Anasayfa / ZEYNEP KOÇAK / Seçim kampanyalarında yalan haber rüzgârı

03 Mart

Seçim kampanyalarında yalan haber rüzgârı

İtalya da, 4 Mart seçimleri öncesinde yalan haber yayınlarıyla etkili biçimde savaşmayı başaramadı...

 
Donald Trump bir aydan biraz fazla bir zaman önce Twitter hesabı üzerinden, kendisinin ilân ettiği “Yalan Haber Ödülleri”ni açıklamıştı. Trump’ın basın danışmanı da bu ödüllerin her yıl dağıtılacağını duyurdu. Bu ödülleri kazananların başında New York Times’ın iki haberi yer alıyor ve özellikle Paul Krugman hedefleniyor. Trump, ‘’Fake News’’ ödüllerini dağıtırken kriteri tamamen kendisine yönelik 2016’dan, hattâ seçim kampanyalarının başladığı 2015’ten itibaren yapılmış haberleri yalanlamak. Bunun en büyük nedenlerinden biri, yalan haberlerin, 2016’da yapılan Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerini ve Donald Trump’ın seçim kampanyasını nasıl etkilediği yönünde aylar süren tartışmalardı. Hattâ Trump’ın açıklamasının hemen üzerine Papa Francis de yalan haberleri kınadığını ve Katolik Kilisesi’nin 13 Mayıs’ta düzenlenecek Katolik Kilisesi Dünya Sosyal İletişim Günü’ne hazırlandığını belirtti.
 
Sahte haberlerin seçim kampanyaları üzerindeki hem manipülatif hem de istatistikî etkisi son yıllarda çok gündeme geliyor. Daha 2017’nin Mart ayında Fransa’da gerçekleşecek olan başkanlık seçimlerine bir aydan kısa bir süre kalmışken, Fransa’nın politikasını etkilemek için üretilen yalan haberlerin demokratik yapılanma ve özgür seçimler üzerinde büyük bir tehdit oluşturduğunu düşünen insanların sayısı oldukça fazlaydı. Öyle ki BBC’nin desteklediği Crosscheck’in First Draft News önceliğinde başlattığı gazetecilik projesi, Fransız seçimleri sırasında ortaya çıkan yalan haberleri Avrupa’da birçok haber kurumu ile ortaklaşa çürütmeye ve doğrulamaya çalıştı. (Bunun bir özetini ve aşağı yukarı etkilerini teyit.org’da görebilirsiniz:)
 
Yalan haberlerin günlük hayatta olduğu kadar seçim kampanyaları ve sonuçları üzerindeki etkileri hiç de azımsanmayacak derecede olmalı ki, ülkeler tek tek yalan haberlere karşı savaş açıyor. Örneğin, İsveç’te yalan haberlerin tespiti ve yayınlaması adına dijital bir bilgi merkezi kuruldu ve 1 Ocak 2018’de açılışı yapıldı. Bu projenin 2018’in eylül ayında yapılacak İsveç genel seçimlerinden önce ivedilikle hayata geçirilmiş olması da bir tesadüf değil. Kalmar’daki Linna Üniversitesi’nin desteğiyle ve Fojo Medya Enstitüsü tarafından hayata geçirilen bu merkezin gönderdiği basın açıklamasında da bu zamanlamanın tesadüf olmadığı belirtiliyor: İsveç toplumunun içeriden ve dışarıdan gelecek, seçim sonuçlarını etkilemeye yönelik yalan haberlerin ve dezenformasyonun artmasına karşı tetikte ve hazırlıklı olması gerektiği belirtiliyor. Aynı şekilde geçen senenin Mart ayında Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ne (OECD) bağlı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sorumlusu Andreas Schleicher, Dubai’deki eğitim konferansında okulların yalan haberlerin nasıl anlaşılacağına dair eğitim vermesi gerektiğini belirtmişti. Fransız başkanı Emmanuel Macron da daha geçen ay, seçim kampanyaları sırasında dezenformasyonun yayılmasını yaptırıma bağlayan bir kanun metni geçirmek için sahte haberlere karşı girişilen mücadeleye katıldığını beyan etti.
 
