
 
Twitter’ın küçük grupları nasıl işliyor?
 
Böyle bir yazıda sorulması gereken sorulardan ilki Twitter’daki liderliğin nasıl/hangi kriterlere göre belirlendiği; liderin elindeki gücün ne olduğu. 2013 yılında Türkiye’de sokak hareketinin en canlı olduğu dönemde radikal demokrasi gibi kavramların dolaşımda olduğu bir tartışma sürmüştü. Bu tartışma sonrasında sol çevreler içerisinde bana kalırsa eriyip gitti; muhatabı olan kitle gözünde yeterince önemli bir yer edinemedi. Sosyal hareketler bakımından tartışmanın fikrî takibi aslen yapılıyor. Gene aynı dönemde “Duyuru” isimli günümüz sosyal hareketlerinin doğası ve taleplerine ilişkin metinleriyle ses getiren Hardt ve Negri Assembly isimli kitaplarıyla o dönemdeki sosyal hareketlerin bir kısmının neden başarısızlığa uğradığını ya da istenen sonuca olaşamadığını liderlik ekseninden ele aldılar. Hattâ iletişimcilerin yakından tanıdığı Christian Fuchs da bu kitapla ilgili bir inceleme kaleme aldı. Onların liderlik fikirleri, aslen başka bir yazının konusu olmakla birlikte geçici önderliklerin işlevselliği, değişen üretim ilişkileri ve hattâ toplumun sınıfsal dinamikleri gibi birçok değişkeni barındırıyordu. Peki Twitter’daki minik siyasal evrenlerdeki liderlik ve topluluk ilişkileri de böyle mi? Bazı kişiler belirli konularda söz söyleme iktidarını ellerine alıp, vakit başka bir konuya gelene kadar grup için önderlik mi yapıyor?
 
Her ne kadar birçoğumuz aksini iddia edecek olsak da Twitter’ın şöhret mekanizması da televizyondan çok farklı bir tipte değil. Sosyal ağların demokratikleştirici, eşitleyici özelliklerine vurgu yapılarak geçen yıllara rağmen, Twitter da öyle ya da böyle bir anlam rejimine dayanıyor ve bu rejimi ayakta tutan bazı değiş tokuş araçları var. Retweet’ler ve beğenmeler bu anlam rejiminin en sıradan parçaları. Özellikle de Twitter’ın analytics özelliğini kullanıcılara açmasıyla, görünürlüğün bir tür performans rejiminin parçası olduğunu herkes daha yakından tecrübe etme imkânı buldu.
 
Twitter’da rütbeler nasıl dağıtılıyor?
 
Her ne kadar selfie’ler ve dolayısıyla Instagram, televizyondaki skeçlerden günlük sohbetlere kadar ağzımızı büküp fotoğraf çekmemiz ve bütün gün bir ekranı aşağı doğru kaydırmamız vesilesiyle ana hedef olsa bile Twitter da bir tür geçici şöhret bağımlılığı ve bunu bir kere tadan biri için sürekli kılmanın kimi kuralları var.  Kuralların başında, bugün birçok sosyal ağda benzer olan bir algoritmaya dahil olmak var. Bir Black Mirror bölümünü andırsa da yüksek ve gerçek takipçili kişiler tarafından izlenen bir hesabın kredisi ile yumurta hesap olarak tabir edilen; botlarla karıştırılması olası bir hesabın –diyelim ki büyük dayınız tarafından türlü ümitlerle açılmış olsun–  kredisi karşılaştırılamaz. 
 
