Anasayfa / KARİN KARAKAŞLI / Parça hatırı

25 Temmuz

Parça hatırı

Çatlakların, yarıkların, façaların, yaraların pahası ağırmış. Parçanın hatırı varmış...


Parçaların bütüne ait olduğu algısı çocukluktan yerleşiyor içimize. Ahşap parçalarla kurduğumuz kuleli, kaleli, köprülü şehirler; lego ve yap-bozlarla yarattığımız şekiller ve resimler; parçayı, ille de tamamlanacak bir şeyin kaçınılmaz eşlikçisi olarak kodluyor. Kim bilir belki de bu yüzden büyüdüğümüzde hep parçalarımızı toparlama gayretinde oluyoruz. Hep bir bütünlük sevdasında.
 
Oysa bütünlük talihin cilvesi gereği sadece çocukluğa mahsus. Küçükken dünyan, içine doğduğun ev kadardır. Orada konuşulan dili her yerde geçerli sanırsın. Sonra sokağın sesleri gelir. Başka insanlar, başka şarkılar. Masal kitaplarından başını kaldırır, oyunlara katılırsın. Yekpâre dünyan parçalandığı gün de yaşın kaç olursa olsun, büyümüş sayılırsın.
 
Eskiden kitaplarımın, defterlerimin üzerine titrerdim. Aman parçalanmasın, yırtılmasın, kirlenmesin diye uzardı liste. Oysa hayat steril değil ki. Biz her gün kirlenirken, bozulurken, hâlden hâle bürünürken kitapla defter niye muaf kalsın? Çok sonra öğrendim. Ve öğrendiğim günden beri kitaplarımı gönül rahatlığıyla çizdim. Kenarlarına notlar aldım. Kendi kaydımı tuttum paralel evrenlerde. İzi çıksın dedim. İzi kalsın, ne yaşanmışsa. Hatırlanmaya değer ne varsa.
 
Kerelerce okunan kitap bazen cilt yerinden parçalanır. Defterler aşınır, sayfa uçları kıvrılır. Fazla sevilme arazı diye bir şey var. Yediğin, içtiğin bir şeylerin izi çıkar sayfalara. Bardak altı lekesi, sos izi… Bunlar da kayıttır aslında, tekmil hayatındır. Yıllar sonra baktığında, sana kendi hikâyeni anlatır.
 
Sonra en zoru gelir. İnandığın şeyin dünya üzerinde karşılığı olmadığını ya da artık kalmadığını gördüğünde parçalanırsın. Ve yap-boz parçalarını toplamaya benzemez kırıklarınla baş başa kalmak. Ağrın vardır bir kere. Yere yapışmışlığın. Dolayısıyla öncesinde de uçmuşluğun. Parçalarını toplarken o uçuşa sahip çıkmaya karar verirsin. Elinden alınamayacak olana. Artık kusurlusun. Tıpkı hayatın kendisi gibi. Ve bir dahaki sefere parçalarınla sevilmeyi bekleyeceksin. İnat ve umut diye.
 
Naomi Shibab Nye’ın “Harita” şiirindeki his, tam da bu belki:
 
Bir keresinde
yanlışlıkla
haritayı yırttı kadın
tam ortasından.
Yapıştırdı yeniden
Ama çarpık çurpuk oldu.
Şimdi artık bütün yollar
suda bitiyordu.
Dağlar vardı
doğduğu şehrin dibinde.
Gerçekten böyle olsa
güzel olmaz mıydı?
Bir haritayı yırtardım
ve tam dibinde
olurdum ben de.
 
