Anasayfa / Yazarlar / İtalya’da eğitim hamlesi: Sahte haberleri anlayabilme dersleri

30 Ekim

İtalya’da eğitim hamlesi: Sahte haberleri anlayabilme dersleri

“Sahte haberler... herkes açısından zarar vericidir ve çoğunlukla nefret söyleminin de bekleme salonu görevi görür”

 
İtalya Eğitim Bakanlığı, 31 Ekim’de İtalya Temsilciler Meclisi başkanı Laura Boldrini’nin girişimleri sonucunda ülke çapında sekiz binin üzerinde liseyi kapsayacak sıra dışı bir eğitim deneyini başlatıyor. Bu deneyde, liselerde var olan müfredata “sahte haberleri fark etme,” “üretilmiş hikâyeleri tespit etme” gibi derslerin eklenmesinin yanında, İtalya’nın ulusal televizyonu RAI’den gazeteciler aralıklarla okullara ziyarette bulunarak komplo teorilerinin ve sahte haberlerin gerçeklerden ayrıştırılabilmesi, şaibeli kaynakların haberlerini paylaşırken kanıtlara başvurma teknikleri üzerine konuşma yapacak.
 
Bu deneysel projeyle ortaya konulan asıl amaç ise bu araştırma/kanıt bulma tekniklerinde birer profesyonel gibi uzmanlaşmalarından çok, öğrencilerin bir yandan internette yayılan her şeyin manipülasyona açık olduğuyla ilgili bir kavrayış edinirken, diğer yandan da bu sahte bilgilerin ve haberlerin nefret söylemine hizmet edebildiğini ve toplumsal baskı yoluyla sonucu değiştirilebilen demokratik süreçlere karşı birer silah olarak kullanılabildiğinin farkına varmalarını sağlamak. Projede kullanılacak eğitim tekniklerinden biri de, öğrencilere kendi bloglarını nasıl yaratacaklarını göstermek ve onları birer “sahte haber avcısı” haline getirerek tespit ettikleri sahte haberleri kendi sitelerinde yayınlamaya teşvik etmek.
 
Boldrini’nin sosyal medya üzerinden yayılan sahte haberlerle ve bunların büyük bir kısmının yöneldiği nefret söylemiyle mücadelesi aslında yeni değil. 2016’nın Kasım ayında Boldrini, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde sosyal medyada kendisine yönelik yapılan hakaretleri ve tehditleri [ Facebook ve Twitter üzerinden ifşa etmişti. Boldrini mesajında,  birçok kadının aynı tehditlere maruz kaldığını ve çeşitli nedenlerse sessizliği seçtiğinin farkında olduğunu söylüyordu. Boldrini’nin sorusu çok açıktı: İfade özgürlüğü, hakareti, tehdidi ve daha da ötesi, nefret söylemini meşrulaştırabilecek kadar geniş olabilir miydi? Böylesi bir ifade özgürlüğüne gerçekten inanılabilir miydi?
 
Boldrini yine 2016’nın Aralık ayının başlarında, siber zorbalığa (cyberbullying) ve nefret söylemine maruz kalan Arianna Drago’nun yaşadıklarını Facebook’tan paylaşmıştı. Arianna Drago’nun Facebook hesabı, başına gelenleri Facebook’ta ifşa ettikten sonra yine Facebook tarafından derhal silinivermişti. Arianna, bunun üzerine Laura Boldrini’ye başvurdu ve hikâyesini yayınlamasını istedi. Boldrini’ye göre Arianna isimli genç kadının yaşadığı sadece çevrimiçi bir hakaret değildi, aynı zamanda kadın olduğu için nefret söyleminin hedefi olmuştu. Arianna yaşadıklarını saklamak yerine bu cinsiyetçi, şiddet ve hakaret dolu yorumları ifşa ettiği için, Boldrini’ye göre çok cesurdu.
 
Corriere’nin 21 Ocak 2017 tarihli haberine göre Facebook bunun üzerine, Arianna Drago’nun hesabını yanlışlıkla sildiklerini öne sürerek özür dilemiş, karşılığında da Drago’nun hesabını eski halinde kendisine geri verirken, hakaretin ve nefret söyleminin gerçekleştiği grupları sildiğini bildirmişti.
 