Önceki P24 yazılarımdan birine bahsettiğim Çin’in “ulusal güven puanı” dönemini başlatması haberi ne kadar ürkütücüyse, aslında Twitter’daki bu kredi değiş tokuşu da en az o kadar tedirgin edici. Çünkü Çin’inki kadar olmasa da önemli bir yaptırım gücüne Twitter’daki bu mikro grupların da sahip olduğunu biliyoruz. Herkesin tıpkı sosyal yaşamda olduğu üzere, psedonim (takma isimlerle) ya da nüfusa kayıtlı isimleriyle katılsalar da, dahil olduğu ve çoğu zaman bir oyun teorisiyle birine devredilen liderlik yarışından olabildiğince az yara alarak ya da muzaffer olarak ayrılmak için Twitter’da da puan toplayacak davranışlarda bulunması gerekiyor. Bununsa belirli yöntemleri var: Bu yöntemlerden ilki, Twitter persona’nızı yaratırken kendinize karşı dürüst olmak. Günlük yaşamda hâlihazırda başarılı ya da tanınan bir figür değilseniz, etrafınıza insanları toplama beceriniz yoksa, tek başına adınız popüler olma ihtimalinize ilişkin bir “yara” ise adınızdan kurtularak yola çıkabilirsiniz. Tabii tam aksi de mümkün. Hattâ Twitter’ın bahsedildiği gibi “yatay” bir yer olamamasında tam olarak da bu durumun etkisi var. Zira mecra zamanla içinden kendi fenomenlerini çıkarsa, yeni medyadan geleneksele bazılarının geçiş yapmalarını sağlasa ve insanların ağ oluşturarak kariyer basamaklarını tırmanmalarını sağlasa da, aslında televizyon ve gazetenin asli tanınırlık unsuru olduğu dönemdeki hiyerarşileri de her daim yeniliyor. Örneğin Ahmet Hakan, Cüneyt Özdemir gibi figürler; varlıklarını Twitter’a geldikleri ilk günden bu yana çok ciddi bir sosyal ağ takipçisi kitlesi eşliğinde sürdürüyorlar. Çünkü onların kredileri, televizyon tarafından onlara bahşedilmiş bir kredi. Televizyondaki gibi, yalnızca televizyonda dile getirilebilecek kanaatleri, dile getirerek Twitter’da da varlıklarını sürdürüyorlar. İstisnaî olan elbette televizyondakine göre daha şakacı ve hoş sohbet olmaları.
 
“Normal vatandaş” için de Twitter’ın kuralları biraz bu insanların ve Türkiye’de özellikle Twitter’ın politik yüzü üzerinden olaya dahil oluyorsanız hâlihazırda geleneksel medyada olan figürlerin kulanım alışkanlıkları üzerinden koyuluyor. Hiçbirimizin oturup uzun uzun Twitter’ın topluluk kuralları ve kullanım şartlarıyla uzun uzun zaman harcamadığı ortada. Kuralları, farklı kanaat önderleri eşliğinde farklı komüniteler bazen organik bir biçimde, bazen inorganik biçimde birlikte koyuyor; tıpkı gündemi birlikte oluşturdukları kanaati birlikte ürettikleri gibi.
 
Twitter’da liderler ağı nasıl etkiliyor
 
Örneğin basit bir hashtag analiziyle, geçtiğimiz günlerde Twitter’da öne çıkan #MilliMesele hashtag’inin ortaya çıktığı ilk saat içerisindeki merkezlerinden birinin Payitaht Abdulhamid dizisiyle kendisini ilişkilendiren bir hesap olduğunu görmek mümkün. Elbette mesajın başka kaynakları da var; ancak hashtag’in çıktığı saat itibariyle kanaat odaklarından biri bu hesap ve bunu ücretsiz bir araçla belirlemek yalnızca 10 dakikanızı alıyor. İlk saatte atılmış tweet’lere baktığımda karşıma yüzlerce farklı kullanıcıdan oluşan bir kitle çıktı. Öncelikle kitlenin avatar’ları ve bio’larına baktım. Gördüğüm şey aslında şaşırtıcı değil. Tüm bu kitle belirli bir görsel kültürde ortaklaşıyordu. Osmanlı döneminin ikonlarına ve Abdülhamit başta olmak üzere tarihî simalarına yer veren, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ve özellikle de Cumhurbaşkanı’na sempatilerini belirten hesaplardan.
 

