Anasayfa / Yazarlar / 15 Temmuz, 12 Eylül’ün gayrımeşru çocuğu…

06 Temmuz

15 Temmuz, 12 Eylül’ün gayrımeşru çocuğu…

Fransa’da bir aylık parti nasıl mı iktidar oluyor? Çünkü orada siyasetin nasıl yapılacağını darbe ve darbeciler belirlemiyor


 
Cumhuriyet tarihimizin en kanlı, en kaotik ve en karanlık darbe girişimin yıl dönümü yaklaşıyor.
 
15 Temmuz çok geniş boyutta ölümlere ve sakat kalmalara neden oldu, derin bir acı ve sarsıntı yarattı.
 
Ancak böylesine ürkütücü bir bilançoya rağmen toplumsal mutabakat yaratılamadı. Tam tersine 15 Temmuz nedenleri ve sonuçları açısından keskin bir bölünme yarattı. Üstelik tartışma ve iddialar da bir türlü bitmek bilmiyor.
 
İzlediğim kadarıyla konunun bir de 12 Eylül hukuku ile 15 Temmuz rejim hukuku arasındaki ilişki boyutu var.
 
Türkiye 12 Eylül rejimini tasfiye edemeden, 15 Temmuz sonraki anayasa değişikliğiyle çok daha geriye gitti.
 
12 Eylül rejiminin lideri Kenan Evren 1982 Anayasasının geniş yetkilerle donatılmış bekçisiydi. Ancak bugünkü son anayasa değişikliklerine nispetle 1982 Anayasası bir İngiliz demokrasisi gibi görünmeye başladı.  Çünkü gelinen noktada kuvvetler ayrılığının rahmetli olduğu bir rejim var ülkede. Ülke tek bir kişinin dilediğince hırpalayacağı bir legoya dönüştü.
 
AKP 2002 yılında 15 yıl önce iktidara geldiğinde, 12 Eylül rejimini, AB standartlarında özgürlükçü bir Türkiye ile değiştirmeyi vaad ediyordu.
 
AKP parti programı bir manifesto gibiydi. Bugün partisinin programını okuyup da keskin bir şekilde mahçup olmayacak utanç sahibi bir AKP’li olabileceğine inanmak çok güç.
 
AKP uzunca bir zaman kendi programına sadık kaldı. İktidarın ilk beş yılı sonunda seçime gidilirken iktidar partisi seçim bildirgesindeki Evren’in yetkilerini, demokratik parlamenter rejime uygun noktalara geri çekileceğini vaad ediyordu.
 
Nereden nereye gelindi, AKP geriye gidişle örneği az, hattâ olmayan bir şampiyonluk sahibi oldu.
 
AB üyesi demokratik bir Türkiye hayal ederken temel hak ve özgürlüklerin karanlık uçurumlarda boğulduğu, adaletsiz bir ülke oluverdik.
 
 
15 Temmuz sonrası ortaya çıkan yeni rejim, 12 Eylül’ün gayrımeşru çocuğu oldu.
 
AKP vaktiyle bir heyet kurarak, yaşamımızı kuşatan 12 Eylül rejiminin dökümünü çıkartmıştı. O çalışmaya göre 12 Eylül’den kalma 350 yasa toplumsal yaşamı şekillendiriyordu.
 
Bunun 600 civarında olduğunu söyleyenler de var.
 
Darbe ruhu demokrasiyle yıkanıp temizlenmeyince yeni bir darbeye, ardından da tek adamlık rejimine dönüştü. Kuvvetler ayrılığı da rahmetli oldu.
 
12 Eylül Anayasası yanında, en belirleyici yasalar arasında Siyasi Partiler ve Seçim Yasaları var.
 
Programında söz vermesine rağmen, 15 yıldır AKP bu yasaları değiştirmeyip, lehine kullandı.
 
Demokratik çoğulcu bir siyasetin önünü hep tıkalı tuttu.
 
Seçim barajını bile kaldırmadı. Parti içi demokrasiyi torpilledi. 12 Eylül rejimi üzerinden saltanat kurdu.
 
AKP, hiçbir zaman bu nedenlerden ötürü gerçek bir siyasal parti olamadı, tek kişilik bir bakkal dükkânı gibi yönetildi ve öyle kaldı.
 
Davutoğlu’yu genel başkanlığa gelirken alkışladı, bir yıl geçmeden bu kez gönderilirken adeta yuhaladı. Böyle bir siyasal parti olamayacağı aşikâr.
 
Siyasal rejimin demokratikleşmekten ne kadar uzak olduğunu, geçen hafta daha da yakından incelediğim Emmanuel Macron üzerinden örneklemeye çalışayım.
 
Hiçkimse Macron Hareketi’nin Fransız hukuku açısından gelişimini incelemedi.
 
Önce hareket olarak ortaya çıkan bir gelişme nasıl bir başkan çıkardı, buna imkân veren siyaset kurumu nasıl işliyordu?
 
Parti değil hareket…
 
Daha sonra Macron, Mayıs ayında parti kurdu; Cumhuriyet Yürüyüş Partisi. Yeni parti bir ay sonraki seçimleri sildi, süpürdü.
 
Bir ay içinde kurulan parti hangi yasal zemine dayanarak seçimlere girdi? Türkiye’de böyle bir şey mümkün mü?
 
Dış dünyaya, kıyaslamaya, sorgulamaya çoktan kapılar çift kilitle kapandı.
 
Fransa’yı, Avrupa’yı hattâ dünyayı çok etkileyen Emmanuel Macron’un başarısının üzerinden Fransız siyaset kurumu, bunun yasaları ve Türkiye ile farklılığı üzerinden incelemek söz konusu bile değil.
 
Sorunun cevabı, 12 Eylül rejimi ve 15 yıllık AKP iktidarında saklı.
 
12 Eylül, Siyasi Parti Yasaları ile siyaseti halka yasaklamış, parası olmayan, çok geniş bir ülke coğrafyasında büyük paralar harcayarak örgütlenmeyen, belirli bir oranda oy alamayan bir parti Türkiye’de var olamaz.
 
Macron da Türkiye’de olsa mevcut tarzı ile hiç bir başarıya imza atamazdı.
 
Fransa’da nasıl mı oluyor?
 
Çünkü orada siyasetin nasıl yapılacağını, 12 Eylül rejimi kısacası darbe ve darbeciler belirlemiyor.
 
Nerede, nasıl örgütleneceği darbe yasalarınca şart koşulmuyor, çünkü Fransa’da Siyasi Partiler Yasası yok.
 
Parti kurmak isteyen dernek kurar gibi kafasına göre takılıyor.
 
Bir dilekçeyle partiyi kurup, görücüye çıkıyor. Sınır, kısıtlama yok. Olmayınca da Mayıs’ta parti kurup Haziran’da tüm oyları silip süpürebiliyorsun.
 
12 Eylül rejimini demokratikleştirmeyen AKP, 15 Temmuz sonrası çok daha geri ve karanlık bir rejime ebelik etti.
 
İleriye gidemeyince daha da doğrusu gitmeyince geriye gidiyorsun.
 
Allah hayır etsin…

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?
?
?

P24’E YAZIN

Proje ve çalışmalarımızla
ilgili düşünce, öneri
ve görüşlerinizi
bize buradan iletebilirsiniz.

FİKRİNİ PAYLAŞ
P24’E YAZIN
Proje ve çalışmalarımızla ilgili düşünce, öneri ve görüşlerinizi bize buradan iletebilirsiniz.

Fikrini paylaş >>
© TUM HAKLARI SAKLIDIR.

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design