Anasayfa / SÖYLEŞİLER / "İyi ki gazeteci oldum"

25 Şubat

"İyi ki gazeteci oldum"

Bu cümle Nedim Türfent’e ait. Haberleri nedeniyle 21 aydır özgürlüğünden mahrum olan gazeteci Türfent’le avukatı aracılığıyla söyleştik...


“Örgüt üyeliği” suçlamasıyla 7 yıl hapis cezasına çarptırılan ancak cezası “fiilin devamlılığı” iddiasıyla 8 yıl 9 aya çıkarılan, Kanun Hükmünde Kararnâme (KHK) ile kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) Muhabiri Nedim Türfent, 21 aydır Van T Tipi Kapalı Cezaevinde tek kişilik hücrede özgürlüğünden mahrum.  

Davasında dinlenen 20 tanığın 19’unun, Emniyet ifadelerinin işkence ve baskı altında alındığını beyan etmesine, tanıkların her birinin Türfent’i tanımadığını, tanısalar da gazeteci olarak bildiklerini söylemelerine rağmen 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme gerekçeli kararında, tüm haberlerini "örgüt içerisindeki görevi" doğrultusunda yaptığı hükmüne yer verdi.

Nedim Türfent’in hikâyesi, 2015-2016 tarihlerinde Yüksekova’da yaşanan hendek çatışmaları sırasında bir inşaat şantiyesinde çekilen bir videoya ulaşmasıyla başlıyor. Videoda Özel Harekât Timi, onlarca erkeği ters kelepçeleyerek yere yatırmış, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin gücünü göreceksiniz… Hepinizi tanıyorum ben… Kim hainlik yapıyor, kim ihanet ediyor, karşılığını görecek… Ne yaptı lan size bu devlet… Türk’ün gücünü göreceksiniz…” diyordu.

Türfent bu videoyu, “Türk’ün gücünü göreceksiniz” başlığıyla yayımladıktan iki gün sonra “JİTEM” adlı sosyal medya hesaplarından ölüm tehditleri almış, 12 Mayıs 2016 tarihinde Van girişinde durdurularak gözaltına alınmıştı. Gözaltına alındıktan sonra Türfent’ten bir süre haber alınamamış ve kamuoyu baskısı sonucunda Yüksekova’ya götürüldüğü açıklanmıştı.

Kendisine yönelik tehditler sonucunda Van’a gitme kararı aldığını söyleyen Türfent, gözaltına alınırken yaşadıklarını, “İlk gözaltına alındığımda cinsel saldırıya kadar insanî ve ahlakî olmayan uygulamalarla yüz yüze kaldım. Bir polis, ‘Fotoğraf çekersen, haber yaparsan pişman olursun’ yönünde tehdit etti. Akabinde birkaç kere plastik mermi ve gaz fişeklerine çok yakından maruz kaldım” diye anlatıyor.

Aldığı hapis cezasının nedeninin “Türk’ün gücünü göreceksiniz” haberi olduğunu söyleyen Türfent, kamuoyu baskısı sonucunda üç kişiyle ortak avluya çıkabildiğini ancak zamanının çoğunun tek kişilik hücrede geçtiğini söylüyor.

Afrin operasyonunun başlamasıyla aldığı gazeteleri kısıtlanan Türfent, hastaneye sevk edilmiş olmasına karşın bir aydır randevu bekliyor.
Cezaevinde maruz kaldığı çıplak aramanın ise hâlen devam ettiğinin altını çiziyor.

Avukatı aracılığıyla sorularımızı yanıtlayan Nedim Türfent’in aktardığı gardiyanla arasında geçen bir diyaloğu ise bir dönemin itirafı gibi: “Faşizmde tavan yaptım.”

Tanıkların ifadelerini işkence altında verdiklerini söylemiş olmasına rağmen 8 yıl 9 ay hapis cezası aldın. Bu cezaya çarptırılmanı nasıl yorumluyorsun?
Kanımca dosyaya bakan heyet, bir iddia kırk kişiye işkence ile söyletilince, o iddianın doğru olduğuna inandı. Dosyamda bulunan tanıkların yirmi ikisinden biri yalan ifadeler verdiğini ve okuma yazma bilmediğini, psikolojik sorunlar yaşadığını beyan etmişti. İki tanesi ise diğer tanıkların copy-paste ifadelerini benzeri uygulamalarla vermişti ki, bunlardan biri çocuktu. İkisi de mahkeme huzurunda herhangi bir ifade vermedi. Geriye kalan on dokuz “tanık” ise işkence altında kendilerine birtakım kâğıtların okutulmadan imzalatıldığını, beni tanımadıklarını ve tanıyanların da gazeteci kimliğimle tanıdıklarını beyan ettiler. Dosyada “üyeliğe” zerre-i miskal delil bulunmamaktadır. Yani hukukî bir ceza olmadığı gün gibi açıktır.

