Anasayfa / ORHAN KEMAL CENGİZ / Tehcir, soykırım, ya sonra?

02 Aralık

Tehcir, soykırım, ya sonra?

Ermenilerin nereye gönderildiğinin ve bu göndermenin ne anlama geldiğinin fevkalâde net bir şekilde bilincindeydiler

Böyle bir şey olmadı, diyorlar.
 
Peki, ne olmadı?
 
Ermeni soykırımı olmadı, demekteler.
 
Peki ne oldu, o zaman siz söyleyin.
 
Diyorlar ki, “tehcir oldu,” Ermeniler göç ettirildi.
 
Peki nereye göç ettirildiler?
 
Der-Zor’a…
 
Der-Zor çöl değil mi?
 
Neden insanlar çöle gönderildi acaba?
 
Fuat Dündar, çarpıcı ve sarsıcı eseri, Modern Türkiye’nin Şifresi kitabında (1) Ermenileri bu Der-Zor’a, yani Suriye çöllerine göndermenin ne anlama geldiğinin devlet aklınca fevkalâde net bir şekilde kavrandığını gözler önüne seriyor.
 
Dündar, Talat Paşa’nın, Rumların bu bölgeye gönderilmesine ilişkin olarak Mecliste yaptığı konuşmada sarf ettiği şu sözleri aktarıyor:
 
“Bu muhacirleri dedikleri gibi, oralara gönderip çöllere serpecek olsaydık oralarda cümlesi açlıktan öleceklerdi.”
 
Aynı, Talat Paşa, bu konuşmayı yaptıktan sadece 10 ay sonra, Anadolu Ermenilerini işte bu çöllere gönderme talimatı vermiştir.
 
Yani, Ermenilerin nereye gönderildiğinin ve bu göndermenin ne anlama geldiğinin fevkalâde net bir şekilde bilincindeydiler.
 
Kaldı ki, sadece göndermeyle kalmadılar, pek çok Ermeni de, alenen katledildi.
 
Ben bu konuda, Ayhan Aktar’ın gerçeğe en yakın tabloyu sunduğunu düşünüyorum.
 
Aktar, 1915’de yaşananların tehcir mi, soykırım mı olduğuna ilişkin olarak bir söyleşide şunları söylemişti:  "Bunları kesin hatlarla birbirinden ayırmak aslında zor. Bana kalırsa Bursa, Eskişehir ve Adapazarı’nda tehcir oldu. Yani insanlar vagonlara dolduruldu ve doğdukları yerleri terk etmeye zorlandı. Ancak aynı şeyi Erzurum, Muş ve Diyarbakır için söyleyemem. Orada soykırım oldu. Evlerinden çıkıp, kafileler halinde yola düzüldüler, ondan sonra Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey’in örgütlediği Ramanlı Aşireti’nin mensupları ve yerel unsurlar tarafından katledildiler. Dolayısıyla Batı’da olanla Doğu’da olan aynı şey değildir" (2)
 
Aktar hocamızın söylediklerini, Talat Paşa’nın sözleriyle ve 1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması hakkında Sözleşme’nin tanımlarıyla birlikte okuyacak olursak eğer, aslında her iki olayın da soykırım olarak tanımlandığını görebiliriz.
 
Sözleşme’nin 2. maddesi şöyle diyor:
 
“Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur. a) Gruba mensup olanların öldürülmesi (…) c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek.”
 
Aktar hocanın Erzurum, Muş, Diyarbakır için söyledikleri “a” bendine, Bursa, Eskişehir,
Adapazarı için söyledikleri de “c” bendine giriyor. Talat Paşa, Rumların gönderilmesi halinde “cümlesi açlıktan öleceklerdi” derken, Ermenilere yapılanın bu 2. Maddenin c bendine girdiğini de söylemiş oluyor.
 
Ermenilerin başına gelenlerin bu Sözleşmenin anladığı anlamda “soykırım” olup olmadığı saçma bir tartışmadır aslında…
 
Çünkü bu Sözleşmedeki soykırım tanımı, bizzat Ermenilerin başına ne geldiğine bakılarak yapılmıştır.
 
