Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Utanmaz mısınız, utanmıyor musunuz?

03 Nisan

Utanmaz mısınız, utanmıyor musunuz?

Meslekî başarı, uzmanlaşma, kendini geliştirme, dünyayı izleme, literatür takip etme, rekabetten ürkmeme, yarışma arzusu zor ve zahmetli…

 
Bir meslektaşım, özellikle hukukçular için, yaşadığımız bu eşi benzeri görülmemiş karabasan gibi dönemle ilgili çarpıcı tespit ve tanım arayışlarını hobi haline getirmiş.

Orijinal bir görüş duyabileceği kimselere hemen soruyor, anında da cevap istiyor:

“Bu dönemi nasıl tanımlarsın?”

Cevabı ilginç bulursa da sürekli yanında taşıdığı not defterine kaydediyor.

Soru hep aynı:

“Bu dönemi nasıl tanımlarsın?”

Cevaplar ise çok çeşitli.

Aynı soruyu bana da sordu. Ben, “etrafımda” gördüğüm “müptezel sefillikler”den yola çıkarak, kendi tespitimi aktardım:

Utanma kayboldu. Utanmanın kaybolduğu bir dönem yaşıyoruz.

Ölçülerin, kuralların eridiği bir ortamda “utanma” da tabii ki sırra kadem basar, kaybolur.

Aslında tersinden söylemek daha uygun; “utanma kayboldu” demek yerine “utanmazlık altın çağını yaşıyo demek daha isabetli, daha gerçekçi galiba.

Utanmazlık ne zaman ve nasıl altın çağını yaşar ki?

Herhalde değersizlik ve değersizleştirme egemen olunca…

İnsanoğlu kendi yeteneğini, becerisini, değer üretme çabasını gördükçe, kendisinin değerini de görür; rekabette ön alır ve aldıkça da özgüveni artar, kendine daha fazla itibar eder, kendine özenli davranır.

Kendisinin değerini ölçü alır. O değerini sakınır.

Kendi ölçülerinde herhangi bir kayma olur ise ya da boş bulunup bir anlık kendi değerine uymayan bir davranışta bulunursa bundan dolayı utanır. Kendi değerine yakışmayan bir davranış önce kendisini incitir, utandırır.

Ama kendisini değersiz gören birinde, daha doğrusu değer kavramı ile bağını çoktan koparmış birinde, herhangi bir ölçü, kural, değer tartısı olmayacağı için utanma da söz konusu olmaz.

Utanmazlar, ahlaksızlık yarışının bataklığında, sefil bir adiliğin ve rezilliğin çirkef çukurunda çırpınıp dururlar.

Değerli olmak, değer üretmek, değerli olanı anlamak, değerden haberdar olmak…

Bunlar günümüzde hızla intihar ediyor.

“Her şeyin fiyatını bilip, değerini anlamayan” bir toplumsal garabetin ortak kurbanları olma yolunda tükenmenin nedeni galiba bu.

Bakıyorum; en korkulan ölçü uygar bir yarışma, demokratik bir rekabet oluyor.

Kendine özgüveni olmayan, daha doğrusu kendisinin boş ve tembel bir teneke olduğunun farkında olan bir sefilleşme, en çok uygar bir yarış ve demokratik bir rekabetten korkuyor.

Ayak oyununu, pusuyu, çirkinleşmeyi, kabalığı, sorguyu devreye sokuyor.

Korkunca ne yapıyor?

Sövüp, sayıyor, ahlaksız bir rezilliğin sözlüğünde kendi “hiçliğini” böğürüyor.

Bu yüz kızartıcı durumda yarışılacak olan hele bir de kadınsa, kendi hiçliğini bu kez böğürerek değil, kusarcasına gösteriveriyor herkese. Gözü dönmüşlükle, kendi müptezel sefilliğini gizleyemiyor artık.

