Anasayfa / MEHMET ALTAN / Bir devlet nasıl batar?

26 Aralık

Bir devlet nasıl batar?

1918’e gelindiğinde Osmanlı toplumu son elli yılın büyük bölümünü haberleşme ve haber alma hürriyetini engelleyen sansürle geçirmişti

 
Tarihten ders almak diye bir laf vardır ya…
 
Alınır mı, alınmaz mı, bilemiyorum…
 
Alınsa iyi olur.
 
Alınmasa bile yakın geçmişi akılda tutmanın olağanüstü faydaları var…
 
Yakın geçmiş derken yüz yıl önce bu topraklardaki yönetimden söz ediyorum..
 
Olup biteni soğukkanlılıkla anımsayınca buralardaki hiç bitmeyen depremli yaşam insanı yeniden şaşırtıyor.
 
Gelin birlikte yakın tarihi kronolojik bir sıralama  içinde anımsayalım, nasıl bir ülkeyiz görelim.
 
***
 
Birinci Meclis-i Mebûsan (1908-1912) içinde İttihat ve Terakki'ye muhalif olan çeşitli grupların birleşerek güçlü bir parti kurması fikri 1911 başlarından itibaren gündeme geldi.
 
Bu gruplar arasında en çok adı duyulan, "Prens" Sabahaddin Bey'in liberal adem-i merkeziyetçi çizgideki Ahrar Fırkası (Özgürlükler Partisi) idi.
 
Mutedil Hürriyetperveran Fırkası (Ilımlı Liberal Parti) daha çok Arnavut ve Arap liberallerin desteğine sahipti. 
 
Osmanlı Demokrat Fırkası, İttihat ve Terakki'den ayrılan iki ünlü Jöntürk, Abdullah Cevdet ve İbrahim Temo tarafından kurulmuştu. 
 
İsmail Kemal'in Ahali Fırkası (Halk Partisi), İttihat ve Terakki'nin aşırı Türk milliyetçiliği nedeniyle Balkanlarda Arnavut isyanına yol açtığı kanısındaydı.
 
Yeni parti 21 Kasım 1911'de kuruldu.
 
***
 
24 Kasım'da yapılan kongrede Damat Ferit Paşa parti reisliğine seçildi.
 
Ancak partinin aktif önderi daha çok Miralay Sadık Bey idi. Parti programını Ahmet Reşit (Rey) kaleme aldı.
 
Partinin amacı "en felsefî mânâsıyla hürriyete vasıl olmak" olarak tanımlanmıştı.
 
Programda, İttihat ve Terakki'nin, Osmanlı toplumunu oluşturan çeşitli kavimleri Türkleştirmek çabası bir "hayal-i ham" olarak tanımlanıyor ve "muhtelif anasır [unsurlar] arasında hakiki bir imtizaç [uyum] ile daimi bir vifak ve tesanüt [birlik ve denge]" hedef gösteriliyordu.
 
Balkan Harbi arifesindeki şartlarda, İttihat ve Terakki'nin güttüğü Türkçülük siyaseti, devletin dinî ve etnik yapısından ötürü dağılmasına yol açacak tehlikeli bir tavır olarak görülüyordu.
 
Seçilmesi gereken siyaset, "ittihad-ı anasır" [unsurların birliği] olmalıydı.
 
"Memleket şimdiye kadar ne çekmişse hep cebirden, tazyikten" çekmişti. Bu yüzden örfî idare [sıkıyönetim] kaldırılmalıydı. İdarî yapılanmada merkeziyetçi yapıdan uzaklaşılmalıydı.
 
***
 
Parti, Meclis-i Mebûsan’da 70 dolayında mebusun desteğine sahipti.
 
11 Aralık 1911'de İstanbul'da yapılan ara seçimi de Hürriyet ve İtilaf adayı kazandı. Bunun üzerine Sait Paşa kabinesinin devrilerek, Hürriyet ve İtilaf'ın desteklediği Kâmil Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesi umudu doğdu.
 
