Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Ağırlaştırılmış müebbet ile hara-kiri

11 Ekim

Ağırlaştırılmış müebbet ile hara-kiri

Bu karar, ülkenin geleceğini de bilinçli bir şekilde karartacak bir intihar bombacısının eyleminden farksız


Çağdaş dünya ve hukuk devleti kavramı ile gırtlaklaşmak…

Nasıl mı? Anlatayım:

Geçen hafta, bırakın bir hukukçuyu, şuurlu her vatandaşı çok derinden tedirgin eden bir hukuk skandalı yaşandı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ağır Ceza Dairesi, gazetecilere yeniden başkaca hiçbir delil olmadan, sadece “yazı ve yorumlarından” dolayı  “ağırlaştırılmış müebbet” hapis cezası verdi. Bu yargının  intiharı, hukukun inkârı anlamına geliyordu. Ayrıca böylesi bir intihar ve böylesi bir inkâr, Türkiye’yi de hukuka ve yargıya saygısı olan bilinçli uygar dünyadan kopartacak bir hara-kiri hareketiydi.

Nasıl mı ? Anlatayım.

Salonda gazeteci-yazar sanıkların yüzüne bir hüküm okundu. Evet, o hüküm ömür boyu hapisti. Yazı ve yorum yaptıkları için yaşamlarına kast eden bir hükümdü.

Adı üstünde olduğu gibi çok çok ağır bir hüküm; “ağırlaştırılmış müebbet”... Ne için? Yazı ve yorum yaptıkları için.

Bu adaletsiz hükmün sadece hukuka, yargıya ve sanıklara değil hepimizin üzerine tonlarca ağırlık yükleyen bir başka melûn yanı daha var. O karar, ülkenin geleceğini de bilinçli bir şekilde karartacak bir intihar bombacısının eyleminden farksız.  

Çünkü bu karar sadece yazıya ve yoruma  idam cezası vermedi. Mehmet Altan hakkında verilen ancak yazı ve yorumları nedeniyle suçlanan diğer sanıklar için de emsal olan Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını da yok saydı. Türkiye’nin batıdan kopuşuna neden olabilecek neticelere bilinçli kasıt ile kapı açan belalı bir harekete dönüştü.  

Bildiğiniz üzere, Avrupa’nın en yüksek mahkemesi AİHM.

AİHM kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’ne bağlı çalışan yüksek bir mahkeme. Mahkemenin varlık nedeni taraf ülkelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uyumunu denetlemek, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve çoğulcu demokrasi ilkelerini gözetmek, bunu mahkeme kararlarıyla güvenceye almak.

AİHM, işte az evvel sözünü ettiğim bu ağır hükmün verildiği dosyanın tamamını, Mehmet Altan açısından 20 Mart 2018 tarihinde inceledi.

Mahkeme, tüm dosya kapsamında yer alan delillere göre gazeteci yazar Mehmet Altan’ın göz altına dahi alınmayacağına, suç işlediğine dair bir şüphe, delil bulunmadığına, yazı ve söz üzerinden yapılan tutuklamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. Maddesinde özgürlük ve güvenlik hakkı ile 10. Maddesindeki ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Üstelik AİHM bu kararı vermeden önce,  TC Hükümeti’ne yeni bir delili olup olmadığını sorduğunu, TC Hükümet’in  cevaben “yeni bir delil” olmadığını teyit ettiğini de bu kararına koydu.

AİHM gene bu kararında, 11 Ocak 2018 tarihinde  Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun Mehmet Altan hakkında tüm dosya kapsamı ve delilleri inceleyerek verdiği, suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe olmadığına, anayasal hakların ihlal edildiğine dair kararını aynen benimsediğini de teyit etti.

Halbuki aynı dosyaya, AYM Genel Kurulu “bu iddialarla tutuklama yapıldığı için hak ihlali var” derken, yerel mahkeme  ağırlaştırılmış müebbet vermekten çekinmedi. Dosya ise aynı dosyaydı.

Bunlar ortada iken, en yüksek mahkemeler tarafından bağlayıcı kararlar verilmişken İstinaf Mahkemesi  ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Dosya gene aynı dosyaydı.

Gözaltına bile alınamayacak bir dosya kapsamında, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “ağırlaştırılmış müebbet” cezası vermesi Anayasa ve Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’na yönelik hukuk güvenliği ve hukuk hiyerarşisini yok eden bir suçtu, şimdi buna İstinaf kararı da eklendi.

