Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / “MGK’nın sivil şekli” - Cemil Çiçek forever

03 Temmuz

“MGK’nın sivil şekli” - Cemil Çiçek forever

“Cemil Abi” bu sefer burada değil şurada. Ama aynı zamanda orada!

Türkiye’de “tepedeki” siyasetin dinamikleri, mekanizmaları, devlet dediğimiz yapının temelleri, şalterlerinin, sigortalarının bulunduğu kontrol odaları, herkesçe girilip çıkılamayan iç salonlarıyla, siyasetin mecburen yoldan geçen herkese açık tutulan avlusu arasındaki giriş bölmeleri, bekleme odaları ve koridorlar hakkında birşeyleri merak eden herkesin, öğrenme yolunda kaçınılmaz olarak karşısına çıkan figürler vardır. Hava nasıl olacak diye, rüzgâr ne taraftan esiyor diye baktığınız yön ete kemiğe bürünse olacağı şey gibidir bunlar. Cemil Çiçek, akla ilk gelenlerden.

Çiçek, biliyorsunuz, 13 bin liralık maaşları daha beş dakika mesai yapmadan 18 bine çıkarılan Yüksek İstişare Kurulu’na cumhurbaşkanınca seçilerek taltif edilenler arasında. Yukarıda söylediklerimi hem derinleştirecek hem de kastedileni anlamayı derhal kolaylaştıracak bir anahtarı, Çiçek’in öngörü ve temkin kabiliyetini kurulun bir başka üyesiyle, Bülent Arınç’la kıyaslayarak elde edebiliriz. Maaşlarının yükseltilmesine laf edenleri “edepsizlikle” suçlayıp, sonra ‘öyle demedim’ deyip kendini kaybedilmeye mahkûm, yıpratıcı polemiğin nesnesi haline getiriveren Bülent Arınç’ın aksine, Çiçek, daha buraya seçilir seçilmez, sözkonusu kurul üyesi olarak alacağı maaşı bağışlayacağını duyurmuştu.
 
Baktım Cemil Abi burada…
 
Daha önce de aktarmıştım, ama kimbilir ne zaman; bu yüzden, hatırlayacak az sayıda okurun affına sığınarak, bugünün tepelerdeki bir siyasetçisinden dinlediğim  Cemil Çiçek anekdotunu anlatmak isterim. AKP’nin “hazırlandığı” günlerde, aynı kulvarda bir başka parti hazırlığı daha vardır. İki grup da zemin yoklamakta, “buluşmalar” düzenlemektedir. Çengel atılan çevreler aynı olduğundan, bazen istenmeyen kesişmeler meydana gelir. Nitekim bir gün otel lobisinde biraraya gelen grup, öbür grubun da aynı lobinin öbür tarafında toplaşmakta olduğunu görür. Lobiye giren bazı insanlar, iki taraf da tanıdık olduğu için, birine davet edilmişken yanlışlıkla öbürüne giderler. Bunlardan biri, yanlış grubun yanına geldiğini anlayınca öbür tarafa gider, fakat biraz sonra tekrar dönüp gelir. Bir ara ona “ne iş?” diye sorarlar, adam şöyle cevap verir: “Baktım Cemil Abi burada, demek iş buradan yürüyecek dedim, geldim.”

Önemli yani, Cemil Çiçek. Hava açacak mı, kapayacak mı, ona bakarak kerteriz almaya alışmış sağcı siyasetçi bol. Devletin neresi nezdinde ne bakımdan ne kadar önemli, ayrıntısını tabiî bilemeyiz, önemli olduğunu biliyoruz. Bugünün tantanası içerisinde Çiçek’in macerasını izlemekten imtina edemeyiz.