15 Ocak 1912'de Sait Paşa bir manevrayla meclisin feshini sağladı.
 
***
 
20 Şubat’ta sonuçlanan yeni meclis seçimi, İttihat ve Terakki örgütünün ağır baskısı altında gerçekleşti; siyasi literatürde "sopalı seçim" adıyla anıldı.
 
Seçim sonunda, altı muhalif mebus dışında Meclis’e sadece İttihat ve Terakki yandaşları girebildi.
 
Etnik ve dinî azınlıklar çok az temsilci çıkarabildiler.
 
Seçim sonuçları tüm ülkede büyük tepkiyle karşılandı. Balkan ve Arap vilayetlerinde ayaklanma çalışmaları başladı.
 
Ordu içinde kurulan Halâskâr Zâbitân [Kurtarıcı Subaylar] adlı bir grup, 16 Temmuz'da verdikleri bir muhtıra ile Sait Paşa hükümetinin istifasını sağladı.
 
22 Temmuz'da Gazi Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında kurulan partilerüstü "Büyük Kabine", başta Hürriyet ve İtilaf olmak üzere, tüm İttihat ve Terakki  muhaliflerinin coşkun desteğiyle karşılandı.
 
***
 
22 Temmuz 1912 - 23 Ocak 1913 arasındaki muhalif hükümetler dönemi, muhalefet için tam bir hayal kırıklığı ile sonuçlandı.
 
8 Ekim'de çıkan Balkan Savaşı, kısa sürede bozguna dönüştü.
 
29 Ekim'de Ahmet Muhtar Paşa hükümeti kargaşa içinde istifa etti; ancak yerine gelen Kâmil Paşa hükümeti de Hürriyet ve İtilaf ile direkt bir bağlantıdan kaçındı.
 
8 Kasım'da imparatorluğun ikinci büyük kenti Selanik düştü. Askerlikle politikanın, birbiri içine girmesi yüzünden İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensûbu subay ve generaller, sırf siyasi görüş farklılıkları sebebiyle birbirine hasım gibiydi.
 
Çok kısa zaman zarfında; Kasım ortasında Edirne kuşatıldı ve Bulgar ordusu Çatalca'ya kadar geldi. Cemiyetin ileri gelenlerinden Enver Bey'in I. Balkan Savaşı'nda kaybedilen Edirne'yi geri alması ile cemiyetin saygınlığı yeniden arttı.
 
Enver Paşa, Talat ve Cemal Paşa ile birlikte İttihat ve Terakki’nin önderi oldu.
 
23 Ocak 1913'te Enver Bey öncülüğündeki bir İttihat ve Terakki fedai grubu Bâb-ı Âli'de bakanlar kurulu toplantısını basarak Harbiye Nâzırı'nı öldürdü; sadrazam Kâmil Paşa'yı da başına tabanca dayayarak istifaya zorladı. 
 
Bâb-ı Âli Baskını olarak anılan bu olaydan sonra muhalefet şiddetli polis baskısıyla etkisiz hâle getirildi.
 
Hürriyet ve İtilaf  liderlerinin birçoğu 1918'e dek geri gelmemek üzere yurt dışına kaçtı.
 
Kâmil Paşa hükümetinin maliye ve dahiliye  nazırları tutuklandı. Muhalefet gazeteleri kapatıldı.
 
***
 
11 Haziran 1913'te Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın bir suikast sonucunda hayatını kaybetmesi, muhalefetin tamamen ezilmesine vesile oldu.
 
Yurt dışında bulunan Hürriyet ve İtilaf liderlerinin çoğu gıyaben idama mahkûm edildi.
 
Basın ve siyaset dünyasında İttihat ve Terakki karşıtı olarak tanınan 322 kişi  Sinop'a sürüldü.
 
***
 
İttihat ve Terakki Fırkası bir iktidar partisi olarak yönetimde bulunduğu dönemde milliyetçi ve batı yanlısı bir siyaset izledi. Eğitimin çağdaşlaşması, hukukun sekülerleşmesi için çalışıldı. 
 
