Anasayfa / Yazarlar / Dijitalleşme, cinsiyet eşitliği ve teknososyoloji

03 Kasım

Dijitalleşme, cinsiyet eşitliği ve teknososyoloji

Beni hapishaneye tıkabilecek, işten atabilecek, goril olarak sınıflandırabilecek bir araçtan söz ediyorum...


2000’lerin ilk çeyreği küresel finansal kapitalizmin krizlerine yama yaptığı, yerel ve bölgesel çatışmalar, ayaklanmalar, savaş ve çatışmaya bağlı göç dalgalarıyla bezeli olarak geride kaldı. Buna müteakip ırkçılığın, milliyetçiliğin, otoriter sağ siyasetin ve şiddetin tüm coğrafyalara tekrar musallat oluşunu gördük, görüyoruz. Bu yıllar aynı zamanda bilgisayar teknolojisi ve internetin gündelik hayatın her yanına yayıldığı yıllar oldu. Tarihselleştirme ve yerel bağlamlar içerisinden yorumlama bu yüzyılın içselleşen bilgilerinden biri. Ben de böyle bir bakış açısıyla iki tarihsel söylemi ve ajandayı kesiştirmeye çalışacağım.
 
Birleşmiş Milletler (BM), kendisine üye 192 ülkenin öncelikli gündemini Binyıl Kalkınma Planı olarak ilan etti (New York, 2000). Sekiz temel hedef üzerine kurulu bu planda, küresel ölçekte açlık ve yoksulluk, doğum sırasında anne ölümleri, yeni doğan ölümleri, gelir dengesizliğini azaltma, çevre korumaya ilişkin önlemler gibi sosyal kalkınmacı olarak adlandırılabilecek siyasalar gündemdeydi. Buna ek olarak kız çocuklarının okullaşma oranlarının yükseltilmesi, kadınların siyasete katılımı gibi doğrudan cinsiyet bazlı sosyal politikalar oluşturulması da temel konulardı.
 
2015 yılına kadar gerçekleştirilmesi gereken bu on beş yıllık kalkınma planı hakkında yazılan değerlendirme raporunda[1] hedeflerden hangilerinin dünya çapında gerçekleştirildiği rakamsal olarak ifade edildi. 2015 yılından sonra ilan edilen ikinci on beş yıllık hedefler ise 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Planı olarak ortaya kondu. Bu plan diğerine kıyasla açıkça cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını hedeflerinden biri olarak tanımlıyordu.[2]
 
Dolayısıyla seçtiğim iki tarihsel kesişim noktasından birini bu ajanda oluşturuyor. İkinci ajanda ise bilim ve teknoloji alanına dair, 2020’lerde bilgisayar teknolojisi ve internet tabanlı algoritmaların geleceği hakkındaki öngörüler. Bir başka ifadeyle tıpkı keşfedildiğinde elektriğe olduğu gibi çip teknolojisi ve internetin önce tüm hayatımıza yerleşeceği sonra da kendisini unutturacak kadar onunla yoğrulmuş olarak iç içe yaşayacağımız yaklaşımı.
 
İnternet ağları ve küresel internet kullanımı üzerine
 
60’lı yıllarda NASA’nın sahip olduğu bilgisayar teknolojisi bugün herhangi birinin evinde ya da cebinde. Yıl yıl açıklanan internete erişim rakamları teknoloji hakkındaki öngörüleri destekliyor. İnternete erişim, en az bir cihazın kullanıldığı anlamına geliyor ki bu da öyle ya da böyle teknolojiye erişim imkânı demek. Türkiye için rakamlar orta şekerli.[3]
 
Dünya nüfusunun yarısından fazlasının internete erişimi yokken bazı batı ülkerinde bu oran neredeyse yüz üzerinden yüzü bulmak üzere. Bireysel internete ulaşım oranlarında İzlanda 98,2 gibi muazzam bir dijitalleşme düzeyine sahip. Hane bazında bakıldığında ise Güney Kore 98,8 ile başı çekerken arkasından gelen ülkeler Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri... Cinsiyet eşitliğinin sağlanması hedefini 30 yıllık kalkınma planları içerisinde görmeyi hayal edemediğimiz ülkeler bunlar.
 