Cezan açıklanırken ne hissettin? Aklından neler geçti? Duruşma salonunda ailen nasıl karşıladı bu cezayı?
Ceza açıklanırken aslında çok şaşırdım, çünkü bu dosyada üyelik cezası verilebilmesi için taşın çatlaması gerekiyordu, galiba o taş çatladı. Zaten bir avuçluk SEGBİS odasında beş duruşma geçirdim. Çok mekanik bir süreçti. İnsanın hayatı ile ilgili bir proses, ancak insanî olmayan koşullarda, soğuk bir ekrana konuşuyormuş gibi hissettim. Ne yazık ki, ailemin tepkisine birebir şahit olamadım, ancak her ne kadar bu hüküm onlarda şok etkisi yaratsa da, bu hükmün hukukî yollardan bozulacağına dair müthiş bir umut taşıyorlar. Bize düşen de bütün toplumumuzun umudunu her daim diri tutmaktır.

13 Ocak 2018 tarihli mektubunda, "Tüm kamuoyunun tanıklığında ikinci bir Metin Göktepe vakasına niyetlendiler" diyorsun. Bunun "A planı" olduğunu, tutuklanmanın ise "B planı" olarak yorumluyorsun. Bu süreci anlatır mısın? Senin deyiminle, "A planı" süreci nasıl gelişti? Neler yaşandı?
Galiba, o meşhur haberden (Türk’ün gücünü göreceksiniz) iki gün sonra idi. Zırhlı aracın arka kapısını açan bir polis memuru beni, “Fotoğraf çekersen, haber yaparsan pişman olursun” yönünde tehdit etti. Akabinde birkaç kere plastik mermi ve gaz fişeklerine çok yakından maruz kaldım. Sonrasında ise zaten tüm kamuoyunun tanıklığında JİTEM hesaplarından yapılan tehditlerin ardı arkası kesilmedi. Amaçları tenha bir yerde karşılaşmaktı. Ancak kamuoyunun duyarlılığı sayesinde bugün bu cevapları verebiliyorum. Yarım kalan işi bu hüküm tamamlamıştır.

Neler hissettin o an?
İlk gözaltına alındığımda cinsel saldırıya kadar insanî ve ahlakî olmayan uygulamalarla yüz yüze kaldım. Yüksekova’ya götürdüklerinde yolda beni “temizleyeceklerine” dair konuşmaları oluyordu. Yüksekova’da neyle karşılaşacağımı hiçbir şekilde bilmiyordum. Zaten ilçe merkezinde çatışma ortamı vardı. Sonu belli olmayan bir yoldaydım. Ancak haberlerin pişmanlığını asla yaşamadım.

Bu şekilde gözaltına alınıp tehdit edilmeyi bekliyor muydun?
Açıkçası amaçları gözaltı değildi. Gözaltıyı amaçlasalar evime, ikâmet yerime baskın yaparlardı. Ancak dediğim gibi, tenha bir yerde karşılaşmak istiyorlardı. Nitekim bunu anlayınca, sınır bölgesi olan Yüsekova’dan Van’a geldim. İşin ciddiye geldiğini artık kamuoyu da biliyordu. Van’da alınmam galiba benim için bir avantaj oldu.

"Türk'ün gücünü göreceksiniz" haberi nasıl gelişti? Hiç, "keşke yapmasaydım" dediğin oluyor mu?
O günden bir gün önce, bir inşaat şantiyesine baskın yapıldığı haberini aldık. Bir şekilde görüntülere ulaşınca inanılmaz bir duygu yaşadım. Düşünsenize, devletin kolluk kuvveti hem işkence yapıyor hem de, “Ne yaptı bu devlet size!” diyor. Haberi yapmak kadar haberin arkasında durmak, sorumluluğunu taşımak da önemlidir. Valilik ve Bakanlık jet hızıyla soruşturma açtı. Ancak bugün sonuç ortada. Ceza alan suçu işleyen değil, suçu açığa çıkaran oldu.

