Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Alice’in hukuk devleti

13 Haziran

Alice’in hukuk devleti

Çok partili rejime geçmişiz ama tek partinin mevzuatı birçok yerde olduğu gibi korunmuş. Örneğin, şu “İller Yasası”na bir bakın

 
Baskın seçimler öncesi başladığım bir çalışmayı, şu sıralar seçim kampanyasına rağmen sürdürüyorum. Konu şu:

Türk hukuk sistemindeki anti-demokratik mevzuatın ayıklanması.

Ya da tersten söyleyeyim; Türk hukuk sistemini nasıl demokratikleştirebiliriz?

Bir ömür değiştirmek için uğraştığımız ve bugün adeta İngiliz demokrasisi gibi görünen 12 Eylül rejimini bile sallayan adeta bir zorbalık döneminde böyle bir çabayı çok yersiz hattâ komik bulabilirsiniz.

Çok da haklısınız.

Gerçekten Türkiye hiç ummadığınız ve sanmadığınız kadar geriye gitti. Sınırsız bir hız ve sınırsız kötücül bir hırs ile de geriye gitmeye devam ediyor. Hak, hukuk, adalet rafa kalktı, yerini zorbalık aldı.

Bunu Türkiye’nin en yüksek mahkemesi ile Avrupa’nın en yüksek Mahkemesi yani AYM ve AİHM’nin “göz altına bile alamazsınız” dediği dosya üzerinden “ağırlaştırılmış müebbet” veren bir ağır ceza mahkemesi yargılamasını yaşayan bir hukukçu olarak söylüyorum.

Bu açıdan demokrasinin, hukukun, yargının sır olup kaybolduğu bir korkunç karanlık zamanda Türk Hukuk Sistemi’nde anti demokratik mevzuat taraması neymiş?

Tekrarlıyorum, evet yerden göğe haklısınız.

Zaten ben de bu çalışma sırasında kendimi Lewis Caroll’un o vurgun olduğum Alice Harikalar Diyarında adlı kitabın kimi bölümlerindeki gibi hissediyorum bazen.

Alice, bir ülkede aynı noktada durabilmek için koşmak zorunda kalır. Biz ise koştukça geriliyoruz. Ama buna rağmen büyük bir umudum var; 24 Haziran seçimleri. Bu iş sona geldi. Onu kesinlikle görüyorum.

Yoksa durumu en veciz şekilde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Çorum’da söyledi; “herkesin bir KHK’lık canı var.” Gerçekten yetti artık.

Ama umudum 24 Haziran dedim, bunu hiç şaşmayan bir özdeyişle de güçlendirmek isterim; “gecenin en karanlık yeri, günün doğmasına en yakın zamanıdır.”

Tam da bu zamandayız. Neyse ben çalışmamı özetlemeye geri döneyim.

Hâlâ Osmanlı’dan kalma yasalarımız var ama onları bir yere kısaca not ederek yürüyorum.

Tek parti sisteminden kalan şaşırtıcı bir şekilde “çok partili” rejimin hiç ilişmediği bol sayıda yasa var.

İnsan şaşırıyor, çok partili rejime geçmişiz ama tek partinin mevzuatı birçok yerde olduğu gibi korunmuş. Örneğin, denk gelirseniz şu “İller Yasası”na bir bakın.

Kendine “demokrasi” ya da “parlamenter sistem” diyen bir ülkede öyle bir yasa olur mu ve çıkarıldığı tarih 1949 yılından beri kimse dokunmadan yaşar mı?

Bırakın dokunmayı, siyasal iktidar 14 Temmuz 2016 günü kabul ettiği Emasya yasal düzenlemesi ile bunu daha da korkunçlaştırdı.

Mevcut yasal düzenlemeler, demokrasi rüzgârıyla temizlenmediği gibi tam tersine 12 Eylül darbesi o yapının üzerine beton dökmüş.

AKP’nin yaptığı bir çalışmada da 600 yasanın 12 Eylül yasası olduğunu vurgulamıştı. Sade yasa mı, Anayasa var ama öyle bir çukura düşürüldük ki, hükümetten kendi anayasasına saygılı olmasını, anayasayı çiğnememesini talep ediyoruz ama hükümet hiç aldırmıyor.

Anayasa Mahkemesi kararı Anayasanın 153. Maddesine rağmen uygulanmıyor ise 12 Eylül bir güneş ışığı gibi görünür oluyor. Nasıl bir geriye gitme düşününüz.

Düşünün ki bütün temel yasalar, siyasi partiler yasası, seçim yasası hepsi 12 Eylül’den kalma. Siyaseti de sorguluyor insan.

Siyaset Kurumu, yüzde 10 barajına, YÖK’e daha fazlası ile 12 Eylül kurumuna sahip çıkarak nasıl demokrasiden, söz ediyor, o da pek anlaşılır değil zaten.

Böyle bir garip çelişki olmasa, bugünkü demokrasi ve hukukun yok olduğu duruma bu kadar kolayca düşmezdik.

Şimdilerde şikâyetçi olduğumuz 12 Eylül rejiminden de çok daha geri gittik. Şöyle ki, 20 Temmuz OHÂL rejimi, 12 Eylül’e rahmet okuttu, okutuyor.

Bu karanlık yapı içinde, “ileriye bakan bir yük” olarak AB uyum yasaları söz konusu olmuştu. Umutlu ve ışıklı bir adım olarak sevindirici bir çabaydı. Siyasal iktidar o kazanımları da yok etmeye devam ediyor, kazıyor. 

Örneğin, siyasi rantı ve iktidar siyasetinin “yandaş müteahhitler” tarafından finanse edilmesini engelleyen AB’nin “kamu ihale yasası” 164 kez değiştirildi. Halbuki demokratik bir siyaset için çok hayati bir rol oynayabilirdi.

Siyaset, tek partiye, 12 Eylül’e dokunmuyor ama bir mucize sayılacak ve vergilerimizin talanını engelleyen kamu ihale yasasını 164. kez talan ve rant için değiştiriyor.

Şimdi dibe vurduk.

Görüntü de kayboldu,

Ses de.

Demokrasi sahici değildi o nedenle süpürüldü mü, acaba, bunu da kendi kendime söylüyorum bazen.

Şimdi demokrasinin, laikliğin, hukukun, yargının öneminin, değerinin, anlamının, farkına vardık, gerçek bir inançla, büyük bir güçle ve yenilmez bir azimle 24 Haziran’da demokrasiyi bir daha kaybetmemek üzere inşaya geliyoruz.

Bu umutla bu çalışmayı hızlandırdım.

Bu kez sahici bir demokrasi kurulacaksa, tek parti, 12 Eylül ve 20 Temmuz OHÂL yasalarını ağır bir şekilde, hızlıca süpürmek gerekiyor.

Haydi, tamamdır, süpüreceğiz

Listem hazır, ses verin;

Tamam mı!!!

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design