Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / Sedat Peker ve sorunları

08 Temmuz

Sedat Peker ve sorunları

Sedat Peker’in amacı nedir, bilemeyiz. Ancak anlattıklarının hafife alınması vahim bir ihmal ve sorumsuzluk olur.


Başlığı izah ederek başlayayım. Üstüne uzun süre düşünmek zorunda kaldım. Zira “Sedat Peker Vakası” çok yönlü, çok dallı, çok odalı, velhâsıl her ne ise onun çoklu olanı. “Sorunları” deyince de, ilkin, önümüze koyduklarını anlıyoruz. Devletin mafyozo işleyişine dair olanları. İkinci grupta anlatmadıkları var. Girmediği konular. Bu grubu sona saklayacağım. Buradaki mesele üçüncü sorun grubunu doğrudan etkiliyor, etkileyecek: Peker’in delici-yıkıcı ifşaat furyasına nasıl tavır alınacak? Bu bilgiyle ne halt edilecek? Ve dördüncüsü, Peker’in bütün bu kalkışmasının orijinal hedefi nedir: Niçin yapıyor?

 

“Masumiyet kaybı” endişesi

Sonuncuyu hemen ele alıp aradan çıkaracağım, çünkü bizim “fiil değil fail” kültürümüz bakımından çekiciliği dışında hiçbirimiz için önemli olmayan husus bu. Hiçbir olayın sebepleriyle, dinamikleriyle, ötesiyle berisiyle ilgilenmeyip ille de suçlu, fail, hain falan arama saplantımız dışında işin bu kısmını uzun boylu merak etmeyi gerektirecek sebep yok. Ne anlatıyor, doğru mu söylüyor, bizi ilgilendirmesi gereken fasıllar bunlar. Peker’in ifşaatını bir nevi siyasî-polisiye magazin merakından ötürü izleyenlerin yolu ayrı. Ama ortaya getirilenleri ve bunlarla ne yapılacağı konusunu memleket meselesi sayan, hepimizin -en azından bari çocuklarımızın, gençlerimizin- daha düzgün, insana daha yaraşır hayat sürebilmesi bakımından bunlarla uğraşanlarımız için Peker’in özel tepkileri, hırsları, varsa aklımızın ermediği gizli saklı hedefleri önemsizdir. “Ama acaba şunun için mi yapıyor?” sorusu, yine, fiil değil fail kültürümüzün ürünü, saptırıcı, boşa yorucu soru. Ne için yapıyorsa yapıyor.

 

Bu tip soruların her konuda tahlili, derinlemesine araştırmayı, sağlıklı düşünmeyi ve geçerli, gerçek sonuçlara varmayı önlemesi, bir nevi “masumiyet kaybı” korkusundan: Acaba bilmemkimin bilmemnesine alet olur muyuz? Bunlar, kendi tutarlılıklarına, yaklaşımlarının, dünya görüşlerinin sağlamlığına güvenmeyen, kendileri güvenemedikleri halde başkaları sağlam sansın isteyen, siyasî haysiyeti yanılmazlık imajına bağlamış, sözümona uyanık siyaset erbâbının koruyucu takıntıları. Peker’in ilk videoları milyonlarca insanı cezbettiğinde muhalif saflardan rahatsızlık duyanlar çıktı. “Faşist mafyacının lafıyla mı memleket kurtarılacak!” yollu hezeyanlara şahit olduk. Oysa Türkiye’de kurumlaşmış adaletsizliğin ve mafyozo devlet işleyişinin içyüzüne dair -içeriden- bilgileri Ankara dehlizlerine girip çıkamayan biz sıradan insanlar -eğer günün birinde şu veya bu sebeple tepesi atan biri bize ifşa etmezse- nereden edinebiliriz? Peker’in “ben kurtarıcı değilim”ine bağladığı “başka kim anlatacak?” argümanı tabiî ki doğruydu.

 

Sedat Peker’in açıkladıklarıyla ne halt edileceğine dair ataletin bir kaynağı, ortaya koyduklarına itibar edildiğinde Peker’le kanka gibi görünüleceğine dair “masumiyet kaybı” endişesiyse, öbürü siyasette olgudan-bilgiden nasıl yararlanılacağı konusundaki tecrübesizlik ve şuursuzluk. Nitekim Peker’in ortaya döktüklerini komplekse kapılmaksızın kurcalayan az sayıda gazeteci pekâlâ verimli sonuçlar elde ettiler. Hamaset ve büyük boş laflar alanından olgu-bilgi-gerçek alanına geçildiğinde afallamayan siyasetçimiz ne yazık ki pek az.