ANAP ve AKP’nin kurucu heyetleri içerisinde yeralan, böylelikle bunların devletçe kabulünün simgesel ilanını ete kemiğe büründüren, eski Adalet Bakanı, eski Meclis Başkanı Cemil Çiçek, bir süredir ortalıkta yoktu. Sonra bir yanda Ali Babacan ile Abdullah Gül’ün, öbür yanda Ahmet Davutoğlu’nun iki ayrı kanaldan yürüttükleri yeni parti oluşumlarıyla adı anıldı. Tayyip Erdoğan da Çiçek’in yeni bir oluşum bünyesinde görünmesinin ne anlama geleceğini pek iyi bildiğinden, onu da, merkezkaç kuvvetlere kapılmasınlar diye bir “yüksek kurul”da biraraya topladığı siyasetçilerin arasına kattı. Gerçi Cemil Bey Ali Babacan ekibiyle temasları için “dedikodu” dedi, lâkin onlarla birlikte bir lokantada aynı masada görüntülendi. Görüntü, Erdoğan’ın onu “massetme” operasyonunun başarısına dair şüphe uyandırıyor. Neden? Çünkü “Cemil Abi” bu sefer burada değil şurada. Ama aynı zamanda orada!
 
“Dört ayaklı vizyon”
 
Çiçek nerede, göreceğiz. Zaten onun bulunduğu yeri kollayarak ikbal arama değil başına ne geleceğini anlama derdi olan bizim gibiler için soru farklı. Kendisinin nerede bulunduğu değil, bulunduğu yere ne kattığı önemli. Bizzat yeraldığı siyasî bünyeye ne gözle bakıyor, devlet siyasetçisi Cemil Çiçek?

Çiçek, bir süre önce [ https://tinyurl.com/y38avyum ] kendisiyle görüşen Özlem Gürses’in (Sözcü) sorularını cevaplarken, “ekonomi, adalet ve dış politika alanlarındaki ülke sorunlarının dört ayaklı bir siyasî vizyonla ele alınması gerektiğini yıllardır söylediğini” belirtmişti. “Ülke sorunlarının ele alınması” derken kastedilen, bildiğimiz siyaset. Siyasetin en üst düzeyi. Ülke yönetimi. Güya bizim bu konulardaki tercihlerine göre seçeceğimiz insanların yapacağı iş. “Ekonomi, adalet ve dış politika” diyor adam, dahası mı var?

“Dört ayaklı vizyon”la ele alınacak bunlar... Peki kimlere ait bu dört ayak? Arada bizimki de var mı? Cemil Çiçek, ayakların kimlere ait olduğunu şöyle sıraladı: “iş dünyası, akademi, kıdemli siyasetçi ve görevdeki bürokratlar”. Yani bizimki yok. Seçmeninki.

Kendisiyle önceki gün görüşen Deniz Zeyrek’in (Sözcü) [ https://tinyurl.com/y3znx8bq ] aktardığına göre, Cemil Çiçek, “Biz,” demiş, istişare konusunda, “zaten zaman zaman bu işi yapıyor, önemli konulardaki görüşlerimizi en üst seviyede iletiyorduk.”
 
Bilmediğimiz kanallar
 
Kimdir bu, görüşlerini en üst seviyede iletebilen “biz”? Başka bir “biz”in, yani bizim bilmediğimiz, seçilmeksizin, hepimiz için açık, bilinen bir konumları olmaksızın ülke siyasetini yönlendirebilen birileri. Kurula dair, “Burada bizlere önemli bir görev ve sorumluluk atfediliyor,” dedi Cemil Çiçek; Arınç üzerinden maaş meselesi mevzu edildi diye yakınarak. “İş değil maaş konuşuluyor!”

Şu “önemli görev ve sorumluluk” konusunu ortaya getirip, “Yüksek İstişare Kurulu ne yapacak?” diye sormuş Deniz Zeyrek. Çiçek şöyle cevap veriyor: “Herhangi bir icra yanı yok. Ancak danışmanlıktan da farklı olması gerekiyor, yeterince danışman var zaten. İsmi geçenler siyasetin içinden gelen isimler. Ciddî konularda deneyimlerini aktarır, tavsiyede bulunabilirler. Millî Güvenlik Kurulu'nun sivil bir şekli gibi düşünün.”