 
Milliyetçi muhafazakâr kitlede durum buyken, sol ya da özgürlükçü nüfusta da benzer eğilimle görünüyor. Herhangi bir politik slogan trend hâline geldiğinde belirli siyasal parti ya da STK temsilcilerinin organize ettiği hashtag kampanyaları, bu kitlece de önceden belirlenmiş saatlerde ya da reaksiyon olarak aniden başlatılıyor ve söz konusu özellikle de ortak meseleler olduğunda (kadınlara yönelik baskı ve şiddet, iş cinayetleri gibi temalar); pek de mikro olmayan ama kanaat önderlerini teker teker ortaya çıkaran bir yapı gözler önüne seriliyor. Bu grupların özel ilgi alanlarıyla ilgili başlattıkları hashtag’ler bir ağ haritası çizme konusunda çok daha kolaylık sağlayıcı.
 
Taraftar grupları için de aynı şey geçerli. Örneğin bir süredir Fenerbahçe’de gelecek kongrede başkan adayı olacağı konuşulan Ali Koç’un destekçileri sosyal ağlarda çok aktifler. Ancak başta kendisinin kampanya hesabı olan Fenerbahçeliyiz hesabı olmak üzere hashtag’ler üstünden Ali Koç destekçisi Fenerbahçelilerin haritalarını çıkarmak ve büyük grup içerisindeki geçici/kalıcı irili ufaklı kanaat önderlerini görmek mümkün olabiliyor. Hattâ en etkili olan, hashtag’le atılan tweet’lerde en çok bahsedilen kullanıcılara bakıldığında, bir çeşit “önderler grubu” belirlemek mümkün olabiliyor.
 

 
Peki tüm bu ağ analizleri birer “oyun” olmaktan mı ibaret yoksa başka şeyler anlatıyor mu? Elbette oluşan tüm bu görseller, grafikler ve veri setleri çok anlamlı. Başlangıçta kanaatin kimlerin öncülüğünde oluştuğunu göstermenin yanı sıra, devletler şirketler ve sivil toplum örgütleri için önemli bir paydaş analizi fırsatı ortaya çıkarıyor bunlar. Kimlerin ikna edilmesi gerektiği, kimlerin nasıl bir ikna gücü ve ağına sahip olduğu, yani aslında herkesin sosyal ağırlığı bu tür haritalarla ölçülüyor. Grupların soyut itibar alışverişleri dışarıdan böyle görülüyor ve akıllı organizasyonlar bu tür veriyi işlevli hâle getiriyor.
 
Dahası, kamuyu yanıltma amaçlı hashtag kampanyası başlatanlar, belirli bir yalan haberin yayılmasında aktif olanlar gibi özneler de bu tür teknolojilerle belirlenebiliyor.
 
Özetle, kanaatlerin savaş alanı olarak Twitter, bugün kendi kendimizi ve ilişkilerimizin niteliğini gözetime açtığımız bir alan hâlinde. Twitter’ı kullanmaktan vazgeçmek zor olduğuna göre, 9 yıllık bir kullanıcı olarak, sanırım yapılması gereken buradaki veriden yararlanarak nerelerde doğru nerelerde yanlış yaptığımıza karar vermek. Bu arada nam-ı diğer Twitter in Chief Trump gibi dünyanın her yerine söyleyecek sözü olan liderlerin etkileşim haritasını ve entelektüel beslenme alanlarını görmek de bu tür ağ haritalarıyla fazlasıyla kolay. Gerçi kendisinin son tweet’leri üzerinden bakıldığında görünen tablo bile Trump’ın ne kadar kısıtlı bir kitle ile muhatap olduğunu gösteriyor. Tabii kendisine en yakın olan Fox and Friends hesabı da ağ analizinin nelere kadir olduğunun en basit örneği. Böylece yalnızca kimin hangi kanaatin lideri olduğunu değil, bir liderin de kanaatini nereden edindiğini öğrenebiliyoruz. Ne kadar hayal kırıklığı yaratıcı olsa da.
 


Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design