Anasayfa / MEHMET ALTAN / Sol basın ve İttihatçılar

12 Aralık

Sol basın ve İttihatçılar

Ciddi incelemelerin ve yazıların konusu olan ilk sol basın nitelemesi içinde yer alan gazete, Hüseyin Hilmi’nin haftalık İştirak gazetesidir


Aristokrasisi yok…

Feodal bir toprak düzeni yok…

Sermaye birikimi üstünde yükselen ve sanayi devrimine öncülük eden bir burjuva sınıfı yok…

Emeğini satarak var olmaya çalışan gelişmiş, gürbüz bir işçi sınıfı,  sanayi emekçisi proletarya yok…

Ne var?

Osmanlı Sarayı ve tebaa.

Bir çift öküzün sürdüğü avuç içi kadar bir tarlayı işleyerek boğaz tokluğuna yaşayan küçük köylü de tebaanın temel unsuru…

Bu tablo üzerinden bakınca “sol basın Türkiye’de Meşrutiyet yıllarında doğdu” genel kanaatinin kökleri daha da ilgi çekici bir hâle geliyor.

*** 

Her yerde aynı tarihten yola çıkarak belirtilen aynı ibare var:

“Osmanlı devletinde ilk sosyalist gazete, 1908 yılında İzmir’de Boykotaj Cemiyeti tarafından yayınlanan haftalık Gave gazetesidir.”

Gave gazetesinin peşine düştüm, rivayet muhtelif…

Gave için “ Osmanlı Devleti’nde çıkan ilk sosyalist gazetedir (1908). Mehmet Rıfat tarafından çıkarılıyor. Boykotaj cemiyetinin yayın organı” türü bir ansiklopedik bilgiye rastladım.

Devamı ilginçti:

“Boykotaj cemiyetinin kuruluş amacı, Avusturya’nın Bosna Hersek’i kendine katması. Bu cemiyetin İzmir şubesi Gave dergisini çıkarıyor. Avusturya mallarının boykot edilmesini örgütlüyor.”

O dönemin en yaygın ve etkili düşünce akımı olan “ulusalcılık” ve “ilhak” zihniyeti vurgusu dikkati çekiyordu…

***

Bir başka araştırmada ise haftalık Gave dergisine daha farklı bir yaklaşım vardı:

“Gave liberal sosyalizmi savunuyordu. Bu sosyalizm İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni kutsal sayan, Padişahçı ve hilafetçi bir sosyalizmdi. Gave işçilerle eşrafı ve sermayecileri uzlaştırmaya yöneliyor ve batı kapitalizmine karşı geliyordu.”

Burada da “padişahçı ve hilafetçi sosyalizm” tamlamasının altını çizdim…

Halbuki 1908’lerde Batı’da burjuvaziye karşı proletarya alabildiğine güçlenmiş, Marks, Engels başta olmak üzere literatürünü geliştirmiş, siyasal kavgalarda büyük çalkantıların tarafı olmuştu…

Resneli Niyazi’nin dağa çıkışı II. Meşrutiyet’e o da çok kısa bir süreliğine ve geçici olarak kavuşan bir talihsiz geçmişin doğal sonucu olarak yorumladım bu büyük farklılaşmayı… 

***

“Sol basın” nitelemesi toplumsal koordinatlarını yukarıda verdiğim Gave dergisi ile başlıyor …

Ardından tek satırla belirtilen, ilk “sosyalist yayınlar” arasında sayılan 1909 yılında Selanik’te yayınlanan Amele gazetesi geliyor. Amele gazetesi bir iki satırla kayda geçmiş, daha derin bir incelemeye pek rastlamadım.

*** 

Sol basın denebilecek ilk yayınlardan önce, kısmen de olsa 1871 Paris Komünü sonrasında, hemen değil ama birkaç yıl sonra, fikirsel düzlemde bazı tartışmalar söz konusu oluyor. Daha önce ise Ahmet Cevdet Paşa’nın 1848 devrimlerini analiz eden bir yazısı var.

Avrupa’da ortalığı kasıp kavuran toplumsal kavgalardan esinlenerek sosyalist düşünceyi sınırlı ve kısıtlı da olsa tartışıyorlar… Sosyalizme malların ortaklığı anlamına “iştirak-i emval” diyorlar .

Görülen o ki, bu konuda en çok yazan, sol literatürü derinlemesine takip eden Şemsettin Sami… Ama onun da esas amacı sosyalizm ile İslam arasında benzerlik vurgusu yapmak.