Cezaevindeki koşulların nasıl? Tecrit koşullarında her hangi bir iyileştirme sağlandı mı?  Gazete ve kitap okuyabiliyor, müzik dinleyebiliyor musun? Televizyon izleme imkânın var mı? Gündemi nasıl takip ediyorsun?
Ben 26 Nisan 2017 tarihinden beri tecrit altında tutuluyorum. Bulunduğum cezaevinde odalar üç kişilik olmasına rağmen ben teklide tutuluyorum. Ancak belli bir kamuoyu oluştuktan sonra yanımdaki odaya kuzenim Abdullah getirildi. Üç kişi ortak havalandırmaya çıkabiliyoruz. Ancak günün çoğu teklide geçiyor. Tecrit politikası etraftakilerle çıkarılmayarak devam ediyor. Her tutuklu, hükümlü çıkabiliyor, ne hikmetse biz bundan muaf tutuluyoruz. Cezaevinde bugüne kadar kitap ve dergi yasağı vardı, dışarıdan bize gönderilmiyordu. Bu konuda bir iyileştirme oldu ve artık isteyenler dışarıdan kitap ve dergi gönderebilir. Televizyonda tek tip bir yayın var. Bunu ancak gazetelerle kırabiliyorduk. Afrin operasyonu başlayınca gazete de verilmez oldu. Bugün sadece Cumhuriyet Gazetesi alabiliyorum.

Avukat ve aile görüşmelerinde herhangi bir sorun yaşanıyor mu?
Aile görüşmelerinde ben ve kuzenim birlikte çıkınca aynı masaya oturmamıza izin vermiyorlar. Onu bırakın selamlaşmaya bile… Başımıza dikilip ayırıyorlar ve fotoğraf çekmemize dahi izin vermiyorlar.

Cezaevindeki diğer tutuklu mahkûmlarla hiç iletişim kurma imkânın oldu mu? OHÂL'de mahkûm sayısı cezaevlerinin kapasitesinin üzerinde olduğundan şartların epey ağır olduğu belirtiliyor. Senin gözlemlerin neler?
Genel olarak etrafımda siyasi tutuklular bulunmakta, benimle aynı cezaevinde bulunan gazeteci Ziya Ataman’ın yanımıza (ortak avluya) gelmesine izin verilmiyor. Bütün talep ve dilekçelerimiz bir yıldır reddediliyor. Yakın bir koridorda ise, insan hakları aktivisti Çekyalı Miroslav Farkas bulunuyor. Bizden çok daha fazla tecrit edilmiş durumda, neredeyse konuşacak hiç kimse bulamıyor. Onun dışında etrafımda adlî tutuklu ve hükümlüler de bulunmakta.

Bugüne kadar cezaevinde herhangi bir sözlü veya fizikî şiddete maruz kaldın mı?
Geçen hafta kargoya çıkınca, dışarıdan da tanıdığım Şemdinli Belediye Eş Başkanı Seferi Yılmaz’ı uzaktan gördüm. Anladığım kadarıyla beni görmek için infaz memurlarından izin istemiş. Yani beni de o an kargo odasına alsalar karşılaşıp, selamlaşacağız. Lâkin izin verilmedi. Birkaç gardiyan bana, “Faşizmde tavan yaptım” dedi. Van T Tipi’ne götürüldüğümde çıplak aramaya maruz kaldım. Bu insanlık dışı uygulama devam ediyor.

Genç bir gazetecisin. Bu mesleği seçme nedenin, mesleğe dair hayallerin neydi? Bu hayallerini gerçekleştirmede ne kadar yol kat ettin? Hayal kırıklığın var mı? Varsa ne veya nelerdir?
Bölgede, özellikle de sınır hattında hakikate dokunan gazetecilere her zaman inanılmaz ihtiyaç var. 2012’de böylesi bir ihtiyaca tanıklık ettim. Ve öğretmenlik yerine gazeteci olmanın daha öğretici ve anlamlı olduğunu düşündüm. Tabii, Kürt basınında çalışınca, yolumun bir gün muhakkak cezaevinden geçeceğini biliyordum. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Her ne kadar cezaevinde olsam da, bu meslekte göz ardı edilmeyecek bir noktada olduğumu, hayallerime yakın olduğumu belirtebilirim. Yandaş basında olmak yerine, toplumun derdine dokunan bir tutuklu veya hükümlü olmayı yeğlerim. Bu meslekte, Metin Göktepe’nin ablası kardeşinin gülüşünü sizin yüzünüzde görüyorsa, bu tarifsiz bir onur vesilesidir.