İnternete en az erişimin olduğu ülkeler ise Afrika ülkeleri.[4]
 
İnternette en çok içerik üretilen diller ise başta İngilizce olmak üzere sırasıyla Çince ve İspanyolca. Çin’in de erkek-devlet-otorite yapısı mâlum. Şimdilik BM hedefleriyle çelişen çok fazla yapısal sınır olduğunu söylemekle yetinelim.
 
Teknolojinin sosyolojisi ya da tekno-sosyoloji
 
Teknoloji konusundaki öngörüler şeytanî ve ölümcül, ilahî ve hayat kurtarıcı olmak üzere iki kutba bölünmüş durumda. Oysa gerçekte olan konunun gri bölgelerle sarmalanmış olduğu. Her şeyin otomatlaşmasının getireceği yoğun işsizlik, küresel ısınmanın hâlâ ciddiye alınmaması, gelir adaletsizliği, yaygınlaşmış yoksulluk, teknolojikleşmenin iddiasına soyunduğu biçimde hayatlarımızı kolaylaştıramadığının göstergesi.
 
Fakat kanser teşhisinde bir doktora göre yüzde doksan erken tanı yapabilen yapay zekâ algoritmasının “iyi” olmadığını kim söyleyebilir ya da enerji tüketimini azaltacak akıllı şehirler gibi şeylerin fütüristik olmaktan çıkmasının etkileyici olmadığını? Dolayısıyla olduğu hâliyle bu hızlı gidişteki arızaları gören, sosyal alanların daha kontrollü bir biçimde teknolojikleştirilmesinin gerektiğine inananların sayısı da hızla artıyor.
 
Bu noktada biraz Zeynep’ten bahsetmek istiyorum, oldukça etkileyici biri… Gözü coğrafyamıza da dönük olsa da Amerika’da akademisyen. Yakın geçmişte tanık olduğumuz işgal hareketleri, Kuzey Afrika kıtasındaki isyanlar (Arap Baharı diye anılsa da Suriye’de olduğu gibi gayya kuyusu hâline dönüştüğü için bu isimden özellikle kaçınıyorum) ve Gezi Parkı ayaklanmasını da içeren protestoları ve bu protestolara içkin teknolojiyi tartıştığı bir kitabı Yale Üniversitesi Yayınları’ndan taze çıktı.[5]
 
Zeynep Tüfekçi, geleceğin sosyal bilimlerinin karşılaşacağı bir dolu soruyla uğraşıyor. Teknolojinin toplumsal yansımalarını takip ederek etik, politik uzantılarını mesele ediniyor. Bilgisayar ve çip teknolojisiyle birleşerek etrafımızı kuşatan internetin dönüştürdüğü alanlara bakıyor ve teknolojinin olumsuz sonuçlarından kaçınmak için uygulamarın neye benzeyebileceğini hayal etmeye çalışıyor. Kişisel web sitesinin ismi “technosociology” yani tekno-sosyoloji. Özel ilgi alanlarından biri internet tabanlı yapay zekâ algoritmaları. Hayatlarımızı etkileyen kritik kararları alarak tüm toplumsal dokuyu örgütleyebilecek gücü olan bu programlar hakkında sorulması gereken soruları soruyor.
 