*** 

Özünde emek-sermaye çelişkisine dayanan sol düşünce, sadece Osmanlı’da değil, Cumhuriyet’te de, köylülüğün aşılamaması nedeniyle daha ziyade anti-emperyalist bir akıma dönüştü.

Halbuki sol düşünceyi üreten toplumsal temel, sanayileşme ve onun sömürülen kitlesel taşıyıcısı proletarya idi.

Bu temelin olmamasının yarattığı boşluğu genellikle İslam’la ya da “anti-emperyalist” olarak beliren milliyetçilikle doldurmaya çalıştılar.

***

Ciddi incelemelerin ve yazıların konusu olan ilk sol basın nitelemesi içinde yer alan gazete, Hüseyin Hilmi’nin 26 Şubat 1910’da yayımlamaya başladığı haftalık İştirak gazetesidir. Gazete aynı zamanda  Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın resmî yayın organıdır.

İştirak, yabancı ülkelerdeki sol eylemler ve Türkiye işçi sorunlarıyla ilgili yazı ve haberlere de yer verir.

Gazete, 26 Şubat 1910’dan 15 Eylül 1910’a kadar 20 sayı yayımlanır, iki buçuk ay kapalı kalır.

20 Haziran 1912’den 9 Ekim 1912’ye kadar üç buçuk ay daha yayımlanan gazete, daha sonra kesin olarak kapatılır.

***

Hüseyin Hilmi ya da İştirakçi Hilmi için epeyce  ama çelişkili bilgiye rastlıyorsunuz.

Ben ansiklopedi maddesine baktım:   

“(1885, İzmir – 16 Kasım 1922, İstanbul) Türk sosyalist siyasetçi. Osmanlı Sosyalist Fırkası ve Türkiye Sosyalist Fırkası'nın kurucusu ve genel başkanı. Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyalizm düşüncesinde öne çıkan isimlerden biridir. Hüseyin Hilmi’nin hangi yıl doğduğu tam olarak doğrulanamasa da İzmir’de doğduğu bilinmektedir. Gençlik yıllarında babasından miras kalan evi satarak Romanya’ya gittiği ve buradaki sol harekette etkilenerek sol siyaset ile ilgilenmeye başladığı bilinir.1908 yılındaki II. Meşrutiyet’in ilanından sonraki görece özgürlük ortamında sol ve sosyalist fikirleri savunan İştirak dergisini çıkarmaya başlar. İlk sayısı 13 Şubat 1909 yılında çıkan derginin ömrü kısa süreli olacak ve siyasi gerekçelerle 2 Eylül 1910 yılında kapatılacaktır. Dergi, 1912 yılında tekrar açılacak ve Hüseyin Hilmi Bey ile o kadar özdeşleşecektir ki, Hilmi Bey artık İştirakçi Hilmi olarak bilinmeye başlanır.”

***

“15 Eylül 1910 yılında Osmanlı Sosyalist Fırkası kurulduğunda partinin önde gelen isimleri arasında Hüseyin Hilmi de vardır. Partinin ülkedeki örgütü güçlü olmasa ve Meclis-i Mebûsan’a temsilci gönderemese de uluslararası örgütlerle temas halindedir, II. Enternasyonal üyesidir.

Hilmi, 1913 yılında Mahmut Şevket Paşa suikastının ardından İttihat ve Terakki tarafından başlatılan muhalefete yönelik tasfiye sonucunda Sinop’a sürülür. I. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar sürgünde kalır ve 1918 sonunda imzalanan Mondros Mütarekesini izleyen günlerde İstanbul’a döner.”
İştirakçi Hilmi’nin serüveni sürgünden sonra da devam eder.

Biz de o serüvene geri döneceğiz.

*** 

İttihat ve Terakki’nin kendisi dışında kimseye tahammülü yoktur, 31 Mart ertesi tüm rejimi eline geçirince İştirakçi Hilmi’ye de yol görünmüş, partisi ve gazetesi kapatılmıştır.

II. Meşrutiyet’in geldiği nokta II. Abdülhamid istibdadını aratmayacak kanlı bir baskı dönemidir.

Ve ne yazık ki bu topraklar sağlıklı bir sosyal bünyeye sahip olamadığı için burjuvazisi ve emekçi sınıfı hep güdük kalmış, Saray ve tebaa özellikleri hep önde koşmuştur.

Baskı ve yasak da hiç bitmemiştir.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design