Bütün bunlar üzerine Facebook’un Avrupa’da kamu politikalarından sorumlu başkan yardımcısı Richard Allan, Boldrini’ye sonunda ulaştı ve kendisiyle görüşmek istediğini belirtti. Quartz’ın haberine göre Boldrini’nin sunduğu çeşitli çözüm ve dayanışma önerilerini inceleyeceklerini belirttikten sonraki iki ay boyunca Facebook’tan ya da Richard Allan’dan ses çıkmadı. Boldrini’nin önerileri arasında Facebook’un nefret söylemi içeren yorumları ve paylaşımları daha hızlı ve etkili bir şekilde silmek amacıyla, 2014’te kurulan ve toplam 15 çalışanı olan İtalya’daki ofisini genişletmesi de vardı. Aslında Facebook’un bu uzun sessizliğinin ve politik ataletinin, İtalya’da bugün bu derslerin müfredata eklenmesini kolaylaştıran ve hızlandıran olayların dönüm noktasıdır diyebiliriz.
 
Şubat ayının ortalarında Boldrini, Facebook’un kurucusu ve yöneticisi Mark Zuckerberg’e yönelik bir açık mektup yayınladı. Boldrini mektubunda Zuckerberg’den, Facebook’ta kolayca üretilen ve yayılan sahte haberlerin ve nefret söylemlerinin daha sıkı bir uygulamayla kontrol altına alınmasını istiyordu: “Gönülden inanıyorum ki sahte haberler... herkes açısından zarar vericidir ve çoğunlukla nefret söyleminin de bekleme salonu görevi görür.”
 
Mektubu takip eden aylarda, Boldrini, Facebook’un İtalya şubesinden beklediği olumlu tepkiyi alamadığını açıkladıktan sonra mücadelesine devam etti ve sosyal medyadan Zuckerberg’e açık sorular sormaya devam etti: “Bu noktada, Bay Zuckerberg, size şunu sormak isterim: Bu konuda Facebook tam olarak hangi tarafta durmaktadır?” Aynı hafta içinde Boldrini sahte haberlere ve sosyal medyada yayılan nefret söylemine karşı “Basta Bufale” (Sahte Habere Dur De/Yeter) kampanyası başlattı.
 
Ama Laura Boldrini’nin mücadele alanı sadece sosyal medyayla sınırlı değildi tabii ki. Boldrini esasen RAI’da da çalışmış İtalyan bir gazetecidir. Daha önce Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü’nde (FAO) çalışan ve 1998 ile 2012 yıllar arasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) sözcülüğünü yapan Boldrini, 2013 yılında Sinistra Ecologia Libertà (Sol Ekoloji Özgürlük) partisinin listesinden bağımsız aday olarak parlamento seçimlerine Sicilya’nın ikinci seçim bölgesini temsilen katılmış ve seçim sonucunda İtalya Temsilciler Meclisi Başkanlığı sıfatını almıştır. Dolayısıyla Boldrini sahte haberlerle ve nefret suçuyla olan mücadelesini resmî bir seviyeye taşıdı ve Facebook bu defa gerekli cevabı vermekte gecikmedi.
 
Bu arada, gerek Boldrini’nin kampanyası Basta Buffale’nin gerekse de İtalya Eğitim Bakanlığı’nın bu deneysel projesinin İtalya’nın güncel politik ve toplumsal ikliminde nereye oturduğunu daha iyi anlatabilmek açısından 2014’ten bu yana olan gelişmelerin üzerinden geçmek gerekiyor. 2014’ün Şubat ayında Matteo Renzi Partito Democratico, PD’den yani Demokrat Parti’nin genel sekreteri olarak aday gösterildikten sonra başbakanlık yeminini etti. İtalya tarihindeki en genç başbakan (39) unvanıyla Renzi, yeni bir seçim kanunu sunmak ve politik harcamaların azaltılması açısından teklif de dahil olmak üzere birçok reform önerisinde bulundu. Bu reformlar entelektüel camiada büyük bir destekle karşılandı.
 
