Anasayfa / ZEYNEP KOÇAK / İtalya’da ya koalisyon ya erken seçim

26 Mart

İtalya’da ya koalisyon ya erken seçim

Seçimlerin üzerinden iki hafta geçti, ortada hâlâ bir hükümet umudu yok

 
İtalya’da 4 Mart’ta yapılan seçimlerden sonra, “seçim-sonrası İtalya’da neler oluyor?” yazısı yazmak için hükümet akıbetinin ne olacağını beklemek istedim, fakat aynı Almanya örneğinde olduğu gibi sanırım hükümet kurmak için gidilmesi gereken ya çok yol var, ya da yeni bir seçim.
 
İtalya’da hükümetin bir türlü kurulamaması 2018 seçimlerine dair bir durum değil aslında. 1946’dan, yani II. Dünya Savaşı’nın bitişinden bu yana geçen 72 yılda 60’ın üzerinde hükümet kuruldu, ve bunların her birinin yönetimde kalma süresi aşağı yukarı on ay ile bir yıl arasında değişti. Belki seçimlerden sonra daha iki hafta oldu, ama ortada hâlâ bir koalisyon, hükümet veya gerçekçi bir koalisyon umudu olmadığı için, bir hükümetin kurulup kurulmayacağı bile belli değil.
 


Fakat, İtalya’nın özellikle Beppe Grillo’nun Beş Yıldız Hareketi’yle siyasi sahneye çıkmasından itibaren bir yön değiştirdiğini söyleyebiliriz. 2013’te yapılan genel seçimlere merkez-sağ lideri Silvio Berlusconi, Demokrat Parti genel sekreteri Pier Luigi Bersani ve o zamanlar ilk kez genel seçimlere giren Beppe Grillo’nun partisi M5S/Beş Yıldız Hareketi katılmıştı ve bu partilerin hiçbiri parlamentoda baskın olabileceği bir oy oranına ulaşamamıştı. Sonuçta, Bersani tarafından kurulmaya çalışılan hükümet bir kısırdöngüye girerek çöktü ve cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano’nun Büyük Koalisyon ile hükümet kurma girişimiyle Enrico Letta başbakan seçildi. Tüm partileri bünyesinde toplayan bu hükümete karşı, Berlusconi Forza Italia’yı yeniden canlandırdı ve Forza Italia, Letta’nın hükümetine karşı cephe aldı. Bu arada Matteo Renzi 2013’ün aralık ayında Partito Democratico’nun, yani Letta’nın genel sekreterlik unvanıyla Başbakanlık görevini üstlendiği partinin başkanı olarak seçildi. Bu, Letta’nın en sonunda 2014’ün şubat ayında başbakanlıktan istifasıyla sonuçlandı, ve hemen ertesinde Renzi, Büyük Koalisyon’a benzeyen yeni bir hükümet kurdu. 2016’da ise Renzi, ünlü referandum yenilgisini aldıktan sonra başbakanlıktan istifa etti ve 4 Mart’ta yapılan erken seçimleri düzenleyen , 2017’nin aralık ayında başbakansız parlamentoyu dağıttıktan sonra geçici (kayyum) başbakanlığa başlayan ve bugün hâlâ hükümet kurulamadığı için başbakanlık koltuğunda oturan Paolo Gentiloni geldi. Gentiloni’nin hükümeti de böylece, “kayyum hükümet” sıfatına bir geçici sıfat daha eklemiş oldu: Askıda hükümet.
 
Gentiloni, parlamentoyu feshedip, seçim sistemini değiştirdikten sonra hemen bir seçime gitmek ve artık belki de İtalya’ya kalıcı bir hükümet kazandırabilmek için ne kadar uğraşmış olursa olsun, 4 Mart’ta yapılan seçim sonuçları, her şeyi biraz daha dallanıp budaklandırdı. Yine hiçbir parti oy çoğunluğunu yakalayamadı ve birbiriyle anlaşması pek de mümkün olmayan ideolojilere sahip siyasi partilerin koalisyon yapma ihtimali de önceki seçimlere göre iyice zorlaştı. İtalya’nın 2013’ten beri yönü değişmişti evet: Artık seçmen, sürekli aynı masalları anlatan ve hep aynı argümanlarla seçime giren siyasi partiler yerine, Lega Nord ve Movimento Cinque Stelle’yi (Beş Yıldız Hareketi) seçmişti, yani birbiriyle uzlaşmayacak iki partiyi.
 