Soykırım kelimesini tarihte ilk kez kullanan Yale Hukuk Profesörü Raphael Lemkin’dir, kendisi aynı zamanda bu sözleşmeyi de hazırlayanlardan birisidir.
 
Sözleşmenin yayınlanmasından kısa bir süre sonra gerçekleştirildiğini zannettiğim bir TV söyleşisinde Lemkin, soykırım terimini nasıl ürettiğini şöyle açıklıyor: “Çünkü bu (soykırım) Ermenilerin başına geldi, Ermenilerden sonra, Hitler harekete geçti…”(3)
 
Biz, tanımının, Ermenilerin başına gelenlere bakılarak yapıldığı, soykırım teriminin, 1915’de meydana gelen olaylara uyup uymadığını tartışıyoruz.
 
Yani anlamsız bir tartışma yapıyoruz.
 
Bırakın kasıtlı öldürmeleri, Talat Paşanın öngördüğü sonuçlar nedeniyle, sizin o “tehcir” dediğiniz şey de zaten soykırım olarak tarif ediliyor.
 
Bu saçmalığa ilave olarak, arada sırada, kafa karıştırıcı başka saçma sosların da bu aşa katıldığına tanık oluyoruz.
 
Mesela diyorlar ki, Doğu Perinçek/ İsviçre davasında AİHM, 1915’te meydana gelenlerin soykırım olmadığını söyledi…
 
Biliyorsunuz, Perinçek İsviçre’de yaptığı bir konuşmada, mealen, Ermeni soykırımı diye bir şey olmadığını, bunların emperyalistlerin oyunları olduğunu söylemişti.
 
Bunun üzerine, soykırımı inkâr ettiği gerekçesiyle Perinçek’i para cezasına çarptırdılar.
 
AİHM, bu para cezasının Perinçek’in ifade özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaştı. (4)
 
AİHM bu davada, “Avrupa’da soykırım inkârının suç olarak kabul edilmesi yönünde bir konsensüs yoktur, ayrıca Perinçek’in sözleri İsviçre’de yaşayan Ermenileri hedef almamaktadır” vb şeyler söyledi.
 
Bunların, Türkiye’de 1915tde soykırım olmuştur ya da olmamıştır demekle bir alakası yok.
 
Perinçek davasının Türkiye’deki karşılığı da, Taner Akçam davasıdır. Taner Akçam’ın Ermeni soykırımı konusunda yazdıklarından dolayı soruşturmaya uğramasını bile hak ihlali olarak kabul etti AİHM (5).
 
Dikkatinizi çekerim, Taner Akçam hakkında sonradan savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi, yani bir ceza almadı. AİHM Akçam’ın yazıları nedeniyle soruşturmaya uğramasından dolayı Türkiye’yi mahkûm etti.
 
Yeri geldiğinde, sürekli olarak “bu konuyu tarihçilere bırakalım, onlar tartışsınlar” falan diyorlar, ama hiç de öyle olmuyor.
 
YÖK’ün tez bankasına girip bir tarama yapın, bir tane “evet, 1915 soykırımdır” diyen tez bulabilecek misiniz?
 
Türkiye akademiyasında, tarih kurumlarında vb. sadece 1915’in soykırım olmadığı yönünde tezler ileri sürülebilir.
 
Türkiye Cumhuriyeti devleti, “soykırım” kelimesi telaffuz edilmesin diye, her yıl ABD’deki lobi firmalarına milyonlarca dolar aktarırken (6) nasıl bunun aksinin Türkiye’de devletle bir şekilde bağı olan kişilerce özgürce tartışılabileceği öne sürülebilir?
 
Peki Türkiye “soykırım” kelimesinden neden bu kadar korkuyor?
 
Bunun olası cevaplarından bir tanesini Cemil Çiçek’in yaptığı açıklamalardan öğrendik.
 
Çiçek, Karar gazetesinden Ahmet Taşgetiren’e yaptığı açıklamalarda şöyle demişti (7):
 
Amerikan Temsilciler Meclisi’nin verdiği ‘Soykırım’ ile ilgili son karar, bir mânaâda işin siyasî boyutunu Ermenilerin talebi çerçevesine getirmiş oluyor. Üstelik kabul oyunun oranı Ermenileri cesaretlendirici bir mahiyet taşıyor. Mahkemeler bundan sonra “Siyaset çözsün” gerekçesini kullanmayabilirler.
 
