Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / İyi ki CHP var!

12 Şubat

İyi ki CHP var!

Herkes kendi kendine sormalı; otoriter tek adamlık mı demokratik parlamenter bir hukuk devleti mi?


On gün önce toplanan CHP’nin 36. Olağan Kurultayı, parti yönetimi yarışlarının hırslı eleştirel ortamı içinde geçti. Mevcudun yerini alma arzu ve ihtirasının doğal sonucuydu bu.

CHP yönetimine talip olma, Kurultaydan sonraki en yetkili kurul olan Parti Meclisi’ne seçilme iştahının tantalı hengâmesi yaşandı.

Böyle bir ortamda ister istemez kaptanlıktan miçoluğa, yönetim kademelerinin herhangi bir noktasında yer almak isteyenler daha ziyade eleştiri  üzerinden propaganda yapmaya ve pozisyon edinmeye odaklandılar.

Parti içi yarış hoyratlaşmadıkça, çirkinleşmedikçe, ahlaklı bir nitelik yarışı dışına çıkmadıkça da normaldir.

Ama bizde genellikle bu çerçevenin çok dışına taşılır; ben orada değilim, söyleyeceğim başka bir şey…

Parti içi yarış, partinin değerini, önemini, kapladığı koskocaman toplumsal alanı unutturmaya çok elverişlidir. Halbuki kişi ya da kurum, herhangi bir şeyin önemi, değeri, anlamı, “olmaması”  hâlinde ortaya çıkacak boşluk üzerinden anlaşılır, netleşir.

Kestirmeden, söylediğimi somutlaştırayım; şayet bu boğucu siyasal iklimde CHP olmasaydı, iklim daha da korkunç bir hâle gelecektir.

Yaşanan boğucu ortam, ağır ve sürekli bir kâbusa dönüşecektir. CHP’nin olmaması hâlinde ortaya çıkacak, hiç kimsenin düşünmek bile istemeyeceği karanlığı da zaman zaman aklımızdan geçirmeliyiz.

Öncelikle  “iyi ki CHP var” diyorum.

Yönetim tartışmalarının ve kişisel yarışların eleştirel yaklaşımının, CHP’nin şu andaki değerini, önemini ve umudun ölmesini önleyen vasfını örtmemeli, unutturmamalı. Bu çok çok önemli.

Bir diğer konu şu anda bir siyasi parti, özellikle de ana muhalefet partisi açısından yapılması gereken, varılacak hedef çok çetrefil, alengirli bir mesele değil. Tersine çok berrak ve net.

Türkiye’de demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler yok ediliyor.

Bunlar da CHP’nin hararetle savunduğu, yok edilmesine engel olmaya çalıştığı, Türkiye’nin yeniden ve demokratik bir yönetime kavuşması için çabaladığı temel değerler.

Ayrıca demokrasiden, hukukun üstünlüğünden uzaklaştıkça sosyal adaletsizliğin, bölgesel dengesizliğin, eşitsizliğin çoğalarak arttığının somut ve popüler örneklerle sahada anlatılması gerek.

Demokrasi olmadan “ekmek parası” kavgasının yapılamayacağının, sofraların biraz daha bereketli hâle gelemeyeceğinin fiilen yaşandığı, açıkça görüldüğü ve rahatça anlatılacağı bir toplumsal ortam var.

Nüfusun yüzde 15’inin yoksul olduğu, gelir dağılımının adaletsizliğe takla attırdığı, işsizliğin tavan yaptığı, pahalılığın tek geçtiği, iş cinayetlerinde şampiyon olunduğu, umudu kalmamış bir sosyal ve ekonomik ortamdan söz ediyorum.

Buna bir de kadınlara yapılan zulümleri ekleyin.

Özetle saha avantajı tamamıyla muhalefetin lehine. Hem de fazlasıyla.

Şu anda söylenemeyen, söylenmesi hâlinde söyleyenin başına iş açan riskli olan doğru nedir?

Türkiye’nin tüm sorunlarının demokrasiden uzaklaştığı için arttığının vurgulanması.

Bunu CHP yapıyor ama daha etkin, daha yaygın, daha iyi yapılabilir mi?

CHP’nin varlığının değerini teslim ederek bunu tartışmak ve önerisi daha inandırıcı olana imkân verilmesi demokratik bir yaklaşımdır şüphesiz.

Demokrasi özünde hukuk, popüler bir yaklaşımla kestirmeden söylersek vicdandır.

Hukuk yoksa zaten demokrasi de söz konusu olamaz. Toplumun vicdanı da dilsiz kalır.

CHP Kurultayı’ndan bir gün önce, dünyada hukukun üstünlüğünün her daim canlı ve etkin olmasını amaçlayan Dünya Adalet Projesi Kurumu, 2017 yılı raporunu açıkladı; Türkiye 113 ülke arasında 101. sırada.

Bu hukukun, demokrasinin ölmeye yattığı, vicdanın da dilsizleştiği bir Türkiye demek zaten. Yeniden kestirmeden söylersem muhalefetin yapması gereken ödev belli.