Yüzde 73 katılım oranına sahip 4 Mart seçimlerinden sonraki durumun karmaşasını ve seçim sonrası yoğun tartışmaların hızla sürüklendiği çıkmazı sayılarla daha iyi anlayabiliriz. Lega Nord, Fratelli d’Italia, Berlusconi’nin Forza Italia’sı da dahil olan ve içinde aşırı sağcı, ırkçı, mülteci karşıtı ve ılımlı muhafazakar grupları da barındıran sağ ittifak yüzde 33-36’lık bir oy oranına ulaştı. Hakkında devam eden soruşturma nedeniyle verilen siyaset ve kamusal görev yapabilme ile ilgili yasaklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyan ve umutla sonucu bekleyen “Kral Bong-Bong” Berlusconi ise sanırım en büyük hayalkırıklığını yaşayan kişi: Forza Italia’nın tek başına oy oranı sadece yüzde 14. Lega Nord, yüzde 16, Fratell d’Italia da yüzde 4.5 oy oranına sahip. Buna karşılık yine göçmen ve Avrupa karşıtı fakat “düzen karşıtı” Beş Yıldız Hareketi yüzde 32’lik oy oranı ile tek başına en çok oy alan parti oldu. Merkez-sol ittifakı, yani Matteo Renzi’nin parti lideri olduğu Partito Democratico yüzde 20 civarında kadı. Yani merkez sağ yüzde 36 iken, Beş Yıldız kendi başına yüzde 32, sol ittifak ise yüzde 25’lik oya sahip.
 
Geçen sene yapılan ve aşağı yukarı 4.3 milyon kişinin toplamda 110 belediye başkanı ve meclisini seçmek için oy verdiği belediye seçimlerinde de sağ kanat yüzde 54’lük bir oy oranıyla Partito Democratico’ya göre kazanmıştı. Bunun karşılığında Partito Democratico’nun alt meclis başkanı Ettore Rosato, PD’nin 10 bölgesel başşehrinin kaybedilmesi sonucunda “Bu seçimleri kaybettiğimiz çok açık,” demişti. Bu 10 başkent, daha önce merkez soldayken, merkez sağa ya da M5S’ye geçmişti. Mesela Genova, PD’nin kalesi olmasına rağmen, Torino ve Roma’yla birlikte M5S’ye kaybedilmişti. Bu seçimlerde de Lega Nord (sağ), İtalya’da solun kalesi olarak bilinen Bologna’da yüzde 15, tüm Emilia-Romagna bölgesinde ise yüzde 19’un üzerinde oy aldı. Hattâ bazı gazetelerde “İtalya’da merkez sol tamamen silindi” diye manşetler de atıldı. İlginç olan bir diğer nokta da, İtalya’nın da mülteci ve AB karşıtı unsurlara sahip, Avrupa boyunca yükselen faşizm trendine uyarak radikal sağ partilerin artık komik bir takım uç ideolojik toplaşmalar olmaktan çıkıp, iktidar ortağı olabilecek kadar güçlü partiler haline gelmesi ve iktidar için pazarlık koltuğuna oturabilmeleri. Milliyetçi, yabancı tüm unsurları düşman ve işgalci ilan eden, cinsiyet rollerine sıkı sıkıya bağlı ve nispeten muhafazakar partiler artık Avrupa boyunca kazandı. İtalya da, “Önce kendi ülkemiz!” sloganından nasibini almış bulunuyor: Önce İtalya! (Matteo Salvini’nin parti sloganı).
 
Böylece Partito Democratico 2016’daki seçim sistemlerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısıyla ilgili referandumu kaybettikten sonra, Floransa şehrinin eski belediye başkanı Matteo Renzi başkanlığındaki ikinci büyük yenilgisini de 4 Mart seçimlerinde almış oldu. Merkez solun da kaybettiği seçimlerden sonra Renzi, “Demokrat Parti liderliğini terk etmemin zamanı geldi” dedi ve ekledi: “Merkez sol, bu açık yenilgisinden sonra artık yeni bir sayfa açmalıdır.”
 