 

Güvenilebilir mi?

Diyelim kompleksleri terk ettik, gerçeğin peşine düşmeye karar verdik. Tabiî hemen şu haklı soruyla karşılaşıyoruz: Peker’in anlattıklarına güvenilebilir mi? Yazının sonunda ele alacağım tek kaydı hiç ihmal etmemek koşuluyla, güvenilebileceğini düşünüyorum. Ve bunun Peker’in dürüst davranıp davranmamasıyla ilgisi yok.

 

Karanlık ve kirli geçmişine rağmen epey açık sözlü davranan bir ifşaatçı var karşımızda. Verdiği güvenceye inanmamız için de birkaç güçlü sebep. Öncelikle, bizzat karıştığı suçları anlatması, kendi rolünü saklamaması, başkalarını kirli, kendini temiz göstermeye çalışmaması. İkincisi, iddialarının zaman, mekân, para miktarları vs. bakımlarından somutluğu. Ama esas önemlisi, üçüncüsü ki, bu aynı zamanda kurduğu oyunun püf noktası: Peker, somut iddialarından herhangi birinin uydurma-yalan çıkması halinde, her gece başka curcunaya evsahipliği yapan gazinomuzun assolist makamına nasıl birden kuruluverdiyse o hızla oradan iner. Oynadığı bol riskli oyunda kazanma şartını en başından kendi koydu: numara yapamaz, yalan söyleyemez, “oradaydı” dediği kişi orada değilse, “parayı o verdi” dediği adam parayı vermemişse, “belgesi var” dediği şeyin belgesi yoksa inandırıcılığı buharlaşıverir.

 

Kendisinin bunu özellikle oyunun kuralı ilan ettiğini, çünkü bu taahhüdün bizzat koza dönüşeceğini hesapladığını düşünüyorum. “Beni yalanlamayın, mahcup ederim!” silahına sağladığı cephaneyle. Ayrıca muhtemelen, herhangi bir uyduruğa-yalana ihtiyacı zaten yok, çünkü elindekilerin her ne amaçlıyorsa ona fazlasıyla yeteceği anlaşılıyor. Belli ki yıllardır böyle bir yıpratma savaşı ihtimaline hazırlanmış, meselelerin alengirli -ve kanlı- çözümlerine yabancı olmayan biri, kalkıştığı işi basitçe olgu-bilgi imalatı veya saptırmasıyla tehlikeye sokmayacaktır. Şu da etken: Peker’in bu oyunda kazanmak için kendisine hayran “Adamsın Reis!” kitlesinin çok ötesine yayılan bir desteğe ihtiyacı var. “Ötekileri” ikna etmek zorunda. Ve şimdilik muhatabını “herkes” olarak belirlemiş gözüküyor.

 

Veli Küçük’ten bahsedecek mi?

Ve gelelim hem memleketin hem Peker’in istikbalini şekillendirebilecek kısma. Sona bıraktığım bu mevzu, Peker’in girmediği konular.

 

Sedat Peker, genç yaşında Veli Küçük’ün “yanına verilmiş” bir adam. Onun yetiştirmesi sayılabilir. Bu yetiştirilme sürecinde hangi işlemlere, hangi operasyonlara katıldı, karıştı, “stajını” nerede nasıl yaptı, bilmiyoruz. Kıbrıs’ta gazeteci Kutlu Adalı’nın öldürülmesi olayındaki rolünü hepimize açık açık anlattı. Tek başına bu hadise, kendisinin “suçluyum ama suç örgütü lideri değilim”ine mim koymamızı gerektirebilir. 1990’lardaki pek çok devlet suçunun ayrıntılarını bildiğini, hatta 2000’lerde, arkadaşım Hrant Dink’in öldürülmesine varan sürece ve cinayetin örtbas edildiği zamana ilişkin pek çok can alıcı bilgiye sahip olduğunu düşünüyorum. Sivas-Madımak Katliamı başta, lafın gelişi “karanlık” dediğimiz bir dizi gladyo-kontrgerilla vs. marifeti hakkında da aklımızı yerinden oynatacak şeyler anlatabilir, eminim. Bazen bunlara ilişkin imalarda, vaatlerde de bulunuyor, ama henüz bariz şekilde girmediği alana ait bunlar. Kutlu Adalı cinayeti, şimdi artık kimseye dokunmayacak göndermeydi sadece. Kim bilir, belki çizdiği sınırla da birilerine bir şeyler diyordur. Oralarda bu işler böyle dönüyor ya…