Türk Ocağı gibi milliyetçi kültür derneklerinin kurulması, girişimcilik, kooperatifçilik desteklendi.
 
1914 seçimlerini ezici bir şekilde kazanan parti, Almanya ile askerî bir yakınlaşma başlattı.
 
Enver Paşa'nın Alman yanlı siyaseti fırkanın siyasetini de doğrudan etkiledi.
 
Cemiyetin üst yönetimi ile Almanya arasında 2 Ağustos 1914 tarihinde hükümete ve padişaha haber vermeden imzalanan ittifak antlaşması sonucunda Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na Almanya safında katıldı.
 
Bu olay cemiyet içinde eleştirilere ve bölünmeye yol açtı. Cavit Bey, Ahmed İzzet Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa gibi önemli İttihatçılar hükümetten ve askerî görevlerinden ayrıldılar. 
 
Fethi Bey, Rauf Bey, Mustafa Kemal gibi bazı isimler de  görevde kalmakla birlikte Enver Paşa başkanlığındaki cemiyet yönetimine karşı çeşitli derecelerde tavır aldılar.
 
***
 
2 Ağustos 1914’te ilan edilen genel seferberlik ile birlikte devlet düzeninde yapılan bir seri değişiklik arasında sansürün başlaması da yer alıyordu.
 
7 Ağustos 1914 tarihli İkdam gazetesinin birinci sayfasına konulan ve “Başkumandanlık Vekâlet-i Celilesi” kaynaklı “Tebligat-ı Resmiye”de 25 Temmuz 1330 tarihinden itibaren nelerin sansür edileceği ana hatlarıyla açıklanmıştı.
 
Bunlar arasında her türlü yazılı yazışma da yer alıyordu. Bundan kısa bir süre sonra 16 sayfa içinde 61 maddeden oluşan “Sansür Talimatnamesi” yayınlandı.
 
***
 
Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girmesinin hemen ardından yayın ve haberleşmenin birçok dalı yanında postaya da uygulanmaya başlayan askerî sansür aslında toplumun hiç de yabancısı olmadığı bir durumdu. Tanzimat döneminden başlayarak II. Abdülhamid’in saltanatı sırasında günlük hayatın pek çok faaliyetine karıştığı için doruğuna erişen sansür uygulaması, 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte, yani savaşın başlamasından yalnızca altı yıl önce  kaldırılmıştı.
 
Savaş boyunca uygulanan askerî sansür, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından 14 Kasım 1918’de kaldırıldı ve postaneler kapalı zarf içindeki iç ve dış yazışmaları kabule başladılar.
 
Bu tarihe gelindiğinde Osmanlı toplumu geride kalan elli yılın büyük bir bölümünü haberleşme ve haber alma hürriyetini elinden alan sansürle yaşayarak geçirmişti.
 
***
 
Savaş sırasında Talat Paşa sadrazamlığa getirildi. Harbiye nâzırı ve başkomutan Enver Paşa'nın komutasındaki ordunun savaşın ilk aylarında Sarıkamış'ta, daha sonra ise Süveyş'te ve Irak'ta ağır yenilgiler alması ve Enver Paşa'ya yakınlığıyla tanınan İaşe Nâzırı Topal İsmail Hakkı Paşa'ya atfedilen büyük mali yolsuzluklar rejimi yıprattı.
 
Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilginin kesinleşmesinden sonra Talat Paşa hükümeti 8 Ekim 1918 tarihinde istifa etti.
 
1 Kasım'da yapılan olağanüstü kongrede İTC kendini feshederek Teceddüd Fırkası adıyla yeni bir parti kurulmasına karar verdi.
 
Enver, Talat ve Cemal Paşa, 1 Kasım'ı 2 Kasım 1918 tarihine bağlayan gece Alman torpido botu R-1 ile İstanbul'dan ayrılarak Sivastopol'a kaçtı.
 
***
 
Yüz yıllık yakın tarihi, bir devletin nasıl battığını, özgürlüğü olmayan bir toplumun başına neler geldiğini özetle şöyle bir görelim istedim…
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design