Bak sen! Demek şu “dört ayak” teorisi Çiçek’in arzuladığı pratiğe kavuşuyor. Üstelik galiba ayakların ikisine öbür ikisi kadar ihtiyaç duyulmuyor olmalı. Bugünkü koşullarda “iş dünyası”nın bağımsız mihrakmış gibi memleket haline dair öneriler geliştirmesi düşünülemeyeceğine, “akademi” denen şeyden geriye ne kaldığı da epeyce şüpheli olduğuna göre..?

Çiçek, “Bu kurul devlet işleri için kuruldu,” diyor. “Gündemi büyük ihtimalle genel iç ve dış siyaset olur. Üyelerin hepsi en üst seviyede siyaset yapmış kişiler.” Yukarıda geçen, “icra yanı yok … ancak danışmanlıktan da farklı olması gerekiyor” lafına dikkatinizi çekeyim mi yoksa zaten oraya takılıp kaldınız mı? Çiçek’in bu sözleri gazetecinin “kurul AKP’nin istikbaliyle de ilgilenecek mi?” mealindeki sorusuna cevabın ettiğini de ekleyeyim.
 
Bu kurul ne işe yarayacak?
 
Yüksek İstişare Kurulu dendiğinde, girişimin öncelikle güncel-pratik düzeydeki iki siyasî hedefi üzerinde duruluyor. Bu kurulun icadından ilk muradın, başka yere kaçıp dengeyi Erdoğan ve AKP’nin aleyhine çevirecek kurt siyasetçileri zaptetmek olduğu söyleniyor ki, bu elbette yanlış değil. İkinci olarak, kimseye kulak vermemekle, hep tek başına kararlar vermekle eleştirilen “TekAdam”ın tekrar birilerine danışmaya, istişareye yöneldiğinin vücut bulması, Tek Adam’da yoğunlaşıp sıkışan kudretin paylaştırılması olarak sunuluyor bu heyet. Kurulla ilgili haberler duyulduğunda Duvar’da Kemal Can [ https://tinyurl.com/yyvvuy65 ] şöyle yazmıştı: “Erdoğan’ın, AKP tabanında hâlâ kredisi olabilecek (…) ağırlıklı isimleri çeşitli görevlerle etrafına toplaması, bugünlerde çok ihtiyacı olan güç tedariki için elbette çok önemli. Fakat bu hamlelerin, bu ülkede siyasete ilginin yapısından kaynaklanan bir başka hedefi daha var: Erdoğan’ın uzunca bir süredir etrafını boşaltarak kapattığı ilişki kanallarını yeniden açıyormuş görüntüsü yaratmak. İster lidere yakınlıkla, ister devlette etkinlikle bazı temas kapılarının açılacağı/artacağı izlenimi verilmesi, hem bu rollere tayin edilenler için, hem de bu gelişmeyi izleyen sıradan seçmenler için anlamlı.”

Devletin bizim irademizi takmadan yönetildiği geleneksel mekanizma, 21. yüzyıl padişahlığı olarak şekillendirilmeye çalışılan başkanlık sisteminin şu ana kadar yarattığı hasarı gidermeye ve kendini toparlamaya çabalıyor, anlaşılan. Yani: bir, Cemil Çiçek’in yine sık sık karşımıza çıkmasından tabiî bir şey olamaz; iki, Erdoğan da onsuz yapamadı. Yani: belediye seçimlerinin sonucunu tanımayarak ve seçim tekrarlatılarak kalkışılan, seçmen iradesini hiçleştirme operasyonuna ilaveten, ana politikaları seçilmemişlerin belirlediği vesayet düzenine yumuşak geçiş.

Cemil Çiçek “burada ne önemli iş yapıyoruz, siz maaşla uğraşıyorsunuz” derken gayet haklı görünüyor. Nasıl tarif etmişti: “MGK’nın sivil şekli gibi düşünün.”

Düşünsek iyi olacak hakikaten.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design