9 Kasım temyiz itirazının son tarihi. Ermeniler şu anda Amerika’daki iklimin kendi lehlerine önemli sonuçlar doğurabileceği ümidiyle Yüksek Mahkemeden bir ‘Tazminat kararı’ çıkarabilirler… Böyle bir tazminat kararı Türkiye’nin başına 100 yıl altından kalkamayacağı sorunlar açar.
 
Demek ki, bir kısım devlet erkânı Amerikan mahkemelerinden tazminat kararları çıkabileceğinden korkuyorlar…
 
Burada kastedilen, kökleri Anadolu’da olan Amerikan vatandaşı Ermenilerin açtıkları tazminat davalarıdır. Bunlardan birisi de, Adana İncirlik Üssü’nü de kapsayan bazı arazilerle ilgili, Alex Bakalian ve arkadaşları tarafından açılan davalardır. Bu davada Amerikan mahkemesi “siyasî mesele doktrini”ne (the political question doctrine) atıfta bulunarak davayı reddetti (8).
 
Mahkemenin mealen söylediği şudur: 1915’te olanların soykırım olup olmadığına yürütme karar verir. Eğer onlar bu bir soykırımdı derse, o zaman ben de, tazminat taleplerini değerlendirebilirim.
 
Fakat daha sonra aynı davalar, bu defa zaman aşımı süreleri dolduğu gerekçesiyle de reddedildi (9).
 
Amerika’da Temsilciler Meclisi “1915 soykırımdır” dedikten sonra, bu defa Senato bu konuda karar almayı reddetti (10).
 
Yani, Türkiye önümüzdeki dönemde de yine Amerika’daki lobi firmalarına milyonlarca dolar akıtmaya devam edecek, yeter ki, Amerika soykırımı tanıyan 30’dan fazla ülkenin arasına katılmasın…
 
Sorunun cevabı yine ortada kalıyor.
 
E, ne oldu peki 1915’te?
 
Neden aradan geçen yüz küsur yıla rağmen, hala bu mesele korkulu bir rüya olmaya devam ediyor?
 
Geçmişte olanlara dair bir bedel ödemeyeceğiz derken, çok daha büyük başka bazı bedeller ödüyor olabilir miyiz acaba?
 
Türkiye’de hukukun, insan haklarının, demokrasinin bir türlü dikişlerinin tutmamasıyla 1915’te olanlar arasında bir ilişki olabilir mi? Bugünkü mâkus talihimizin yol haritası o günlerde mi çizildi acaba?
 
Ne dersiniz?
 
 
1. Fuat Dündar, Modern Türkiye’nin Şifresi, İttihat ve Terakki’nin Etnisite Mühendisliği, (1913-1918), İletişim, 2008, s. 256-257
2. https://t24.com.tr/haber/prof-ayhan-aktar-hem-tehcir-hem-soykirim,294516
3. https://www.youtube.com/watch?v=moByGLA7FDc
4. https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-158235%22]}
5. https://hudoc.echr.coe.int/eng#{"itemid":["001-107206"]}
6. https://odatv.com/iste-turkiyenin-milyonlarca-dolar-odedigi-amerikalilar--0210161200.html
7. https://www.karar.com/yazarlar/ahmet-tasgetiren/cemil-cicekten-9-kasim-uyarisi-11787
8. https://www.courthousenews.com/wp-content/uploads/2019/08/ArmenianGenocide-9CA.pdf
9. https://www.courthousenews.com/wp-content/uploads/2019/08/ArmenianGenocide-9CA.pdf
10. https://www.dw.com/tr/abd-senatosunda-soykırım-oylamasına-yine-geçit-yok/a-51359328


Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
  10 Eylül 2016'da gözaltına alındı  
  22 Eylül 2016'da serbest bırakıldı  
  23 Eylül 2016'da tutuklandı  
  4 Kasım 2019'da hükümle serbest bırakıldı  
  12 Kasım 2019'da gözaltına alındı  
  13 Kasım 2019'da tutuklandı  

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design