CHP yönetimi de bunu yapıyor zaten. Çok daha kapsayıcı bir dil ile gidişata “hayır” diyen herkesi kucaklamaya çabalıyor. 2017 yılındaki tüm faaliyetlerinde parti fanatizmi yapmaması da bu yüzden.

Nitekim bu yılki Kurultay sloganı “adalet ve cesaret” idi. Adalet ve cesaret, gerçekten de en çok ihtiyaç duyduğumuz iki somut kavram, en büyük gereksinim.

Ben buna bir de usulca kaybolan “vicdan” tartısını da iliştiriyorum.

69 yaşındaki Kemal Kılıçdaroğlu’nun 426 km Ankara-İstanbul yolunu “Hak, Hukuk, Adalet” sloganı ile yürümesi de tarihsel bir eylemdi ve CHP yönetiminin özenli üslubunun sonuç alan büyük bir şöleniydi.

Görev kendiliğinden tanımlanmış demem de bu yüzden. Teşhisi belli bir hastalığa yeniden teşhis koymaya kalkışmak yerine, bu hastalığın en acil ve ivedi iyileştirilmesi yönteminin tespiti esas görev, görevimiz.

Aslında bu görev içinde yönetim, pozisyon, mevkî önemli değil bu dönemde.

Herkes kendi kendine sormalı; otoriter tek adamlık mı demokratik parlamenter bir hukuk devleti mi?

Demokrasi tercihi söz konusu olduğuna göre herkes tek başına koskoca bir ana muhalefet partisi gibi hukuksal ve demokratik haklarını kullanarak, çok etkili bir çaba ve eylem içinde olabilir.

Mevcut demokratik unsurlarını sonuna kadar kullanarak demokrasi için tavır alabilir.

Hiçbir şey yapmasa umudun canlı kalmasına yardımcı olur. Umutsuzluğa set olabilir.

CHP’nin en temel görevi ise demokrasinin yaşamasına korkmadan omuz verenlere sahip çıkmak, onlara güvenli bir şemsiye olmaktır. Korkuyu yok etmektir.

Bu zaten Türkiye’yi rahatça düze çıkaracaktır.

Soru şu mudur?

Bunu çok daha etkin nasıl yaparız?

Düşünün ki; 12 Eylül rejimini 38 yıldır aşamamışken, 12 Eylül rejiminin de gerisini düştük.

Anayasa Mahkemesi kararlarının birinci derece mahkemesinin çoğunluk üyelerince uygulanmadığı bir ortama doğru tepetaklak yuvarlandık.

Çok hızlı ve etkileyici bir şekilde mesafe almalıyız.

Her 4 kişiden birisinin CHP’ye oy verdiği bir ülkede bu gücün etkin ve güçlü bir sinerjiye çevrilmesi çözüm için yeterlidir. Yeter ki kapsayıcı bir dil ve tavrı göz ardı etmeyelim.

Üstelik, eşine pek rastlanmayacak bir baskıya rağmen bu ülkenin insanlarının en az yarısı faşizme yüksek perdeden “hayır” demişti.

Belki de otoriter bir tek adam rejimini uygulamak çok güç olduğu için hukuksuzluk frensiz yol alma denemelerini artırıyor.

Ama bu da belaları çoğaltır. Hukuk yoksa ülke çöker, çürür, yok olur.

Kısa bir makale çerçevesinde küreselleşme sürecinde yarış dışı kalanların desteğinin ortaya çıkardığı zor ve yorucu iklim, hayata tüketim biçimi üstünden bakıp üretimin asıl olduğunu gündemine pek almamış bir geleneği de göz önüne bulundurarak daha bir derinlemesine yapılması gerekenleri de listeye şimdilik eklemiyorum.

Üstelik 21. yüzyıl, Ortadoğu coğrafyasını alt üst etme, sınırları değiştirmeye yönelik kalkışma içinde.

Ayrıca ABD’de Cumhuriyetçiler Demokratları kündeye getirmeye çalışırken silahtan ve enerjiden kayıplarını hoyratça telafi etme azgınlığı içindeler. 

Uzatmak istemem, her biri başlı başına çok ciddi sorunlar ve konular.

Ama bizim acil öncelikli ilk hedefimiz demokrasi, tekrarlıyorum demokrasi.

Diyeceğimi dedim ama özetleyeyim:

İyi ki CHP var, olmasa demokrasi savaşı tümden ölebilir, en azından çok güçsüzleşir.

Demokrasinin yaşatılması tek ve toplumsal görev, bunun için her bireyin tek başına bile yapabileceği çok şey var, bir mevkîde olmaya bile gerek yok.

Çünkü öncelikli görev demokrasiyi yaşatmak.

Demokrasi canlandıkça diğer konular bir bir sahneye çıkacak ama şimdi acil olarak davranmazsak yaşayacağımız ortam yok olmakta, sahne çökmekte...

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design