Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / Yeniden ekmek gibi ihtiyaca dönüşmek…

20 Kasım

Yeniden ekmek gibi ihtiyaca dönüşmek…

Burada şüphesiz Kadri Gürsel’in indirgemeciliğini eleştirmeliyiz: “Aktivist” olan herkes illâ bir “merkez”e bağlı hareket etmiyor ki…

 
Kadri Gürsel’in “bağımsız, profesyonel, namuslu gazeteci”nin “ancak ana akımda gerçekleşebilen bir kalite” olduğu yollu sözleri verimli bir tartışmaya yolaçabilecek gibi görünüyor. Gerçi ben buradaki geçen yazımda, gerçekte hayıflanarak, hiçbir konuda doğru dürüst tartışamadığımıza işaret etmiştim; ama bu defa gayet sakin ve değerli yazılar yazılıyor, görüşler ortaya sürülüyor. Bu iyilik şüphesiz tartışmaya katılanların niteliğinden kaynaklanıyor. Çünkü aslında Türkiye’de, pek kalabalık olmayan böyle bir topluluk da yaşıyor. Bağcı dövmek için değil üzüm yemek için yola çıkan, birilerini yere düşürüp üzerlerine basarak yükselmeyi aklından geçirmeyen, mesele neyse onunla uğraşan iyi niyetli insanlar sözü alınca insan kendini başka ülkede sanıyor.

Mehveş (Evin) ile Fatih’in (Polat) yazılarından geçen yazımda sözetmiştim. (Biri şurada, öbürü şurada.)

Kadri ile tartışmaya ilk giren İrfan (Aktan) olmuştu. (Geçen yazıda verdiğim linkleri tekrar vereyim; İrfan’ın tweet’lerine şuradan, Kadri’nin cevaplarına da şuradan ulaşabilirsiniz.) İrfan, Twitter tartışmasındakinden farklı olarak, daha sâkin uslûpla faydalı bir de yazı kaleme aldı sonra: “Gazeteci kimdir?”

Bu yazıda İrfan, yaşadığı hayalî ilçedeki (“Karaşehir”) çeşitli olayları, “skandalları” haberciliğin asgarî kurallarına da uyarak “haberleştiren” bir muhayyel ziraat mühendisinin gazeteci sayılıp sayılamayacağını tartışmaya açtı:

“Diyelim ki bu arkadaş, Karaşehir’de tanık olduğu veya sorguladığı olaylara ilişkin, gazeteciliğin temel kurallarından biri olan 5 N-1 K’ya uyarak gayet profesyonel haber metinleri yazmaya, söyleşiler, röportajlar yapmaya ve bu metinleri de Karaşehir matbaasına gidip A4 kâğıdına bastırıp çoğaltmaya, elden ele dağıtıp tüm Karaşehir halkına ulaştırmaya başladı. Bu arkadaş ne yapmış olur?”
Sorusunun arkasına şunları ekledi İrfan: “Kaymakam veya ilçe eşrafıyla karşı karşıya gelmekten korktukları için onların karıştıkları skandalları haber yapmayan yerel gazeteciler veya resmî ajansın muhabiri de bu arkadaşın sadece bir ziraat mühendisi olduğunu, zaten Sarı Basın Kartı da bulunmadığını, çünkü Basın Kanunu kapsamında, 212’den sigortalı olmadığını, yaptığı şeyin ‘siyasi/politik aktivizm’ veya ‘muhaliflik’ hattâ ‘militanlık’ olduğunu, tek işi veya geçim kaynağı gazetecilik olmadığı için de katiyen ‘profesyonel gazeteci’ sayılamayacağını iddia edebilir.”
Ziraat mühendisinin yaptığı işin, mühendisimiz İrfan’ın dediği gibi davrandığı sürece gazetecilik sayılabileceğine ilişkin bu gerekçelendirmeyi haklı buluyorum. Fakat, “Bu arkadaş ne yapmış olur?” sorusuna dönmek istiyorum. Cevabım şu: Neredeyse bir mucizeyi gerçekleştirmiş olur.

Çünkü ortadaki tartışmayı yaratan, İrfan’ın muhtemelen kolaylık olsun diye 5N1K’ya indirgediği, ama bunlardan ibaret olmayan gazetecilik gereklerini herkesin yerine getirip getiremeyeceği. Çünkü ortada elbette eğitim-donanım gerektiren bir meslek var ve bunun da, ziraat mühendisliği gibi, öğrenilmesi gerekiyor.

Kadri’nin söylediğine katılmamakla birlikte, söylediğinin gerisinde yatan bu temel kaygıya bütünüyle katılıyorum. Nitekim, yukarıda andığım Mehveş ile Fatih’in de bu kaygıyı gözardı etmediklerini belirtebilirim.