Mahkeme senin hendek çatışmaları sırasında oradaki silahlı militanlarla yaptığın söyleşileri "örgüt üyeliği" için yeterli buldu. Bunu gazetecilik ilkeleriyle değerlendirirsen, iddianamede dendiği gibi, "gazeteciliğin dışında yakın ilişki” söz konusu muydu? Haber kaynağı-gazeteci ilişkisi dışına çıkmış mıydın?
Sokağa çıkma yasağı süresince ben ilçe merkezinde (mahallede) değildim. Daha önce yerel örgüt üyeleri ile örgütün en üst düzey kadro ve liderleriyle yapılan röportajları ana akım medyada görmüştüm. Esen rüzgârlar değişince bu kez böylesi haberler suç sayıldı. Oysa ortada değişen bir yasa da yok. Sadece iktidarın yaklaşımı değişti. Bunun dışında gazeteci-haber kaynağı dışında herhangi bir ilişki yoktu. Zira o süreçte onlarca gazeteci gelip, röportaj-dosya hazırlayıp gittiler. Sanık hâline gelmemin nedeni, “Türk’ün gücü” ve diğer rahatsız edici haberler. Gerekçeli kararda da zaten böyle yazıyordu.

"Dışarıda olsaydım şu haberi kaçırmaz, yazardım" dediğin oluyor mu? Neler mesela?
Bugün sınır hattında inanılmaz hak ihlalleri yaşanıyor. Operasyonel ve çatışmalı süreçlerden en çok halk etkileniyor. Ancak halkın meramını anlatan haberlere kâfi derecede rast gelmiyorum.

Yeni yılda dayanışma göstermek adına senin için sosyal medyada mektup gönderme kampanyası yapıldı. Bu mesajlar sana ulaşıyor mu? Mesela, gelen mektuplardan seni en çok etkileyen hangisi oldu?
Bugün meslekte ayakta kalabiliyorsak, yaratılan dayanışma ortamı sayesindedir. Müthiş bir dayanışma oluyor. İsim belirtmeyeceğim, ancak, bir mektupta benim, “olağanüstü bir gazetecilik duruşu” sergilediğim yazılmıştı. Buna çok katılmıyorum, bence hakikati yazmak bir lütuf değil, vicdanî, etik ve meslekî görevdir. Olağanüstü, sıradışı olan, görmezden gelip sessiz kalmaktır!

Sağlığın nasıl? Herhangi bir sağlık sorunu yaşadığın oldu mu? Sağlık hizmetinden rahatlıkla yararlanabiliyor musun?
Cezaevinden hastaneye sevkler çok sağlıklı ve hızlı olmuyor. Ben ensemden bir ameliyat geçirdim. Çok sağlıklı olmadığı için ensemde bunun izi var. Ayrıca bir ay önce diş rahatsızlığım için hastaneye sevk edildim, lâkin hâlen sıra bekliyorum.

Moralin nasıl?
Her ne kadar kısa süreli kırgınlık yaşasam da oldukça moral doluyum. Hattâ satır satır, kelimelerle dışarıya dahi moral ve umut yolluyorum. Bu süreçte moralli kalmamı sağlayan kalem ve kâğıt oldu. İyi ki gazeteci oldum.

En çok neyi özledin?
En çok toprağı ve yeşilin bin bir tonunu özledim. İnsan içeride gri duvarlar, tel örgüler ve beton yığınlarından nefret eder hâle geliyor!

"Dışarıdaki" gazetecilik içeriden nasıl görünüyor?
Ana akım medya tamamen tek tip politikasına mahkûm olmuş durumda. Lâkin direnen kesim de göz ardı edilemez. Özgür basın geleneğini yaşatmaya çalışan Kürt gazeteciler ve yine Cumhuriyet, Evrensel, BirGün gibi gazetelerin ısrarı umut verici. Bukalemun gibi renk değiştirmek yerine, insanda, hak-hukukta, toplumun çıkarında, özgürlükte, renklilik ve seslilikte ısrar eden her gazeteci cezamızı hafifletiyor. Direnen, rahatsızlık yaratan haberlere imza atan tüm canlara selam olsun.

Ayrıca sesimize ses olduğunuz size de şükranlarımızı ve canlı umutlarımızı yolluyoruz.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design