İtalya’da şimdiye kadar iki tane cumhuriyet bulunur. Birincisi, 1943’te Benito Mussolini’nin Kral Victor Emmanuel III’e yenilmesinin ardından 1946 yılında ilan edilen ve Democrazia Cristiana (Hıristiyan Demokrat Partisi)’nın yönetimde olduğu Birinci Cumhuriyet’tir. İkinci Cumhuriyet ise, İtalya politik hayatını ve partilerini, birçok skandalı açığa çıkararak derinden sarsan 1992 tarihli Mani Pulite (Temiz Eller) operasyonu sürerken, 1994 tarihinde Silvio Berlusconi’nin başa geçmesiyle başlayan dönemdir. Renzi’nin reformları bir kesim üzerinde o kadar etkili olmuştu ki, bu reformların Üçüncü Cumhuriyet döneminin başlangıcı olabileceği konuşulmaya başlanmıştı. Fakat Renzi’nin reformları geçen senenin Aralık ayında bir referandumla geri çevrildi ve sonuç olarak Matteo Renzi istifasını verdi. Yerine, Demokrat Parti’nin Dış İşleri Bakanı Paolo Gentiloni başbakanlığı devraldı.
 
Bütün bu süreç boyunca, zaten ekonomik çıkmazdan önemli derecede etkilenen, mülteci krizinde kendine düşen rol ile ilgili rahatsızlıkları olan ve özellikle taraftar/yandaş medyanın sürekli beslediği infial hâline düşmüş İtalya, bir dijital yalan ve komplo teorisi üretim merkezi hâline geldi. En çok Gezi zamanında görünür olmak üzere bizlere pek de yabancı değil bu durum aslında. İtalyanların birçoğu, başlarına gelen ya da gelebilecek olaylarla ilgili yeni teoriler üretmeye, kendi yorumlarını gerçek gibi sunmaya başladılar. İtalya’nın toplumsal politika algısını da bu açıdan Türkiye’ye benzetiyorum: Türkiye kadar istikrarlı travma süreçlerinden geçmemiş olsa bile sürekli “öküzün altında buzağı arama” hâli onlarda da kronikleşmiştir. Buna dietrologia diyorlar. Yani dietro (arkası) ve logia (loji) nin birleşiminden oluşan kelime, görünenin arkasında farklı bir gerçek olduğuna duyulan inanç anlamına geliyor.
 
Jason Horowitz’in New York Times’ta 18 Ekim tarihli haberinde örnek verdiği birkaç trolleme vakasına da değinelim bu arada. Trollemek, düzeni bozan bir davranış, yorum, tartışma, haber, video, bilgi anlamına gelen, kullanıma yeni yeni girmiş bir sözcük. (Daha detaylı bilgi için şuraya bakabilirsiniz.) Bu sahte haberleri, işte bu trolleme amacıyla yayanlar da var, mesela 2009’dan beri Movimento 5 Stelle’nin (Beş Yıldız Hareketi Partisi) başkan adayı İtalyan komedyen Beppe Grillo’nun yaptığı gibi. Beppe Grillo kendi blogunda bir aşı-karşıtı olarak çocuklara yapılan bazı aşıların ölümlere yol açtığıyla ilgili sahte haberler yayınlamış ve bu sayede insanların bu konuya dikkatini çekmeyi amaçlamıştı. Grillo’nun kendisine yöneltilen sorulara cevabı ise şöyleydi: “İnsanların çok daha az inançlı olması gerekiyor.” Fakat İtalya politikasında, Beppe Grillo’nun aşı karşıtlığı propagandasından çok daha ciddi tezler öne sürüldü. Renzi’nin başbakanlıktan istifa etmesine yol açan 2016 referandumunun Rus ajanları tarafından manipüle edildiği haberleri neredeyse her yerde konuşulur hâle gelmişti.
 
Boldrini’nin başını çektiği bu deneysel eğitim projesinin amaçlarından biri de İtalyanların bu tip sahte haberlere ve komplo teorilerine karşı hazırlıklı olması ve kendilerini sıkıntı ve korku yaratabilecek bu gibi yalan haberlere karşı koruyabilmeleri. Facebook, bu eğitim programına sonunda yardım etmeyi kabul etti ve Google ile işbirliği yaparak, eğitim programına destek veriyor. Boldrini’ye göre Facebook’un işbirliğiyle yapılan bu proje, Avrupa geneli açısından bir pilot program görevi görebilecek nitelikte. Fakat öyle görünüyor ki, İtalya açısından da Avrupa’nın geneli açısından da bu konuda yapılacak çok iş var. Reuters’ın haberine göre geçtiğimiz Aralık ayında Avrupa Komisyonu’nun yayınladığı rapor, 24 saatte kontrol edilebilen nefret söylemi ve sahte haber oranının ülkeden ülkeye değiştiğini ve ortalama tüm yayının yüzde 40’ını oluşturduğunu belirtiyor. İtalya’da günlük ortadan kaldırılan nefret söylemi ve sahte haber oranı ise sadece yüzde 4.
 