İtalya da sahte haberlere savaş açan ülkelerden bir tanesi. Daha önceki bir yazımda Temsilciler Meclisi başkanı Laura Boldrini’nin sahte haberlerle savaşabilmeyi gençlere öğretebilmek ve toplumu bu konuda temelden bilinçlendirebilmek açısından liselerde başlattığı deneysel ders programını anlatmıştım. Boldrini sahte haberlerle ve bu haberlerin ülke gündemini ve politikasını belirleme etkisiyle savaşabilmek için Facebook’un da elini taşın altına koyması ve sahte haberlere alan vermemesi gerektiğini uzun bir süre ısrarla söyledikten ve bununla ilgili Facebook’a açık çağrı yaptıktan sonra en sonunda Facebook da bu mücadeleye İtalya çapında katıldı.
 
İtalya’da bu sıralar sahte/yalan haberler konusu özellikle revaçta. Genel seçimlerden öncesinde ortaya o kadar çok yalan haber çıktı ki, bununla etkili ve sistemli bir şekilde savaşabilmenin yeni yolları aranıyor.
 
Birkaç örnek verelim. Padova şehrinde 35 yaşındaki kocası tarafından cinsel saldırıya uğrayan 9 yaşındaki Müslüman göçmen kızın hastanelik olması haberi de, 4 Mart seçimlerine girecek olan eski başbakan Matteo Renzi’nin liderliğindeki Partito Democratico (Demokrat Parti) meclisin üyesi hukukçu Maria Elena Boschi’nin yeni vefat eden mafya babası Salvatore Riina’nın cenazesine ön sıralardan katıldığını gösteren fotoğraf da birer sahte haberdi. Bunların, özellikle sol kanat politik partiler üzerinde yaratabileceği etkiyi düşünebiliyor musunuz?
 
Bu her iki sahte haberin de, son zamanlarda hem politik hem toplumsal arenalarda yoğun tartışmaların ve kutuplaşmaların konusu olan mülteci krizine değiniyor olmaları, herhalde tesadüf değil.
 
Hükümet, sahte haberlere, bu haberlerin seçim sonuçlarının üzerinde yaratabileceği etkilere ve “etkileme kampanyalarına” karşı mücadeleye girişmiş durumda. Bu mücadele son üç haftadır iyice yoğunlaştı. Pagella Politica  2013’ten beri bu amaçla kurulmuş ve İtalya’nın politik ikliminde üretilen yalan haberleri fast-checking (hızlı kontrol) yöntemiyle ortaya çıkarmayı amaç edinen bağımsız fonlamaya ve fakat hükümet desteğine sahip bir proje.
 
Yalan haberlerle mücadele sadece hükümet destekli projelerle sınırlı kalmıyor. 16 ve 17 Şubat 2018 tarihinde Perugia Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yalan haberlerin özellikle politika üzerindeki etkilerine odaklanan uluslararası bir konferansın sonucunda geçen hafta, birçok akademisyenin ve gazetecinin imza attığı Perugia Bildirisi (The Perugia Declaration) yayınlandı.

Bu bildiride, 4 Mart seçimlerine katılacak partilere, sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları tüm kampanya unsurları hakkında çok daha şeffaf olmaları, seçim kampanyasına harcanan bütçelerin açıklanması hakkında önayak olmaları çağrısı yapılırken, Facebook, Twitter, Google ve diğer çevrimiçi platformlar da yayınlanan tüm paralı politik içeriğin tam kaydını açıklamak, sponsorluk yapan aktörlerin ifşa edilmesi ve hedef kitle kategorilerinin tanımlanması davetinde bulundu. Tüm bunların amacı, İtalyan seçimlerinin sonuçlarını etkileyebilecek yalan haber ve yurtdışı destekli/ödemeli haberlerin önüne geçilmesiydi.
 