Parçalanmamak elde değilse de, onları nasıl taşıdığın üzerinden belirleniyor aslında her şey. Azaldın mı? Ufaldın mı? Belki ilk başlarda, yere çakılmanın acısıyla öyle hissettiğin oldu. Kimsenin yüzüne bakamayacaktın bundan sonra sanki. Aldanmışlığından sen sorumluydun. Yanlıştın. Zulandan en ağır sözlerini çıkardın kendine. Özrü olmayan şeyler için sorumluluk üstlendin çünkü doğa boşluk sevmez. Ve birinin yükü sırtlaması gerekir. Hem yükü omurga dikleştirir. Yeniden dimdik yürümeye başlarsın sokaklarda. Fark etmeden aranırsın, yanıt tarihi yapılardan birinin mahzenlerinde gizliymişçesine. Günlerden bir gün elbet bulursun da.
 
Emanetin şarkısı
Parçaları şairlerden öte kim dillendirebilir? Birhan Keskin’le devam edeyim bu sefer de. Aşka ağıt ve övgü niteliğindeki “Taş Parçaları” ismiyle müsemma olarak dilediğin sırada okuya okuya dağılabileceğin, her biri kendi içinde bir bütün ama yine de ortak bir kader kurgusunun parçalarından oluşur. Masal gibi başlayan aşkın kıyamete dönüşünü izlerken salamadığımız iç çığlıkları işitiriz sürekli. Bütün âşıkların sesidir o upuzun şiir kişisi. Çağlar boyu biriken isyanında fena halde mutlaktır. Taş gibi oturan zamanları serer insanlığın önüne. “Alın görün bunu, sonra siz karar verin ne yapacağınıza. Emanet hikâyenin parçaları hakkını ister” der gibidir. Alevden küle yolculuk edenlerin, emek verilmiş sevgiden bitap düşenlerin, eşiği geçilmiş acıyla gülümseyenlerin şarkısıdır bu. Kısık sesle söylenir:
 
Dünya ne ki sevgilim,
benim sana yaptığım kubbe yanında?
Düşsün, olsun, bırak,
içinde yıldızlar patlıyor.
Kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
İster sal kendini dünyaya, ister kal yanımda.
Her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
Yoluna baş koymak diyoruz
Biz barbarlar buna.
 
Yoldaşlığın ve birbaşınalığın masalıdır bu. Kalbini korumazsan kırılır. Ama kendini koruyan kalple de sevemez insan. Parçalanmayı göze alarak kurulur aşk. Sökülmüş ilmeklerini göstermekten kaçınmadan kurulur sevgi. Yumuşak karnını göstererek. Tapınarak kendi yarattığın bir inanca. Baka hiç mürit olmasa da.
 
Beni bilmediğim bir dünyaya attı…
 
Bir cümlem yok darrrrrğğmadaaaaaaanıım, bundan.
 
Bir düşümüz vardı, “birlikte yaşamak” koymuştuk adını,
çok acıyor, belki bundan. Aşkî bir cümle mi bekliyorsun benden.
Beklemeeeeeeeee.
Mutfakta reçel yapan iki kadın. Kırmızı biberleri filan.
Rüzgâr alan biraz tepe bir yer. Bakınca, iki yandan da
uffffffffffffuk filan.
Dünya yuvarlak değil de hafif elipsmiş gibi.
Kaldı ki iki kadın, dünyanın yuvarlağını zaten anlamayan.
Böyle. Kendime inandığım gibi inanmıştım ona da.
Aşk olanın ötesinde bir aşktan söz etmek, aaaaaaah
Bir inançtı desem.
Bu kadar dağılmam kendimi şimdi
bu dünyaya fırlatılmış gibi hissetmem, bundan.
Ne söylememi bekliyorsun
Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
Susmam bundan, konuşmam bundan.
Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
İnsan olmuştum ilk o zaman.
Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan.
Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım,
ölünmüyordu, hatırladım.
Ölünmüyoooooorrrrrrrrrrdu.
 