Türkiye, bu davada anayasal meşrutiyet ile zıtlaşırken “çağdaş uygarlık”tan da vazgeçiyor. Batı’dan tamamen kopuyor. İntihar ediyor, hukuk, yasa ve anayasa dinlemeyen mahkemeler eliyle hara-kiri yapıyor.

Kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’ne bağlı denetim mahkemesi AİHM kararı mahkeme salonlarında yok farz ediliyor. Anayasa Mahkemesi Genel Kurul kararlarına pas pas muamelesi yapılmak isteniyor.

Bu kabul edilemez, hukuk ile irtibatını ve illiyetini koparmış karar Türkiye’nin hukuk devleti olma vasfını bilinçli bir şekilde yok ettiği inancını tüm dünyada bir kez daha perçinledi.

Türkiye’nin bu haliyle “hukuk devleti”ne saygısı ve özeni olan dünyada barınamayacağını ortaya koydu.

Demokratik hukuk devleti anlayışının ana rahmi olan Avrupa Komisyonu’nun Sözcüsü Daniel Holtgen Anayasa Mahkemesi’nin, Mehmet Altan’ın serbest kalması yolunda 11 Ocak’ta aldığı karara atıfta bulundu.

Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 20 Mart’ta aldığı kararda Mehmet Altan’ın özgürlük hakları ve ifade özgürlüğünün iptal edildiği yolunda bir karar aldığını hatırlattı.

Holtgen, bu iki karara rağmen Mehmet Altan’ın ömür boyu hapis cezası ile karşı karşıya olduğunu ifade etti. Diplomatik olarak durumun vahametini uluslar arası kamuoyunun dikkatine sundu.

Bu ne demek?

Türkiye’ ve Avrupa’nın en yüksek mahkemelerinin “göz altına bile alınamayacak” dediği dosyaya nasıl “ağırlaştırılmış müebbet” verdiniz” demek!

Aslında, hukukun artık tamamen yok olduğu bir ortamda, hukuk üzerinden şaşkınlık ifade etmeye çalışmak da başlı başına bir şaşkınlık, bunun farkındayım.

Ama ben bir hukukçuyum, hâlâ hukukun katledilmesinin önüne hâlâ hukuk yoluyla geçileceği inancıyla hareket etmek mecburiyetindeyim.

Geçen hafta bu inancım bir kez daha yok olmuş olsa bile…

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Ancak bütün bu işlemlerin yine kanunda gösterilen usûle uygun yürümesini temin etmek zorundayız. Eskiler “usûl esası mukaddemdir” derlerdi. Yine “usûl olmadan vusul” olmaz diye bir söz de vardır. “Usûle riayet etmediğiniz bir işi neticeye ulaştırmak mümkün olmaz" açıklamasını okudum.

Halbuki, gazeteci-yazarlara ağırlaştırılmış müebbet cezası veren, kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’ne bağlı en yüksek mahkeme AİHM’in kararını, TC Anayasasına göre kurulan ve kararları herkesi ama herkesi bağlayan TC Anayasası’nda yazılı olan AYM kararını yok sayan İstinaf Mahkemesinde de kabul edilemez çok vahim usûle aykırılıklar vardı, bunları bizzat ben teker teker zapta geçirttim.

Hukukun gereklerini söyleyen ama gereğini yapmayan bir Adalet Bakanı görüntüsü de tüm toplumu huzursuz eden başka bir gerçek.

Bunları söyleyip, gereğini yapmamak, hattâ tam tersi hukuksuz ve anayasayı yok sayan kararları seyretmek, bırakın yaptırımı, suç işleyenleri ödüllendirmek hukuksal güvenceyi siyaseten de imha ediyor.

Türkiye yargısının içindeki kimi odakların anayasal düzen dışına çıkarak suç işleme pahasına çağdaş dünya ve hukuk devleti kavramı ile gırtlaklaşması hiç kimsenin yararına değil. Yararına değil ne demek, tüm ülke ve toplumun zararına, geleceğine kast eden bir ihanet  çabası. Hukuk yok ise devlet yok, hukuk yok ise toplum yok, hukuk yok ise huzur yok, hukuk yok ise refah yok.

Tümümüze kaybettirir, kaybettiriyor da zaten.

Aklın baliğ olması bu kadar zor mu ?

Sayın Adalet Bakanına da soralım:  “Bu kadar mı zor Sayın Bakan?”
 
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design