Zaten İrfan da etmiyor. Çünkü aktivist mühendisimizin “gazeteciliğin temel kurallarına” uyduğunu ısrarla vurguluyor. Güncel tartışmanın özü burada yatıyor.
 
Zemini kaydıran etkenler
 
Tartışmanın zeminini kaydıran iki akıl yürütme ve gerekçelendirmeyi saf dışı bırakabilsek hayırlı olacağını umuyorum. Zemin kaydıran üçüncü etkeni de azıcık aşağıda konu edelim.

İrfan, “Gazeteci kimdir?” yazısında, bunlardan birini ete kemiğe büründürüyor. “Boğulan adamın fotoğrafını mı çekersin, makineyi falan bir yana atıp kurtarmaya mı koşarsın?” sorusunun gazetecilikle doğrudan alâkası yok. Bu insanlık meselesi. Makineni ve gazeteciliğini bir yana bırakıp koşarsan ona göre insan olursun, bir insanın ölüme sürüklenişini seyrederek kendine başarı fırsatı yaratmaya kalkarsan ona göre. Böyle bir soruyla özellikle gazetecilik okullarında uğraşılmasının sebebi, tam da gazetecilik mesleğinin bazı nesnel gereklerinin, insanı ahlâkî ve insanî kaygılardan uzaklaştırması tehlikesidir. (Bakın, bu da başlıbaşına mühim tartışma konusu!) Niye birçok meslek için, işi düzgün yapma ve asgarî dürüstlük dışında özel bir “etik” meselesi yok da gazetecilik için varsa odur konu. Sözkonusu olan, “gazetecilik yapacağım diye insanlığınızı unutmayın!” uyarısıdır. Çünkü gazetecilik insanların ilişkilerini, yaşantılarını, manevî âlemlerini etkileyebilen, yapanı da ayrıcalıklarla donatıp “bozabilen”, son derece tehlikeli olabilen bir iş. Bu yüzden gazetecilik hep, bireysel ve kurumsal denetim mekanizması işlevi gören bir “etik” kılıcı altında yürütülmesi gereken işlerden. (Devletin kılıcı asla aynı işi görmez, aksine!)

Ama etik konusundaki bu vazgeçilmezlik işin nasıl yapılacağına dair fikir vermiyor. Müşterisine masayı düzgün ve vaktinde teslim etmesi gerektiğini bilmek marangozun ahşabı düzgün kesmesini nasıl sağlamazsa. (Tipik bir insanlık durumu olarak, tabiî, bu ikisi genellikle birarada bulunur, ama şimdilik bunu ihmal edelim:)

Tıpkı bunun gibi, “aktivist” gazetecilerin fedakârlığı, adanmışlığı, Türkiye gibi yerlerdeki kahramanlığı da işin “kalite”si konusunda bize bir şey söylemiyor. Yani tartışmanın zeminini kaydıran ikinci yaklaşıma geldik. Kadri’nin sözlerine öfkelenen birçok insan, haberciliği “aktivist”likle birleştirenlerin takdir edilmesi gereken cesaretine, azmine işaret ederek, bir nevi “el insaf!” dedi.

Tepkileri haklı, ama bunun doğan tartışmayla ilgisi yok. Son yıllarda muhalif, özellikle Kürt gazetecilerin, bırakın gazeteciyi, insanım diyen herkeste hayranlık uyandıracak bir azimle, cesaretle, ayrıca alçakgönüllülükle gece gündüz çalışarak yaptıkları, hem aktivistlik hem gazetecilik adına bütün insanlığın gurur duyması gereken işler. Öte yandan hepimiz biliyoruz ki, mesleğin bunca yıllık tarihi boyunca -bin türlü musibetin yanısıra!- oluşmuş ilkeleri, kuralları, asgarî gerekleri bakımından tatminkâr bir düzeyi tutturabilen “aktivist” gazetecilik çok da yaygın ve kökleşmiş değil. Şahane örnekleri zaman zaman görsek bile.
 
“Aktivist” gazeteciliğin iç engeli
 
“Aktivist” gazetecinin ve gazeteciliğin önünde büyük engeller var. İlki dışsal: çoğunlukla büyük riskler içermesi ve ilaveten gördüğü doğrudan somut baskılar; ölüm tehdidine varan tehlikeler, her an hapse atılabilme ihtimali… Aktivist gazetecinin önündeki bu engelleri gözönünde tutmadan konuşamayız.