Parçalanınca ölünmüyor. Daha ziyade anime filmlerden çıkma bir dünyaya öykünüyor hayat. Çakıldığın yerden mutlaka kalkıyorsun. Gözlerin hem gördükleriyle hem yaşlarla kocamanlaşmış. Dünya başkalaşmış. Şimdi yine devam edeceksin mecbur. Başladığını bir sen bilerek belki. Ölünmeyişin sonunda devam diye bir şey yok ne de olsa. Sil baştan başlamak var. Bu kez bilerek olabilecekleri. Ve başka türlüsünü bilemeyerek aynı zamanda:
 
Darmadağınım.
Darmadağğğnıııımmmm ve
Hepsi burada; Aprın Çor Tigin
Haşim, Kadı Burhaneddin
Hepsi burada, kör, topal, haşin
Bağğğğrrrrıyorlar:
Bırak soğusun,
Bırrrak soğusssuuun
bırak soğusun parçaların
tekrar bitiştiğinde
başka bir şey olacaksın.
 
Artık farklısın. Herkes şahit, sen kanıta ihtiyaç duymasan da. Parçalarını tek tek topladın. Bir kısmı sevdiğinde, yanıldığında kaldı. Bulabildiklerini elinle teyelledin. Biraz korkuluk gibi hissettin. Tekinsizliğinde ürkütücüsün, için bomboş saman kaplı. Hayat sası. Duyuların ihanet etmiş sana. Çünkü aşk duyarak başlar. Kabul ederek de bitermiş sonunda:
 
Bir masal
bir taş ağırlığında olabilir mi?
Olurmuş meğer
 
Birlikte bir masala inanmak istedim
Ben seninle, sadece bu.
Sen beni tek
Tek
Tek
Bıraktın.
 
Benim artık taş taşıyacak,
Taş kaldıracak, taş atacak
halim mi var!
 
Bırakılmak hayallerden vazgeçilişinde acı. Oyun arkadaşın mızıkçılık ediyor. Buraya kadar diyor. Daha da oynamam. Sense o arada kendi kendine kurduğun oyunları unutmuşsun. Oysa oyalanışlar senden sorulurdu. Kendine yeterdin bir vakit. Artardın bile. Ama sonra işte en beklemediğin şey oldu. Birlikte uçabileceğin cana rastladın. Mucizesine hayatın. İnsan mucizesine ömür biçmez ki:
 
Ömrü gurbette geçenler gibiydim senin yanında
Duymadın mı, çok söyledim?
O uzun gurbette,
Ben senin “adalet” diye diye nasıl unufak olduğunu
gördüm.
Göre göre, duya duya
yine de bigâne olarak her şeye.
 
Bilmedin ki; ben senin gurbetinde delirmemek için
Kalbimin aklıyla ördüğüm bir yıldızlı kubbede yaşadım.
 
Tecellinin içinde ecel durur sevgilim, görmedin mi?
 
Adaletin içinde bir zalim oturur.
 
Sonra filmler biter. O salonlardan çıkılır. Ya da ekran başından kalkılır. Hayat başlar yeniden. Film gibi olmayan hayat. Parçalanmışlığının hakkını arayamazsın. Adalet kendine ihanet etmeyişindir sadece. Özünden vazgeçmeyişinde. Gecelerde kalbine sıkı sıkı sarılırsın:
 
Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir
Ben bir Divan şairi değilim ki sevgilim
Sana bercesteler düzeyim
Yine de giderayak, gözlerine, ellerine, ayaklarına
Tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim.
Ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanının
Paramparça edilmiş şairiyim. Ne diyeyim!
Yine de içimde, çok eskiden kalma bir
Ya leyl… ya leyyyllllllllllllle.
Bir çöl gecesine ismini bırakayım.
 
Günün ve ömrün sonunda parçalarına şükran duyarken bulursun kendini. Parçaların toplamı bütünden fazlaymış meğer. Çatlakların, yarıkların, façaların, yaraların pahası ağırmış. Ara boşluklardan hayat sızar, kendini hatırlatırmış. Parçanın hatırı varmış anlayacağın. Şimdi çoksun, şimdi mislisin. Hayat hadi buyursun yine ve yeniden gelsin.
 
-----
Kapak Görseli: Cheryl Holt (Pixabay)

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design