Anasayfa / CAFER SOLGUN / “Norveç gibi” olmak?

18 Aralık

“Norveç gibi” olmak?

Memleket meseleleri tartışılırken birisi atılır ya hemen, “Norveç mi burası?” Mesela Norveç gibi olmak nasıl bir şeydir?!

Hafızanızı yoklayın bir memleketin “normal” bir zamanı var mı yaşadığımız, paylaştığımız?

Dört bir yanı içeriden ve dışarıdan “düşmanlarla” çevrili bir ülke olmaya koşullandırıldık hep. “Rahat” olmak, “huzur” içinde olmak uzak bir hayal olarak bile “tehlikeli” idi. Çünkü bu tür hayaller bizi rehavete sürükleyebilirdi pekâlâ. Oysa sürekli iç ve dış “mihrakların” hedefinde bir ülke olduğumuz için her daim “tetikte” olmalıydık. 

Çift kutuplu dünya düzeninde “dış mihrak” deyince, bu “komünizm tehlikesi” olarak anlaşılıyordu, kolaydı. Şimdilerde ise, zaman zaman yine iktidar sözcülerinin dilinde “dış mihraklar” lafını duysak da bu mihrakları eskisi gibi kolayca teşhis edebilmek mümkün değil. Amerika diyecek oluyorsunuz, emperyalizm karşıtlığınız tutuyor ama bir de bakıyorsunuz Amerika’yı işaret ettiğini sandığınız lideriniz, “dost, müttefik, stratejik ortak” filan diyor. Avrupa Birliği mi acaba “dış mihrak”? Bir türlü bizi tam üyeliğe kabul etmediklerine göre. Ama bir gün bakıyorsunuz AB’ye tam üye olmak ülke olarak “temel önceliğimiz” imiş. 

Bu “dış mihraklar” mevzuu “iç mihraklara” kıyasla hayli müphem. 

Zira “iç mihraklar” deyince adını daha doğrudan koyabileceğiniz kesimler var. Mesela “bölücülük” tehlikesi, “Kürt kökenli” vatandaşların varlığı. Kürt sorunu “yok” ama bir “bölücülük tehdidi” konusu. Siyasilerin dilinde “etle-tırnak” veya “çimento” gibi tabirlerle anılsalar da her Kürt bir potansiyel “terörist”, “bölücü” olmak ihtimalini beraberinde taşıyor. Hak-hukuk filan peşinde koşmadıkları, “TRT Kurdî var işte daha ne olsun?” dedikleri müddetçe ülkede her şey olabilirler; Kürt de olmasınlar, şart mı? 

“Kaderine” razı gelmesi gereken bir başka kesim de, Aleviler. Hak, hukuk, adalet, eşit yurttaşlık demeseler, inançlarını uluorta söylemeseler, mümkünse cemevi yerine camiye gitseler sorun yok. Ama kimliklerini, inançlarını özgürce yaşamak isteklerini yüksek sesle dillendirmeleri halinde, misal, “mezhebi bölücülük” gibi bir yafta ile karşılaşmaları ihtimali var.

Mütedeyyin yurttaşların durumu biraz karışık sanırım. Uzun yıllar boyunca “potansiyel irticacı” muamelesi görmekten kurtuldular belki ama bu dönemde de hangi tarikata, cemaate meylettikleri önem kazandı. Bunların bazıları devleti yönetenler nezdinde gayet “makbul” iken bazıları “kuşkulu.” Fethullah cemaatinin durumu malum. “Muteber” ve “muhterem” bir cemaat iken “FETÖ” oldular ve bunun bedelini de siyasiler dışında bunlara selam vermiş herkese ödettiler ve ödetiyorlar.

Solcular, nicedir toplumsal mânâda bir “güç” değiller, gündem tayin edecek bir ağırlıkları yok. Ama ideolojik olarak bütün zamanların “iç mihrakı” olmaktan kolay kolay kurtulamazlar. Emek, sömürü, eşitlik, özgürlük dediğin anda devletin radarlarına takılman işten değil. Solculuk yapacaksan, CHP var, onu beğenmiyorsan Perinçek var. (MHP de var tabii ama meramın “solcu” olmaksa ne işin var orada?)

“Millet” veya “cumhur” nâmına kim kaldıysa geride artık…

“Düşmansız” yaşamak nedir, nasıl bir şeydir bilmiyor, ancak hayal edebiliyoruz. 

Memleket meseleleri tartışılırken birisi atılır ya hemen, “Norveç mi burası?” Mesela Norveç gibi olmak nasıl bir şeydir?! Kimsenin kimseye kuşkuyla bakmadığı, her an “tetikte” olmak mecburiyetimiz olmayan, kimlik ve değerlerimizin “sorun” olmadığı, farklılıkların kavga veya “potansiyel tehdit” değil güzellik kabul edildiği, kendimizle ve birbirimizle barışık olduğumuz bir hayat yani…

*** 

Yeni bir yılın arifesindeyiz ve barışa, demokrasiye, adalete, huzura, “düşmansız” yaşayacağımız zamanlara dair taşıdığımız umudu, duyduğumuz özlemi 2021 yılına devrediyoruz. Huzursuz ve tedirgin hayatlarımız bir de Covid-19 salgınıyla beraber direkt can sağlığı endişesiyle kuşatılmışken üstelik…

Umut dediğimiz, sonuçta bir hayat devam ediyor diyalektiğidir. Kıştan sonra baharın geleceğini bilmek, kalbimize her dokunduğumuzda hissettiğimiz insanlığımızın düşündürdükleri ve nice beton yapılarla çevrilmiş de olsa dünyamız, hâlâ yağmurdan sonra soluduğumuz toprak kokusu… 

“İçeride” arkadaşlarınız, tanıdıklarınız vardır sanırım. Onlara mektuplar yazsak ya, hiç değilse yeni yıl vesilesiyle. Nicedir unutmuşuz ama iki satırlık bir mektup veya umut, iyilik, güzellik dilekleri paylaştığımız bir yılbaşı kartı onlar için çok şey demek. 



Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design