Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Gene bir at pazarlığı mı?

31 Temmuz

Gene bir at pazarlığı mı?

Mehmet Altan anayasal hükme uymayan dört hâkim nedeniyle hukuksuz şekilde altı ay fazladan yattı. Anayasayı yok sayanlar ne oldu? Terfi ettiler

  
Bunun için sizlere çok teşekkür etmeliyim, “Antalya sokaklarından izlenimler” yazım büyük ilgi gördü. Yazının ertesinde olup biteni, her zamanki gibi elimden geldiğince özenli bir dikkatle izlemeye çalışıyorum.

Aslında tüm olup biteni, tek bir cümleyle de özetlemek mümkün; “Hukuksuzluk Türkiye’yi ölümcül bir şekilde zehirlemeye devam ediyor.”

Örneğin,  geçen hafta nereye göz attıysam adeta tek bir konu vardı; Rahip Bronson meselesi...    

Bir hafta önce tahliyesi ret edilen Amerikalı rahip, ABD Başkanı Trump’ın  “tam bir rezalet” tweetinden bir hafta sonra tahliye oldu. Şimdi ev hapsinde.

Dedikoduların, söylentilerin, iddiaların ve yorumların bini bir para…

Halk Bankası davasından, İsrail’de tutuklu iken serbest bırakılan Ebru Özkan’a kadar sürüsüne bereket spekülasyon dinliyoruz.

Gerçek olan ise Amerika’nın hem başkan, hem de dışişleri bakanı düzeyinde Türkiye’yi tehdit etmesi…

Rahip Bronson’un derhal bırakılmaması hâlinde Türkiye’ye yaptırım uygulayacağını söyleyen ABD harekete geçti bile, F-35’lerin Türkiye’ye teslimi zora girecek gibi.

Ama daha önemli olanı; ABD Senatosu’ndan, AKP’ye oy verenler dâhil hepimizin ekonomik durumunu etkileyecek “Türkiye’ye kredi kısıtlama” yasa tasarısının yola çıkmış olması.

Anlayacağınız, yargı bağımsız olmaz ise hukuk ile inatlaşıldığında topyekûn fakirleşiyoruz, güvencelerimiz kayboluyor, geleceğimiz kararıyor.

Cumartesi günkü Cumhuriyet Gazetesi “hukuk bittiği için karşılıklı tehditlerle tutuklu pazarlığı yapılıyor” cümlesini manşetinin üzerine yerleştirmişti.

“Tutuklu pazarlığı” tamlaması “at pazarlığı” kavramını çağrıştırdı… 

2003 yılında ABD Başkanı George Bush, “laf uzayınca” kendisiyle görüşmeye gelen Türk heyetini “at pazarlığı” yapmakla suçlamıştı da içim burkulmuştu.

Şimdi de tehdit edilmemiz çok rahatsız ediyor…

Neden bu muamelelere maruz kalıyoruz diye sorduğumda, buna sebep olarak gerçek bir hukuk devleti olmadığımızı, son zamanlarda ise bundan tümden vazgeçtiğimizi görüyorum…  

Hukuk yok ise kural yok, hukuk yok ise tutarlılık yok, hukuk yok ise ciddiyet yok, hukuk yok ise güven yok, hukuk yok ise inandırıcılık yok, hukuk yok ise yasaların, anayasanın geçerliliği yok.

Keyfe keder bir yönetim…

Nitekim Deniz Yücel, Büyükada tutuklamaları ve Fransız gazeteci Mathias Depardon, vatandaş olarak hepimizi derinden yaralayan bu örnekler ortada…

Gerçek bir yargı devletinde olamayacak bir biçimde en üst siyasiler sanıkları peşinen mahkûm etmiş, çok ağır suçlamalarda bulunmuşlardı. Sanıkların yargılanmadan çok önce siyasal iktidar tarafından adeta bileti kesildi.

Yargıya ve yargılamaya gerek kalmadı…  

Ama sonra ne oldu; Türkiye’de hukukun ve yargının olmadığını gören yabancı ülke siyasetçileri devreye girdi. Böyle olunca da Deniz Yücel, sonra Büyükada tutukluları, ardından da Fransız gazeteci Depardon uçup gitti…

Gerçek bir yargı ve ciddi bir hukuk olmadığı için ülkenin de ciddiyeti ve saygınlığı iki paralık oldu.

