Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Reform değil, zihniyette “Rönesans” ihtiyacı

30 Kasım

Reform değil, zihniyette “Rönesans” ihtiyacı

Yargı ve mensupları, yok saydıkları evrensel hukuk kurallarını öğrenmenin ve hukuk biliminin metinlerinin tekrar keşfiyle yeniden doğmalılar.

Ülkeyi 18 yıldır aynı irade ve zihniyet yönetiyor. Ama yargı reformlarına bir türlü doymuyorlar. Türkiye’de en çok reform parantezine alınan yer yargı olmuştur. Ülkeyi yönetemediklerini her seferinde bir kez daha kabul ediyorlar.

AKP parti programına baktığınızda en fevkinde yargı sistemi tarifi var oysa. Kendi parti programını uygulamakta isteksiz kalan hattâ vaat ettiğinin tam tersini yapan bir siyasi iktidar var karşımızda. Demek ki  parti programı da bir aldatmaca, çakma makyajlı demokrasi treni kompartımanı.

Para bitti, deniz tükendi.

Çok sıkışınca gene bir “reform” zamanı geldi, çok sıkışınca gene şimdi “hukuk” demek zamanı geldi. 

Halbuki giderek taşınması zor, koyulaşan tek adam baskısı ve yönetim şekli ile yürünecek yol da kalmadı. 

Fıtratları gereği siyaseti hilebazlık ve yalan söyleme sanatı sananların her zaman yaptığı üzere bir ambalaj yaratıldı, yeni paketin adı da “yargıda reform” oldu.

Berat Albayrak bakanlık görevinden istifa etti, Varlık Fonundaki görevinden düşürüldü. Albayrak gidince “İstanbul Grubu” olarak bilinen grubun başsavcısı olan İrfan Fidan da böylece Yargıtay’a üye olarak atandı.  

Bazı çevrelerce bu hareketler, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanının yargıda reform hareketleri kapsamında “güzel hareketler” olarak değerlendirildi. 

Bana göre “yargıda reform”dan ne anlaşıldığının ve nereden başlandığının altını çizmek adına belki güzel değil ama “önemli hareketler” bunlar.

Önemli çünkü; hepimiz “yargıda reformun” ne anlama geldiğini biliyoruz. Yargı işlerliğinin belirleyici unsuru yazılı kanunlar anlamında bir reforma hiç ihtiyaç yok.

Acil ihtiyaç başka şeye…

Anayasayı yok saymaktan, Anayasa Kararlarına direnmekten, yazılı kanun maddelerini değil de talimatları uyguluyor olmaktan vazgeçmeye ihtiyaç var. 

Çünkü anayasasına, yazılı meri kanunlarına karşı mücadele veren siyasî iktidar ve siyasî iktidarın yargısı görev başında. Majestelerinin yargısı. 

Özetle bir makas değiştirmeye ihtiyaç var. Bir yenilenmeye ihtiyaç var. 

Acil ihtiyacın niteliği nedeniyle bir reformdan söz edemeyeceğimiz açık. 

Siyasi iktidarın yargı reformu adı altında yargıya yapacağı bir iyileştirme yok zira.

 Gerçekten bir iyileştirme istense yargı reformu adı altında konuşulmaya “Anayasa ve AİHM kararlarının bağlayıcılığı ve yeniden yargılamasının kanun hükmüne getirilmesinden, uzun tutukluluk düzenlenmesinden” başlanmazdı.

 Zaten Anayasa ve yasalarda gerekli ve yeterli düzenlemeler mevcut. 

İllâki bir ambalaj ismi gerekli ise adını bu kez “Yargıda Rönesans” koyalım derim. Daha da doğrusu “Yargı Mensuplarında Rönesans”.

Önerim yargı mensuplarında Rönesans’tır. Yargı ve mensupları, yok saydıkları evrensel hukuk kurallarını öğrenmenin ve hukuk biliminin metinlerinin tekrar keşfiyle yeniden doğmalıdırlar. 

Elbette böyle bir yeniden keşif ve doğuş için bağımsız ve tarafsız bir yargıya ihtiyaç var. Çok daha fazlası ile öncelikle yargıyı tavizsiz olarak bağımsız ve tarafsız çalışmasını sağlayacak ve bunu göze alacak bir siyasî iktidara, siyasî zihniyete ihtiyaç var. 

Bu noktada İrfan Fidan ismi “önemli hareketler” kabilinden önemlidir. 

İrfan Fidan ismi kadar siyasî iktidarın işe başsavcılardan başlaması da önemlidir. 

Neden başsavcılar? 

