Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Müebbet vermek için tutuyorlarmış…

31 Ocak

Müebbet vermek için tutuyorlarmış…

“Can sıkıcı” Anayasa Mahkemesi “bireysel başvurucuyu” sonuçlandırmasaydı, sanığın mağduriyeti de dört dörtlük bir zulümle sonuçlandırılacaktı


Bir mesajın subliminal olabilmesi için objenin içine gömülü olması gerekir.
 
Bir mesajın subliminal olabilmesi normal insan algısının tüm sınırlarının eşiğinin altında kalması gerekir.
 
Bir mesajın subliminal olabilmesi için o anda fark edilmemek üzere tasarlanması gerekir.
 
Bir mesajın subliminal olabilmesi için bilinçli bir dikkat tarafından bile anlaşılmaması gerekir.
 
Diğer gerekli şartları sıralamayacağım, bilimsel çalışmalar bir televizyon programında böyle bir gariplik olmayacağını cayır cayır ispatlayıp duruyor.
 
Ama bu ülkede savcılar “subliminal darbe mesajı” iddiasıyla insanları gözaltına alıyor, tek kişilik mahkemeler bu talebe onay veriyor, bir diğer tek kişilik mahkeme 12 gün bu suçlamayla gözaltında kalan insanları “savcının subliminal kelimesinin anlamını bilmiyor” dedikten sonra rahatlıkla tutuklayabiliyor.
 
Böyle bir hukuk sisteminden söz ediyoruz. İnsanları yatırıyorlar da yatırıyorlar.
 
Hep aynı “delil” açıklanmayan, daha doğrusu açıklanamayan bir iddianame ortaya çıkıyor.
 
Eylem ile suç unsuru arasında bağ kuramayan bir iddianame…
 
Objektif isnadiyetin koşullarını taşımayan bir iddianame…
 
İspatlanmamış iddialar üzerinden savcının sübjektif kanaatleriyle doldurulmuş bir iddianame.
 
Kısacası, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 170. maddesini yok sayan dolayısıyla iddianame vasfı taşımayan bir metin.
 
Ama “sanıklar” için 3 kez müebbet istemekten geri kalmayan da bir iddianame….
 
Bol soslu bir algı operasyonuyla, gizemli bir hava verilerek ortaya servis edilen bir iddianame.
 
Bir de bunu adeta otomatik kabul eden bir mahkeme….
 
Ses ve görüntü tamamdır.
 
Ardından hep aynı matbu kâğıt.
 
Hep o ne olduğu söylenmeyen, ispatlanmayan ama gizemli varlığı ortalarda ıslık çalarak dolaştırılan “müşahhas deliller” söylencesi.
 
Hep o “somut dilekçelere göre kuvvetli suç şüphesi” tekerlemesi.
 
Hep o “atılı suç için ceza yasasında ön görülen zamanın alt ve üst” sınırı ….
 
Hep o hiçbir delil ve belgeye dayanmayan “kaçma şüphesi” suçlaması…
 
İnsanları boş yere yatıran, Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdikleri hukuksal raporlarının vurgusuyla sürüp giden bir “tiyatro”…
 
Ne zamana kadar?
 
İstenen çok ağır bir cezayla sonuçlandırıncaya kadardı. Tiyatronun son perdesine kadardı. Anlaşılan piyes öyle kurgulanmıştı.
 
“Can sıkıcı” Anayasa Mahkemesi “bireysel başvurucuyu” sonuçlandırmasaydı, sanığın mağduriyeti de dört dörtlük bir zulümle sonuçlandırılacaktı.
 
Direnç ve açıklamalar bunu gösteriyor.
 
Anayasa Mahkemesi “esas hakkında verilen mütalaa” dâhil, tüm delil diye sunulan iddiaları kısacası baştan sona yargısal süreci kapsayan nihai dosyayı görüp, “ihlal” taleplerini oy birliğiyle incelemeye değer buluncaya kadar.
 
Yüksek mahkemenin bu incelemesinden çıkanı öğrenmek ve görmek isteyen herkes gördü ve öğrendi.
 