Dünya burada hukukun ve yargının olmadığını görünce  “gücü gücüne yeten” politikasına başvurdu.

“Vatandaşımı bırakmıyor musun, o hâlde al sana yaptırım.”

Galiba hukuksuzluktan dolayı en büyük zulme de bu ülke vatandaşları uğramakta…

Bir devlet ve siyasal iktidar, ülkenin, devletin ve toplumun varoluşunun meşruiyetini sağlayan anayasasına uymaz ise, söylenecek bir laf kalmıyor ki…

Örneğin, peşi sıra ortalığa dökülen hâkim ve savcı kararnamelerinde ne görüyoruz?

Kim ne görüyor, tam bilemiyorum ama şahsen rastladığım çok şaşırtıcı bir örneği ben size verebilirim…

Anayasa Mahkemesi Kararları, Anayasa’nın 153. Maddesine göre tüm devleti bağlar. Tabii, yargıyı da…

11 Ocak’ta Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Mehmet Altan hukuka uygun olmayan bir şekilde gözaltına alınıp gene hukuka uygun olmayan bir şekilde yargılandığını karara bağladı. Ardından da Avrupa’nın en yüksek mahkemesi Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi bunu teyit etti.

Ama 11 Ocak’ta Mehmet Altan anayasaya uymayan iki mahkemenin ikişer üyesi tarafından serbest bırakılmadı. Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasını  “yok” sayan mahkeme üyelerinden söz ediyorum.

Altı ay sonra  26 Haziran günü  İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi  2. Ceza Dairesi   hukuka özenli, saygılı bir tavır göstererek ve çok isabetli bir şekilde, “….Anayasamızın 153/6 MADDESİ GEREĞİNCE ANAYASA  MAHKEMESİ  KARARLARININ  YASAMA, YÜRÜTME VE YARGI ORGANLARINI, İDARE MAKAMLARINI,GERÇEK VE TÜZELKİŞİLERİ BAĞLAR  HÜKMÜNE AMİR OLDUĞU VE 6216 SAYILI  ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞ VE YARGILAMA USULLERİ HAKKINDAKİ   KANUNUN 50/2 MADDESİ GEREGİNCE HAK İHLALİ OLDUĞUNUN TESPİT EDİLMESİ HALİNDE  BU İHLALİN SONUCUNUN ORTADAN KALDIRILMASI GEREKECEĞİNDEN BAĞLAYICI NİTELİKTE BU  KARAR DİKKATE ALINARAK” Mehmet Altan’ın tahliyesine karar verdi.

Ve Mehmet Altan bu anayasal hükme uymayan dört hâkim nedeniyle hukuksuz bir şekilde altı ay da fazladan yattı.

Peki, anayasayı yok sayanlar ne oldu?

Terfi ettiler.

Acaba Mehmet Altan’ın başına gelenler Adalet Bakanının başına gelse gene bu kader sessiz ve ilgisiz kalır mıydı, kendi kendime sorarım.

Durumu Cumhuriyet Gazetesi bana da sordu, şöyle dedim:

“İstinaf ikinci dairesi, Mehmet Altan’ı tahliye ederken çok önemli bir karar vermiş, AYM kararları herkesi bağlar demişti. Buna uymak zorundadır her kurum. 26. ve 27. Ağır Ceza’nın kararları uygun değildir dedi. Bu durumda anayasa hükmünü ısrarla 4 kez uygulamadılar. Yargıtay üyeliğine atanan Dağ da bu karara imza atanlardan birisi. Böylesine bir süreçte bunun göz ardı edilmiş olması, anayasa hükmüne rağmen bunu uygulamayan bir yargıcın atanması hukuk güvenliğinin halen oturmadığını gösteriyor. Biz bu hâkimi de HSK’ye şikâyet etmiştik. Böylesine bir terfi düşündürücü. Anayasayı yok sayan bir yargıçsanız, bu soruşturma konusuysa önce bunun üzerinde durulması gerekirdi.”

Lafı uzatmaya gerek yok, durum ortada.

Bir ülke kendi anayasasına uymamayı ödüllendirirse, o ülkeye başkaları saygı duyar mı?

O ülkede hukukun yerini  “at pazarlığını”  aldığı inancı pekişmez  mi?

Maalesef tam da bu durumdayız.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design