Aktivist gazeteciliğin gelişmesini köstekleyen yapısal engelse karşısında değil içinde: Aktivizmin doğası gereği, kaçınılmaz ve vazgeçilmez şekilde içerdiği haklılık inancının mesleğin gereklerini ihmal etmeyi meşrulaştırdığı sanılıyor. Oysa böyle bir meşruiyet yok. “Koşun, herkesi işten atıyorlar!” diye bağıran işçinin tavrının meşruiyetini kimse tartışamaz. Ama muhabirsen “herkes” diyemezsin, vs.
Ceren (Sözeri) Evrensel’deki yazısında bunu, “İktidara muhalif olmak otomatik olarak iyi gazetecilik anlamına gelmiyor,” diye dile getirdi: “…taraflı, hattâ aktivist, sosyal hareketlerin rüzgârında habercilik yapmanın sorunları yok mu? Kadri Gürsel’in biraz genellemeci sayılabilecek tavrını eleştirsek de, elbette var. (…) Doğru bilgi verme, insan odaklı olma, taraflı olsa bile bağımsız hareket edebilme, olgulara dayanma, mümkün olduğu kadar farklı taraflara söz hakkı tanıma, hesap verebilme, şeffaflık gibi olmazsa olmaz ilkeler yerli yerinde duruyor.”

Burada şüphesiz Kadri’nin indirgemeciliğini eleştirmeliyiz: “Aktivist” olan herkes illâ kendisine neyi nasıl düşüneceğini, yapacağını dikte eden bir “merkez”e bağlı hareket etmiyor ki. Partiye-harekete vs. bağlı bilgi yayma işine gazetecilik denip denemeyeceği zaten baştan tartışma konusu. Önceden tanımlanmış siyasî hedeflere ayarlı bilgi yayma işini daha çok propaganda başlığı altında ele almak gerekir. Bunu başka zamana bırakarak geçiyorum.
 
Bizim “ana akım” örnek değildi ki
 
Ceren’in isabetli yazısının sonuna doğru dile getirdiği öneriyi tekrarlamalıyım: “…tartışmayı ‘iyi ana akım’dan çıkarıp ‘iyi gazetecilik nasıl yapılır’a çekmek, kişilerden ziyade yöntemi sorgulamak en doğrusu.”

Kadri’nin ana akım için sarf ettiği “ekmek gibi bir ihtiyaç” sözünü hatırlatan Ceren, “Ancak,” diye yazdı, “Oktay Akbal’a referansla ‘önce ekmekler bozuldu, sonra her şey’…” Yani “ekmek gibi ihtiyaç”ı reddetmedi, bizim küflenmiş, rezili çıkmış ekmeğe işaret etti.

Sağlığında bizim ana akım medyanın -artık ölü- ne feci bir “şey” olduğu üzerine kim sözün daha beterini bulup söyleyecek yarışına girmenin anlamlı olduğunu sanmıyorum. Belki AKP öncesini bilmeyen veya hatırlamayan gençler için medyanın “önceki Türkiye”de ne halde olduğunu anlatmanın yararı vardır, ama gazetecilik mesleği ve güncel tartışma için bu konuda bugün işimize yarayacak tek olgu, “ana akım gazetecilik”ten kastın Sabah-Hürriyet hegemonyası döneminde içine edilip rayından çıkarılmış “Türk basını” olmadığını bilmek. Bizim “ana akım”, özellikle 1980’lerden itibaren mesleğin gereklerinden öylesine uzaklaşmıştı ki, içindeki dürüst ve kaliteli gazeteciler uçuruma doğru hızla yol alan trenin içinde ters yöne koşan yolcular gibi kalmışlardı. Birkaç yıl boyunca günlük medya eleştirisiyle uğraşmış biri olarak sizi temin ederim ki, “ana akım medya” içerisindeki gazetecilik kırıntıları, hoyratça sarsılan elekten beşer onar dökülen tanecikler gibiydi; düşmeden yakalayabilirseniz ne âlâ.

Bir zamanların “ana akım”ını tanıyanların Kadri’ye gösterdiği tepkide elbette bu olgu büyük rol oynuyor. Bu durum da tartışmanın zeminini kaydıran üçüncü etken. İşte bu yüzden Ceren’in hem meselenin aslını dile getiren hem de tartışmaya yön verebilecek önerisi çok yerinde: Mesele “yeniden ekmek gibi bir ihtiyaca dönüşebilmek”.

Bitirirken, bu tartışmaya ilişkin çok faydalı bir yazıya daha işaret etmeliyim. Barış akademisyenlerinden, um:ag’ın (Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı) Genel Yayın Yönetmeni Tezcan Durna’nın Duvar’da yayımlanan yazısı: “Ana akımın gazetecilikle imtihanı”. Bu yazıda dile getirilen çeşitli olgu ve görüşler, üzerlerine ayrıntılı konuşmayı gerektiriyor. Bunu da gelecek yazıda yapayım.

 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design