Karar Resmî Gazete’de yayınlandı. Ama ben gene de Mehmet Altan Kararı’nın bir iki tespitini aktarmak isterim, oluşturulmak istenen algı ile evrensel hukuk arasındaki farkın ne kadar büyük bir uçuruma dönüştüğünü görmek ve aktarmak her gerçek hukukçuya meslekî bir ıstırap verir.
 
Ama maalesef durum bu.
 
“Somut olayda, suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.”
 
“Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin, suça konu edilen yazı ve konuşmaların içeriğinden bağımsız olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yanında ifade ve basın özgürlüklerine yönelik de bir müdahale oluşturduğu anlaşılmaktadır.”
 
Uzatmayayım karardan son bir paragraf daha aktarıp bitireyim;
 
“Yazılar ve konuşmalar dışında somut olgu ortaya konulmadan başvurucunun tutuklanmış olmasının ifade ve basın özgürlüklerine yönelik caydırıcı bir etki doğurabileceği de açıktır.”
 
Dosyanın en son halini ve tüm delil diye sunulan iddiaları, “hak ihlali”nin olup olmadığı amacıyla hukuksal incelemeden geçiren Anayasa Mahkemesi üyelerinin vardığı karar ne?
 
“Somut olgu ortaya konulmadan başvurucunun tutuklanmış olması.”
 
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru sonucu “Somut olgu ortaya konmadan” insanların tutuklandığı ve insanların özgürlük haklarının paramparça edildiğini tespit eder ve karar haline getirirse hukuk devletinde ne olur?
 
Anayasa 153. maddesi gereğince, özgürlüğü elinden alınan kişi derhal tahliye edilir.
 
Yönetim ve adalet mekanizması, ihlali kimin, neden, niçin yaptığının peşine düşer, zafiyeti onarır, tekrarını önler.
 
“Darbe içerikli subliminal mesaj verme iddiasıyla başlayanlar skandalı bir süreç, hukuk devletinin emredici kurallarına uyarak kendinin tedavi etmek yerine skandala skandal katarak “hukuk devleti”nin sonunu getiren bir adım attı.
  
İlgili mahkemenin iki üyesi, Anayasanın emredici maddesini yok sayarak, anayasal suç işlemeyi yeğledi.
 
İçerde ve dışarıda “Anayasası, birincil derece mahkemenin iki üyesi tarafından ilga edilmiş bir ülke hâline döndüğümüzün tespiti yapıldı.
 
Ama iki üyenin, diğer  üçüncü üyenin karşı oy yazısına rağmen, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı ve Anayasa’nın emredici kuralına rağmen Mehmet Altan’ı bırakmama gerekçesi, Anayasayı yok saymak kadar ürkütücüdür.
 
19 Ocak 2018 Tarih ve 2018 / 63 karardan aktarayım;
 
“Anayasa Mahkemesi’nce esasa ve suçun sübutuna yönelik değerlendirilme yapıldığından bu karara uyması zorunlu kabul edilirse, yargılamayı yapan mahkeme toplanan delillere ve vicdani kararına göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği sonucuna ulaşsa bile mahkûmiyet kararı vermeyecektir.”
 
Öncelikle hukukçular başta herkese soruyorum, bu ne demek?
 
“Anayasa Mahkemesi ‘somut olgu’ bulamayıp, ağır ihlal kararları bulmuş olsa da ben zorla Mehmet Altan’ı ağırlaştırılmış müebbede mahkûm etmek istiyorum” demek.
 
Anayasa’nın emredici kuralının yok sayıldığı, birinci derece mahkeme 2 üyesinin ülkenin en yüksek yargı makamına ayar verdiği, Anayasası fiilen işlemeyen hukuk devleti niteliği kaybolmuş bir ülkede, iki üye başlangıçtan tasarlandığı anlaşılan ve bu nedenle anayasal düzeni yok sayan hukuk dışı tavırlarının nedenini böyle açıklıyorlar.
 
Mahkemenin iki üyesi Mehmet Altan’ı bırakmıyor çünkü ihlale somut olgu olmamasına rağmen garip ve sağlıksız bir iştahla onu ağır bir mahkûmiyete çarptırmak istiyorlar.
 
Hoş geldin Yassıada Mahkemeleri…
 
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design