Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / 21. yüzyılda Türkiye’yi MHP mi yönetecek?

02 Temmuz

21. yüzyılda Türkiye’yi MHP mi yönetecek?

AKP’nin MHP’nin onay vermeyeceği bir adım atması mümkün gözükmüyor. Her adıma bir MHP vizesi gerekiyor

24 Haziran seçimlerinde cumhurbaşkanlığını oyların % 52.5’nu alarak Recep Tayyip Erdoğan kazandı.

Bu malumun ilamı.

Ancak, siyasal partilerin durumlarına seçmen sayısı üzerinden bakınca ortaya ilginç sonuçlar çıkıyor.

Önce şunun altını çizelim, 1 Kasım 2015 genel seçimlerinden bu yana seçmen sayısı 2.5 milyon arttı. Yani 24 Haziran 2018 seçimlerinde 2.5 milyon yeni seçmen de oy kullandı.

Vereceğim sayısal sonuçları bu 2.5 milyon yeni seçmeni göz önünde bulundurarak değerlendirelim, hattâ aklımızdan hiç çıkarmayalım.
Seçmen sayısı bağlamında AKP, CHP, MHP 1 Kasım 2015 tarihine oranla ciddi kayıplara uğramışlar.

AKP 2.397.386 seçmen yitirmiş.

CHP’nin kaybı 786.760 kişi olmuş.

MHP ise 2015’e oranla 136.946 seçmen kaybetmiş.

Buna karşın HDP 669.724, Saadet Partisi de 326.586 yeni seçmen kazanmış.

İyi Parti ise ilk kez seçime giren bir parti, onu bu değerlendirme dışında bırakıyorum.

Özetle söylemek istediğim, AKP, CHP ve MHP’de kayıp, HDP ve Saadet Partisinde kazanç var.

Zaten bu nedenle AKP Meclis’te çoğunluğu yitirdi.

Çoğunluğu yitirdiği içinde yasama faaliyetinde MHP’ye muhtaç ve bağımlı hâle geldi. Tabii şayet yol arkadaşını değiştirmeye kalkmaz ise.
Mevcut Cumhur İttifakının sürmesi hâlinde, ülkeyi MHP mi yönetecek diye sormak gerekiyor.

Çünkü AKP’nin MHP’nin onay vermeyeceği bir adım atması mümkün gözükmüyor. Her adıma bir MHP vizesi gerekiyor.

Türkiye’nin 21.yüzyılın belirsiz, kaotik ortamında AKP-MHP koalisyonunda, tek adam otoriterliğine dayalı yol alması insanı ürkütüyor.

Çünkü 21. yüzyıl hem bulunduğumuz bölgede hem dünyada kasırgalar estirecek hükmünü icra ediyor. Çok farklı yeni, modern, alışılmamış çözüm ve yaklaşımlara acil ihtiyaç varken, biz din ve ırk ağırlıklı iki parti ortaklığında medet umacağız. “Hayırlara vesile olsun” mu demeli?

Ağır sorunlar derken, onları da anımsatayım. Ekonomi korkunç, ağır bir şekilde bunalımdaydı ve bunaltıyordu, şimdi şiddetini artırarak cayır cayır yakacak. Çok ağır bir krizin Azrail’in pençesi gibi yaşamımıza duman attıracağından söz ediyorum.

Hukukun ve demokrasinin yok edilmiş olması ekonomik kriz ile baş etmeyi de imkânsız hâle getiriyor.

Dış politika da tek adam otoriterliğine dayalı olarak icra ediliyor ve bizi ta Suriye krizinden beri zorluyor, yalnızlığa ve dışlanmışlığa mahkûm ediyor. Yalnızlaşıyor, otoriter rejimlere yakınlaştırıyor.

Kürt sorunu boyutlarını son seçimde yeniden sergiledi, HDP bölgesel iktidar olarak bir kez daha durumunu tescil ettirdi. Bu sorun da tazelenmiş olarak yeniden gündemde ön aldı.