Laura Boldrini, bir yandan Facebook’un ve diğer şirketlerin bu eğitim programına katılımının önemini kabul ediyorsa da, Facebook’un yapmadıkları hakkında da söyleyecek birçok şeyi var. Zuckerberg’e açık mektubunda söylediği gibi sadece kendisinin tespit ettiği Nazizm ve faşizm yanlısı en azından 300 grubun hâlâ aktif olabilmesi, Boldrini’yi çok rahatsız ediyor. Aynı zamanda kadınlara yönelik şiddetin dilsel arenasını oluşturan sosyal ağların başında gelen Facebook’un bu konuda yeterince önlem almadığını söylüyor.
 
Avrupa’nın genelinde de bu konu giderek daha ciddiye alınmaya başlanmış durumda. Almanların Müslüman mültecilerden korkup ülkeyi terk etmeye başladıklarıyla, Avrupa Birliği’nin kardanadamların cinsiyetini belirlemek ile ilgili aldığı kararlarla ya da İsveç Hükümeti’nin İŞİD’i desteklediğiyle ilgili sahte haberlerin toplumsal alanda beklenmeyen bir karşılık bulması, en sonunda birçok ülkeyi bu konuda harekete geçirdi. Avrupa Birliği bu “kasten yanlış bilgilendirme kampanyalarının” Rusya kaynaklı olduğundan emin gibi ve bu konuda Brüksel’de East StratCom adında bir araştırma ekibi oluşturdu. Amacı, Avrupa ülkeleri genelinde dezenformasyonun önüne geçmek ve demokratik temellerin bu yolla sarsılmasını engellemek.
 
Fakat Avrupa’da sahte haberlerle mücadele sadece komisyonların çabalarıyla sınırlı değil, ülkeler de kendi içlerinde çeşitli önemler alıyorlar. Merkel, ABD seçimlerinde sahte haberlerin etkisi hakkındaki asılsızlığı pek de kanıtlanamayan söylentiler üzerine “Artık birşeyler değişti,” demişti, “Bugün sahte sitelerimiz, internet robotlarımız var. Bu fenomenin varlığını kabul etmeli ve gerekirse kanunla düzenlemeliyiz.” Bunun üzerine Almanya’da, Silikon Vadisi’yle işbirliği yapan haber-kontrol şirketi Correctiv kuruldu ve konu hakkında çeşitli kanun hazırlıklarına başlandı. Almanya’nın ulusal istihbarat teşkilatı başkanı Hans-Georg Maassen’e göre de Rusya’nın tüm bu dezenformasyon kirliliğinde parmağı var ve bu sayede Alman politikasının istikrarını ve dengesini bozmayı amaçlıyor.
 
Avrupa üzerindeki sahte haberler gerçekten Rusya’nın bir oyunu mudur bilinmez, fakat ülke olarak çok yakından bizim de yaşadığımız bir şey var ki, sahte haber yayılması birçok insanı etkiliyor. En son, Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye’ye 20 Kasım sonrası yapılan Şengen vizesi başvurularını kabul etmeyeceklerine yönelik haber, birçok kişinin panik yapmasına neden oldu, fakat sonradan ortaya çıktığına göre bu haber yalandı.
 
Türkiye’de bu konu devlet tarafından daha, eğitim sistemine girecek kadar ciddiye alınmıyor, fakat en azından teyit.org gibi siteler sivil inisiyatifi ele alarak haberlerin doğruluğunu araştırmaya başladı. Sahte haberlerin yayılmasına araç olmamak ve gerekirse bunları ifşa etmek kadar sosyal ağ kullanıcılarının kadına yönelik şiddeti ve nefret söylemini sosyal ağlarda üretmemesi ve üretenleri gerekli mercilere bildirmesi, artık kişisel bir sorumluluk haline geldi. Boldrini’nin topluma böyle bir sorumluluğu yüklerken kullandığı ilk alan, yani liseler ve eğitim sistemi, sanırım tüm bu sosyal ağ kullanım profilinin temelini oluşturuyor. 1 hafta içinde başlayacak bu eğitimin sonuçları daha uzun süre içinde belli olacaktır, fakat anlaşılan Avrupa, bu konuyu gerek hukuki düzenlemeler gerekse de özel düzenleme ve kontrol şirketleri üzerinden kontrol altına almaya kararlı. 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design