Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / 2008 yılında AKP neden kapatılmadı?

17 Şubat

2008 yılında AKP neden kapatılmadı?

Türkiye’yi “çağdaş batı demokrasileri standardına kavuşturmayı hedefleyen AB reformları” AKP’yi kapatılmaktan kurtardı


Biz vatandaşlar siyasal bir depremin ortasında kaldık.
 
AKP “FETÖ’nün siyasal ayağı” olarak CHP’yi işaret ederken, CHP de Recep Tayyip Erdoğan’ın “FETÖ’nün siyasal ayağı” olduğunu söylüyor.
 
Ortalık toz duman.
 
Yargı kararına göre, FETÖ  hedefi “din devleti kurmak” olan silahlı bir terör örgütü…
               
Bu açıdan bakınca, adı geçen iki parti birbirini “din devleti” kurma hedefindeki silahlı bir  örgüte siyaseten kol kanat germekle suçluyor.
 
Polemiğin bini bir para.
 
Siyasal depremin şiddetini artıran belgelerden biri ise 2004 yılında Milli Güvenlik Kurulu’nda görüşülen ve laiklik açısından tehdit olarak kabul edilen “Gülen Cemaati” ile ilgili tavsiye kararı.
 
Askerlerin buna yönelik tavsiye kararı bir başbakan yardımcısı hariç, MGK’na katılan bütün kabine üyeleri tarafından imzalanmış bulunuyor.
             
2004 yılındaki MGK belgesi etrafındaki yüksek gerilim hattı ortasında kalan bir vatandaş olarak, benim de aklıma 2008 yılındaki AKP kapatılma davasındaki Anayasa Mahkemesi Kararı’na yeniden göz atmak geldi.
             
Hepimiz “siyasi ayak” arıyoruz ya; arantıya çare olacak her  belgeden medet umuyoruz.
 
Ancak yoğun bir okuma mecburiyeti ile karşı karşıya kaldım. Okuru bu zahmetten kurtarmak için 12 yıl önceki bu kararın önemli tespitlerini size aktaracağım.
             
O dönem AKP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı” hâline gelmekle suçlanıyor.
             
Anayasa Mahkemesi  30.07.2008 tarihli kararında öncelikle “Siyasal İslam” tanımı yapıyor:
 
Türkiye'de siyasal İslam, yalnızca kişi ile Tanrı arasındaki alanla sınırlı kalmayarak, devlet ve toplum kurallarını da düzenleme iddiasındadır. Siyasal İslam’ın temel düsturu şeriattır. İslam şeriatı kişinin inanç dünyasına ilişkin kurallar kadar dünyevi yaşamını ve bunun ötesinde devlet ve toplum yaşamını da düzenleyen, bu kuralları Tanrı buyruğu olarak kabul edip değiştirilmesi bir yana tartışılmasını bile yasaklayan kurallar bütünüdür. Bu nedenle siyasal İslam ve onun anayasası niteliğindeki şeriat demokratik değil, totaliterdir. Siyasal İslam demokrasiyi bir araç, şeriatı da bir amaç edindiği için demokrasinin kendisini korumaya ilişkin kural ve kurumlarının takibinden kurtulmak için kaynağını da yine şeriat düzeninden alan takiyye yöntemini kullanmaktadır.
 
Ardından bir tespit  yapıyor:
 
Davalı partinin Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen 'demokratik ve laik cumhuriyet' ilkesine aykırı bazı eylemleri belirlenmiştir.
 
Sonra da bir hüküm kuruyor.
 
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kapatılma davasında yapılan oylamada, “Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasındaki demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiğine” hükmediliyor.
 
AYM bu saptamadan sonra da “Laik Cumhuriyet İlkelerine aykırı eylemlerin odağı hâline gelen” AKP için gerekli yaptırımı tartışıyor ve  AKP’yi kapatmak yerine, partinin “Devlet yardımından yarı oranında yoksun bırakılmasına” karar veriyor.
 