En akut olan kriz de çağa uygun kadrolardan mahrum oluşumuz ve 21. yüzyıla uygun bir eğitimden her gün biraz daha uzaklaşmamız.

Buna bir de ağır kamplaşma ve ayrışmayı ekleyin.

AKP-MHP koalisyonu ve tek adam yönetimi böyle bir ortamla, hukuku ve demokrasiyi yok sayarak nasıl başa çıkar ki? Söylemek istediğim bu, korktuğum durum da bu.

Aslında olup bitene ben seçim sıcaklığı yüzünden değil de, “Türkiye 21. yüzyıla uyum sağlayabilecek mi” sorusu üzerinden bakıyorum.

Bir yanda Erdoğan, AKP ve MHP var, diğer yanda yepyeni ve gizemli, garip, zor olduğu her gün yaşanarak anlaşılan 21. yüzyıl var.

Bir adım daha ileri atıyor, siyaseti de bir yana koyarak mevcut duruma Türkiye diyorum. Türkiye ve 21. yüzyıl; nasıl olacak?

Bir yenilenme dinamiği yaratabilecek miyiz? Mucize yaparak bir kuantum sıçraması gerçekleşebilir mi?

Ya da çağa uyamayarak ağır bir çöküş, yüklü fatura mı?

Türkiye’nin yenilenme dinamikleri neler olabilir?

Belki de esas tartışılması gereken sorun bu.

Kendim de milletvekili adayı olarak katıldığım bu seçimden çıktım.

Antalya CHP listesinde 6. sırada idim. 2015 ön seçiminden 5. sırada çıkmama rağmen bir türlü gadre uğramamam söz konusu olamadı.

Gene de 6. sırada da olsa CHP’nin Antalya’da 1935 yılından beri ilk kadın milletvekili olmayı umuyordum.

Ama hayat bu; olmadı. Bir dahaki sefere. Erkek egemenlerden iki kez alacaklıyım.

21. yüzyıl ve Türkiye diye daha üst başlık açmam, olup biteni daha geniş bir açıyla değerlendirmek istemem buradan kaynaklanıyor.

CHP gibi modernizmden doğmuş bir partide, Antalya gibi bir ilde 83 yıldır “erkek egemen” yapı kırılamıyorsa, varın gerisini siz düşünün.

Türkiye’nin hâlini tahayyül edin. Sosyal değişimin güçlüğünü değerlendirin.

Ama gene de çok şikâyet etmiyorum, çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun oyun kurması sonucu İyi Parti ile HDP milletvekili toplamı olan 110 vekil, belki de AKP’nin olacaktı. Tabii bunun başka bir kefareti ve çalkalanması da oluyor ama haksızlık etmemek lazım.

Öylesine korkunç bir geri gidiş yaşıyoruz ki “beterin beteri var” diyerek en ufak olumlu bir kıpırtıdan derman arıyoruz.

Türk milliyetçiliğinin farklı tonlarının çoğunlukla Meclis’te temsil edilecek olmasına karşın, Meclis dışında kalan Cumhurbaşkanlığı seçiminin “Muharrem İnce” sonuçları dikkat çekici.

Muharrem İnce’nin çok kısa süreli bir kampanyada hem seküler milliyetçi İyi Parti’den hem sosyalist ve azınlık hakları savunucu HDP tabanından oy alması, bu ağır kamplaşma ortamında, siyasetin dilinin değişmesi adına umut ve heyecan verici. CHP’li bir siyasî lider olarak tarihî bir kırılma.

Umalım ki 21. yüzyılın karşısında diz çökmeyelim, çağa uyum sağlayalım, refah ve özgürlük olsun.

Meksika atasözü ne diyor; “en son umut ölür”.

Evet, en son umut ölüyor, karamsarlığa gerek yok.  

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design