Gazeteci Sofia Verza, Perugia Üniversitesi bünyesinde hazırladığı bir politika ve kanun analizinde 4 Mart seçimlerine giden süreçte seçim kampanyalarında İtalya’nın politik iletişimini düzenleyen hukukî çerçeveyi özetliyor. Rapor, son yıllarda, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve ABD’de seçim kampanyaları boyunca yer alan medya ve iletişim sorunlarını dark post (kara haber), propaganda balonları, dezenformasyon ve yalan haber olarak sınıflandırmış. İtalya’da sahte haberleri önleyici bir kanun bulunmuyor.
 
İtalyan Ceza Kanunu’nun 656. maddesi, kamu düzenini tehlikeye atabilecek nitelikteki “yalan, abartılmış ya da önyargılı haberlerin yayınlanmasını ve dağıtımını” yaptırıma bağlayan bir düzenleme öngörse de, hukukî olarak “kamu düzenini bozacak niteliğin” ve “yalan, abartılmış ya da önyargılı” haberlerin tespitini yapabilecek bir makam olmadığı için, iş daha çok hükümetlerin girişimlerine kalıyor. 2017 yılının şubat ayında yalan haberlerin engellenmesi ve yaptırıma bağlanması için bir kanun teklifi yapılmışsa da, bu konuyla ilgili yapılabilecek hukukî düzenlemeler için girişilen çabalar son zamanlarda bir çıkmaza girmiş durumda, çünkü böylesi bir düzenleme aynı zamanda, ifade özgürlüğünün de kısıtlanması ve sansürcülük anlamına geliyor.
 
Her ne kadar hem İtalya hem ABD hem de birçok diğer Avrupa ülkesi sahte haberlerle savaşıyor olsa da, en büyük sorunlardan biri, sorunun kapsamının ve dolayısıyla faillerinin ve yarattığı zararın tam olarak belirlenememesi. İlginç olan bir nokta daha var ki, sahte haberlerin böylesine topyekûn üretilmesinin ve tam da Avrupa ülkelerinde seçimlerden önce bozuk para gibi ortaya saçılmasının en büyük sorumlularından biri birçok ülke tarafından Rusya ve Vladimir Putin’in dış politikalarında güttüğü stratejiler olarak kabul ediliyor.
 
Örneğin, Fransa’ya dönecek olursak Macron’un başkan adayı olarak kampanyasını sürdürdüğü geçen baharda Karayip Adaları’nda gizli bir off-shore banka hesabı olduğuna ve bu hesapta yüklü miktarda nakit bulunduğuna dair hemen ardından yalanlanmış haberlerin yanı sıra, tüm seçim kampanyası ekibinin başkanlık seçimlerinin final turundan hemen 48 saat sonra on binlerce e-mail ve belge gönderilerek siber saldırıya maruz bırakılması eylemlerinin failleri, Rusya’nın Glavnoye Razvedyvatel’noye Upravleniye (Baş İstihbarat İdaresi/GRU) ile işbirliği yaptığı bilinen (tabiî burada bilinmenin ne kadar güvenilir olduğunu daha derin sorgulamak gerekiyor) Fancy Bear’a ve Pawn Storm’a kadar takip edilmişti.
 
Rusya’yla dijital bir soğuk savaş gerçekten var mı, yoksa politik arenadaki çıkarlar Avrupa çapında bu girişimlerin sorumluluğunun Rusya’ya yıkılmasını mı gerektiriyor bilinmese de, yalan haberler ve bunların toplum ve dolayısıyla seçimler üzerindeki manipülatif etkilerinin önüne geçilmesinin gerekliliği, Avrupa’da da ABD’de de giderek daha önemli bir hâle gelmeye başladı. Öyle ya da böyle, İtalyan hükümeti 4 Mart seçimlerini etkileyebilecek yalan haber yayınlarıyla savaşabilmek için oldukça geç kaldı ve bu nedenle, aynı Fransa’da ya da ABD’de olduğu gibi 4 Mart seçimlerinin sonuçları üzerinde yalan haberlerin yaratacağı etkiler, seçimlerden sonra da uzun bir süre konuşulacak gibi görünüyor. 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design