Kadına vurmayı daha kolay sanıyor, korkutucu olduğunu düşünüyor. Zavallı korkak, kadını da kendi gibi korkak sanıyor. Oysa çok iyi biliyor ki en korkak kendisi, o yüzden en aciz ve en aşağılık yöntemi seçiyor; sövüp, sayıyor, kendince tehdit ediyor. Dedim ya; zavallı korkaklar…

Kadın-erkek ayırımındaki en pespaye “müptezellikler” de bu dönemde daha iğrençleşerek yaşanıyor.

Bu değersiz sefillerin, beyinsizliklerinin göstergesi kadın düşmanlığına dair pespaye söylemleri, bundan medet umanları, annelerini, eşlerini, kız kardeşlerini, kız çocuklarını da unutturacak edepsiz bir çıldırma noktalarına taşıyıveriyor.

Üslup insanın ta kendisidir, yapılacak bir şey yok.

Şunu da vurgulamak gerek, özgüven olmayınca güven de olmuyor. Kendisinin değersiz olduğunun farkında olunca, başkasını da öyle kabul ediyorsun. Türkiye’de birbirine güvenme oranı yüzde iki.

Değersiz bir garip âdem soylu “rekabet, yarışma, değer” lafını duyunca, patolojik refleksine davranıyor.

O nedir?

Sövüp, sayma, hakaret…

Bu dönemde utanmazlık neden çok ön aldı, neden önceki zamanlarla kıyaslanmayacak bir hâle geldi? Bu da insanın zihnini kurcalıyor.

Çünkü dünyada sanayileşme dönemi geride kalıyor. Yerini bilgi ekonomisi alıyor. Bilginin zenginlik olarak yer aldığı bir çağda yol alıyoruz.

Türkiye zaten yeterince sanayileşemedi, maalesef bilgi üretimine de geçemedi. Mevcut kör topal sanayi üretiminin getirmiş olduğu disiplin, değerler sistemi de iyice yerleşemeden yok oldu.

Hak etmediğin bir yaşam elde etme, çaba göstermeden, yarışmadan, rekabet etmeden daha ziyade diğerini çürütmek için her türlü ahlaksızlığı yaparak, para sahibi olmak temel hedef oldu.

Çiftlikbankçılar dünyası esas hâle geldi.

Hak etmediğine el uzatmanın en kestirme yolu da siyasetten, devlet rantlarını ele geçirmekten geçiyor. Rekabet ve yarıştan nefret etmek bundan güç alıyor.

Meslekî başarı, uzmanlaşma, kendini geliştirme, dünyayı izleme, literatür takip etme, rekabetten ürkmeme, yarışma arzusu gibi erdemler uzun, zor ve zahmetli.

Allah aşkına kim uğraşacak?

Siz hiç “proje, çözüm” tartışıldığına ve yarıştırıldığınıza şahit oldunuz mu?

Olmayınca da karanlıkta çelme takma, sinsice pusu kurma, sövme, sayma, hakaret, pespaye bir çürütmecilikten medet ummak kelin tek merhemi.

Niteliksizlik artarak ve hızlanarak hak edilmemiş bir rant peşinde koşuşturduğu için de “utanmazlık” perendeler atıyor bu sıralar.

Utanmaya utanmaya, yarışmadan hak etmediğini ele geçirme çağı bizim buralarda yaşadığımız.

Bunun için meslektaşıma “utanmak kayboldu” dedim.

Gerçekten de etrafımızdaki “hamam böceklerine” ve daha çok da “müptezel” olanlarına göz ucuyla bakmak bile durumu fazlasıyla görmeye yetiyor.

Rekabetten, yarışmaktan ödleri patlayan ama yedikçe iştahları açılan garabet örnekleri.

İnsan sormak istemiyor:

-Utanmaz mısınız, utanmıyor musunuz?

Utanmıyorlar ve korkuyorlar…

Utanmazlar ve korkaklar…

Dedim ya utanma kayboldu, utanmazlık şampiyon.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design