Peki şimdi neler oluyor?
 
Bir hafta önce İtalya’nın eurosceptic (Avrupa Birliği’ne muhalif) Lega Nord lideri Matteo Salvini, Roma’daki Yabancı Basın Kulübü’nde yaptığı bir basın toplantısında Partito Democratico, yani eski başbakan Renzi’nin partisi dışında tüm partilerle yapılacak koalisyon önerilerine açık olduğunu söyledi.
 
Tek parti olarak en çok oyu alan M5S’ye göre, sağ ittifakın daha çok oyu olmasına rağmen, yine de sağ ittifak oyları tek başına lider olmasına da yetmiyor. Kaldı ki, Lega Nord, Forza Italia ve Fratelli’nin, kimin hükümeti ne ölçüde yöneteceği ve hangi partinin programının ana program olarak kabul edileceği hakkında birçok anlaşmazlığı bulunuyor. Bunun karşısında Salvini’nin son açıklaması, diğer en büyük popülist parti M5S’ye de bir koalisyon kapısı açmış durumda. Buna karşılık M5S lideri Luigi di Maio, daha seçimlerden önce sürekli tekrar ettiği koalisyon karşıtı duruşunu bir parça da olsa bozdu. Di Maio, önce koalisyonlara açık olduklarını, fakat bu koalisyonun hükümetin kuruluşunda ancak dış bir destek olarak kalması gerektiğini, kendi programlarını yürütmek istediklerini ve herhangi bir bakanlığı koalisyon kurdukları partilere vermeyeceklerini açıkladı. Hemen akabinde, bir iki gün sonrasında ise Lega Nord’la masaya oturdu: Bu buluşmanın tek bir amacı vardı, o da sadece ve sadece seçim sistemini tamamen değiştirmek amacı güden bir hükümet kurmak ve yeni seçimlere bu yeni seçim kanunuyla gitmek. Berlusconi ise böyle bir olasılıktan çok korktuğu için, hâlâ sağ ittifakın Partito Democratico ile bir koalisyon kurmasını istiyor.
 
Merkez sol-merkez sağ el değişimine muhtaç ve mahkum politikaların çöktüğü İtalya’da çok açık bir şey anlaşılmış oldu: Mülteci korkusu, Avrupa Birliği’ne karşıtlık. İki popülist ve farklı uçlardaki partinin (M5S ve Lega Nord) bu iki konudaki duruşu en başından beri çok net: Mülteci istemiyoruz, Avrupa Birliği’ne karşıyız, onların parası olan euro’nun ülkemizde kullanılmasını istemiyoruz. Bu arada da, göçmen karşıtı Lega Nord’un mülteci komisyonunun başkanı Senatör Toni Iwobi, Nijeryalı bir siyahî.
 
Şimdi ne olacak? sorusu bugünlerde gündemi en meşgul eden sorulardan biri. M5S ile Lega Nord’un, en azından yeni bir seçim kanunuyla ilgili geçici bir koalisyon kurup erken seçimlere gitme olasılığı ortaya çıktıktan sonra, en olası çözüm buymuş gibi görünmeye başladı. Sağ ittifak tek başına hükümet kuramıyor, Lega Nord M5S ile sürekli bir ittifakta yönetim pastasından alacağı nispeten küçük paya kanaat etmiyor, M5S PD ile ittifak yapmıyor ve Özgürlük ve Eşitlik Partisi’yle yapacağı bir ittifakla hükümet kuramıyor.
 
Bugün parlamentoda her iki meclisin de sözcüsünün kim olacağı oylanıyor. Bu, önemli bir süreç, çünkü seçimlerden önce Cumhurbaşkanı Sergio Matteralla ile yeni bir hükümetin pazarlığına başlanamıyor. Bu kişilerin de en azından Paskalya tatili bitene kadar seçilmiş olacağı umuluyor.
 
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design