İrfan Fidan’ın ismi, kamuoyunda 17-25 Aralık soruşturmalarının ardından duyuldu. 

Soruşturma sürecinde özel yetkili savcılıkta görev yapan Fidan, özel yetkili savcılığın kaldırılmasının ardından da görevine cumhuriyet savcısı olarak devam etti. Fidan aynı büroda görevli iki savcı ile birlikte 25 Aralık soruşturmasını devraldı.

Soruşturma sonucunda aralarında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Reza Zarrab'ın da bulunduğu 96 şüpheli hakkında “takipsizlik” kararı verildi.

15 Temmuz darbesi sonrasında ise başsavcı oldu. Dört yıllık dönemde bilinen pek çok önemli iddianame ile anılan isim oldu. Ankara Başsavcısı Yüksel Kocaman’ın da en az İrfan Fidan kadar şöhreti var, hattâ magazinsel kısmı için fazlası bile var. İstanbul ve Ankara’da bu iki isim ve başsavcılıkları yönetimindeki savcılar tarafından ceza yasalarını katleden iddianameler hazırlandı, yüzlerce kişi ağırlaştırılmış müebbet cezaları istenen suçlarla isnat edildi.

Oysa bu yöntem, FETÖ yargısının bir yöntemi idi. Böyle olduğunu şimdilerde disipline sevk edilerek ihracı istenen İhsan Arslan açıklıkla BBC Türkçe’ye verdiği mülakatında anlatıyor; “O güne kadar hukuk içinde kalmaya azami dikkat gösteriyorken 15 Temmuz'dan sonra doğrusu panikledik ve olayın vahameti karşısında ancak yargıyı kullanarak başarılı olabileceğimiz kanaatine vardık.

Onların yargıyı kullanırken kullandığı bütün taktikleri, araçları, biz kullanmaya başladık, can havliyle.

İrfan Fidan da bu yöntemin FETÖ yöntemi olduğunun farkında idi. 18 Nisan 2018 tarihli “Yargıda Hâlâ FETÖ’cü Hâkim Yöntemleri mi Geçerli” başlıklı yazımda, İrfan Fidan’ın kaleme aldığı iddianamenin 53. Sayfasından alıntı yapmıştım;

“yargılanan kişilerin önemli bir kısmını, isnat edilen suçları işledikleri kanaatiyle uzun süreli hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları ile cezalandırdığı, uzun süren tutukluluk ve yargılama önemli bir sorun haline geldiğinden yapılan kanun değişikliklerine rağmen, FETÖ/PDY üyesi hâkimlerce tutukluluk durumları devam ettirilen kişilerin ancak bireysel başvuru yolunu kullanarak Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile tahliye edilebildikleri anlaşılmıştır.”

Peki sorumu tekrar sorayım AKP, “yargı reformu” diye takdim ettiği hareketlere  neden savcılardan başladı? 

AKP’li eski milletvekili İhsan Arslan’ın anlatımı ile FETÖ’cülerin yargıyı kullanırken kullandığı bütün taktikleri, araçları kullandıkları için mi? Can havli ile hareket edenlerin talimatlarını can havli ile yerine getirdikleri için de mi şimdi Yargıtay’dalar?

Üstelik her ne kadar tenzili rütbe olsa da Yargıtay’a atama yapıldı, bu da başka bir sorun.

Bu çapraşıklık ve karmaşadan kısacası göz boyamadan “reform” çıkmayacağı çok açık.

Anayasa ve yasaların kolu, bacağı kırılmış, kötürüm kalmıştır. İyileşme ve yenilenme için gerçek anlamda cerahatin akıtılacağı neştere ihtiyaç vardır. 

Anayasayı yok sayan direnen hakimler iş başındadır, uzun tutukluluklara imza veren hakimler iş başındadır. Daha vahimi Anayasa ve yasaları uygulamayarak suç işleyen hakimler için işleme koymama kararları veren HSK üyeleri iş başındadır. 

Daha daha vahimi 5 Eylül 2019 tarihli “Cumhurbaşkanı mı Başdanışman mı Kime Güvenmeli” başlıklı yazımda ayrıntısı ile kaleme aldığım üzere hâkimleri Anayasa'yı ve AYM’yi yok sayma yönünde yüreklendiren, kendisi de anayasayı yok saymakta beis görmeyen Cumhurbaşkanı Baş Hukuk Danışmanı Külliye’de oturmaktadır. 

AKP iktidarı, ilk önce can havli ile yargıda FETÖ’cü yöntemlerden tümüyle vazgeçmeli, can havli ile GÜVEN REFORMU İNŞAA ETMELİDİR. 



Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design