Kapatma yerine hazine yardımını kesme gerekçesi ise çok çarpıcı, metinden aktarıyorum :
 
Yukarıda saptanan ayrık hâller dışında; davalı partinin iktidarı döneminde 1963 Ankara Antlaşması'yla birlikte Türkiye'nin temel dış politikası haline gelen Avrupa Birliği'ne giriş çabası sürdürülmüş, adaylık statüsünün elde edildiği 1999 yılından başlatılan hukuksal ve siyasal reformlara hız verilmiş, gerek Anayasa'da gerekse yasalarda esaslı değişiklikler yapılmıştır.
 
Bu çerçevede Anayasanın 10., 30., 38., 90. ve 101. maddelerinde yapılan değişikliklerle savaş zamanlarında dahi ölüm cezalarını olanaklı kılan kurallar Anayasadan çıkarılmış, uluslararası insan hakları sözleşmelerine yasaların uygulanmasında öncelik tanınarak ulusal uygulamaların uluslararası insan hakları standartlarına uygunluğu sağlanmış, basımevi ve basın araçlarının hiçbir şekilde suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemeyeceği ve işletilmekten alıkonamayacağı esası benimsenmiş, kadın-erkek eşitliğinde ileri bir aşama olan pozitif ayrımcılık temel bir anayasal ilke olarak kabul edilmiştir.
 
Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılması, Uluslararası Ceza Divanın yargılama yetkisinin kabul edilmesi, 1966 tarihli Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Kültürel, Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşmeleri başta olmak üzere birçok uluslararası temel hak ve özgürlük belgesinin iç hukuka aktarılması, gayrimüslim azınlıkların statülerinde iyileştirme sağlayan yasaların kabul edilmesi, daha az temel hak sınırlaması içeren dernekler yasasının kabul edilmesi gibi, ülkenin daha demokratik ve özgürlükçü bir yapıya kavuşturulması çabaları, özellikle ataerkil ve geleneksel toplumsal yapıyı modern bir dönüşüme açma fırsatı sunan kadın-erkek eşitliğinin Anayasaya aktarılması, Avrupa Birliğiyle müzakerelerin başlatılması, uluslararası sorunların barışçı yolla çözümüne aktif katkısı dikkate alındığında, davalı partinin sahip olduğu iktidar gücünü ülkenin çağdaş batı demokrasiler standardına kavuşması yönünde kullandığı açıktır.’
 
Kısacası, Türkiye’yi “çağdaş batı demokrasiler standardına kavuşturmayı hedefleyen   AB reformları” AKP’yi kapatılmaktan kurtarıyor.
 
Ama 12 yıl sonra çok başka bir Türkiye ve başka bir AKP var…
 
Ne AB reformları, ne uluslararası sözleşmeler, ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne güçlendirilmiş yerel yönetimler ve geri düştüğümüz, yitirdiğimiz temel hak ve hürriyetler.
 
Hangi birisi sayılmalı, kayyumlar ile yönetilen belediyeler mi?
 
Uygulanmayan AİHM kararları mı?
 
Kafa tutulan Avrupa Birliği ve reformları mı?
 
Uluslararası sorunların barışçıl yoldan çözülmesi noktasına hiç girmiyorum, dış politikada sıfır sorun derken sıfır dost ülke noktasına gerileme ...
 
Anayasa Mahkemesi kararı bu siyasal zelzeleyi daha da kışkırtır mı, yoksa ortalık hepimizin arzusu doğrultusunda sakinler mi, onu bilemedim…
 
Vatandaş olarak Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davasındaki bu gerekçe aklıma geldi, ben de oturup bu kararı yeniden okudum. Size de özetledim.
 
Özetledikten sonra size soruyorum:
 
Laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı hâline geldiği Anayasa Mahkemesi tarafından saptanan AKP mi, altı okundan biri laiklik olan ve laik Cumhuriyeti savunmaktan hiç vazgeçmemiş olan CHP mi?
 
FETÖ’nün siyasi ayak tartışmasında hangi Parti nerededir, nerede olmalıdır?

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
  10 Eylül 2016'da gözaltına alındı  
  22 Eylül 2016'da serbest bırakıldı  
  23 Eylül 2016'da tutuklandı  
  4 Kasım 2019'da hükümle serbest bırakıldı  
  12 Kasım 2019'da gözaltına alındı  
  13 Kasım 2019'da tutuklandı  

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design