 

Peker’in söyledikleri arasında en çok ciddîye aldığım söz, yukarıda da andım: “Bunları size başka kim anlatabilir?” Çünkü kendisinin rastgele bir mafyacı falan olmadığı ortada. Aynı şekilde, “suç örgütü lideri” lafına bozuluşunda da anlaşılır bir yan var gibi gözüküyor: Devletin böylesine netameli yerlerinde dolaşan, elaltından adam öldürüleceğinde tetikçiyi -kardeşini!- “veren”, devlet kademelerine dal budak salmış çıkar şebekelerinin işlerine “sorun çözücü” olarak karışabilen, elinden çok büyük meblağlar geçen, genç yaşında bu kadar zengin olan “özel girişimci” mafyacı olabilir mi? Adam internet sitesi kuruyor, lüks otelde davet veriyor, herkes orada! Gidip miting tertipliyor! Birileri “korku ortamı” yaratmaya karar verdiğinde duşlu kanlı tehdit nutuklarıyla o sahne alıyor. Şimdi kızıp bize marifetlerini anlattığı, bir zamanlar sıkı fıkı olduğu insanlar, polisin üst kademesi, askeriyenin ve devletin başka birimlerinin kim bilir neresi! Veli Küçük’e şoför olarak eleman gönderebilecek kadar güvenilir biri, hepsinin nezdinde. Karıştığı suçlardan rahatlıkla söz eden bu adam ikide bir “suç örgütü lideri” lafına itiraz ederken beyhude alınganlık mı yapıyor yoksa bir şey mi anlatmak istiyordur?

 

Son numarasını hatırlatarak bitireyim. Burada farklı bir yola girmiş görünüyor. Bu yolun ifşaat hamlesinin günün siyasetine etkilerini belirginleştirmesi muhtemel. Eski başbakan Mesut Yılmaz’ı (Yılmaz’ın yurtdışında yumruklanması hadisesini) ve mevcut iktidarın para çarkının en önemli dişlisi Mehmet Cengiz’i ortaya sürdüğü şantaj hikâyesi, yıllarca evvel işlenmiş gladyo cinayeti veya kirli işler çeviren karanlık tiplerle gazetecilerin çıkar ilişkileriyle kıyaslandığında farklı kulvara ait şüphesiz. Merkeze daha yakın bir kulvar…

 

Ayrıca bu hikâye yalnız bugünün siyasetine ve siyasetçilerine yönelik yaklaşan tehdidin sinyali sayılmaz. Koca devletin sivil siyaset kanadının işleyişindeki usûllere dair -maalesef- bilgi yatıyor bu olayda. Kutlu Adalı cinayetinde de öbür kanadınkine ilişkin temel bilgi yatıyordu.

 

Sedat Peker’in, videolarında oyunculukla da bezeyerek tarif ettiğinin ötesinde, örtülü niyeti, amacı var mıdır, en azından şu anda bilemeyiz. Ancak anlattıklarının hafife alınması, deşilmemesi, devamının getirilmemesi vahim bir ihmal ve sorumsuzluk olur. Bunların araştırılması/araştırılmaması, soruşturma konusu edilmesi/edilmemesi, muhalefet koalisyonunun samimiyeti konusunda da gösterge olacak. Ve tabiî gösterge olmakla kalmayacak: Sahici hukuk devleti laftan ibaret midir yoksa elle tutulur hedef midir, olabilir mi böyle bir şey, bu sorunun da cevabı yerine geçecek. Anlattıkları sonuç doğurmazsa da Sedat Peker, 20. yüzyıl sonu-21. yüzyıl başı TC vakanüvisi olarak kalacak.



Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design