Zeynep Tüfekçi, yapay zekâ tartışmalarının moral değerler konusundaki tartışmaları önemli kıldığını düşünüyor.[6] Bu konuda verdiği örnekler gerçekten birbirinden çarpıcı. İşe alım gerçekleştiren algoritmalardan sağlık sistemlerine, suç önleme sistemleri olarak kullanılan suç tahmin ve takip sistemlerinden sahte haber ayıklama algoritmalarının nasıl işlediğine uzanan birçok örneğe bakıyor. Bu programların temel özellikleri devasa büyüklükteki datayı (fizikî ya da duygusal; görsel-işitsel ya da metinsel; biyolojik ya da davranışsal vb. veri) dijital kaynaklardan toplayarak belirlenen ihtiyaca göre analiz etmesi, niteliksel ve niceliksel sıralamalar yapması. Cinsiyet eşitliğinin sağlanmadığı, sömürgeciliğin kuşattığı bir dünyanın ürettiği verilerden; bu verilere göre tasnif ve tasdik yapacak olan öğrenebilir programlara bırakılacak büyük kararlardan söz ediyoruz.
 
Cinsiyet eşitliği mi?
 
Birleşmiş Milletler fonları ya da sözleşmeleri bağlayıcılığından çok prestiji olan ve fon kaynaklarının öngörülen hedeflere yönelik olarak kullanılabildiği bir alan. Türkiye de bu süreçte bazı sözleşmelere taraf oldu.[7] Kadın hakları konusunda adımlar atılacağı taahhüdü ile projeler geliştirildi, kaynaklar alındı vesaire.
 
Bu süreçte, cinsiyet eşitliğinin sağlanması hedefinin kıyısından geçmeyecek şekilde, pek çok ülke hükümeti, cinsiyetçi bir hukuka yaslanmaya devam etti. Şiddeti ve toplumsal tabakalaşmayı besleyecek politikalardan, sermayeye sınırsız serbestlik, canlılara sömürü ve polis şiddeti dağıtan hamlelerden vazgeçmedi. Kadın bedenine yönelik saldırı demek olan kürtaj yasağı, boşanmayı zorlaştırma, yaşlı ya da çocuk bakımını ev içi kadın emeği sömürüsüne bindirme gibi konular tüm dünyada sağ hükümetlerin ortak stratejilerinden oldu vesaire.
 
Özel olarak ise Türkiye, Avrupa Birliği ya da Birleşmiş Milletler vizyonundan Şangay Beşlisi çizgisine geçme çabasında. Çin ve Rusya’nın başını çektiği ekipte üye ülke olmasa da diyalog ortağı statüsünde 2012’den beri yer alıyor. Fonlar ve işbirliği örgütlenmeleri yalnızca maddî olarak neyin dolaşımda olacağını belirlese de değer üretimi anlamında pek çok şeyin öncelikli gündem olup olmayacağını da belirliyor. Rusya ve Çin’in otoriter-erkek-devlet istediği mâlum. İki ülkede de LGBTİ+ var oluşlar baskı, yasak ve suç kıskacına alınmış durumda. İfade özgürlüğü ise bir hayal.
 
İşin teknoloji boyutuna gelince, ufak bir Google araştırması ile teknoloji şirketlerinde önemli pozisyonlarda çalışan kadınların sayıca azlığı, büyük şirketlerde bile eşit işe eşit ücret beklentilerinin “zamanla çözülür, sabredin” CEO-yorumlarıyla ya da mobingle çevrili olması, başlangıçta “kadın işi” olarak görülmesine rağmen – bir çeşit sekreterlik gibi görülüyor ve yazılım dişilere donanım yani mühendislik erkeklere kalsın isteniyor imiş – kod yazmanın giderek erkeklerin tekelinde ve erkek-kardeşliği etrafında örgütlenerek duvarlarını aşılamaz bir biçimde yükseltmesi üzerine yüzlerce haber, yazı, araştırma bulunabilir.[8]
 
Google’ın fotoğraflar için geliştirdiği yüz tanıma algoritması siyah insanların fotoğrafını goril diye etiketlemişti, Microsoft’un ceosu eşit ücret talep eden kadınlara bekleyin teknoloji çözer demişti[9], Standford Üniversitesinin geliştirdiği yüz hatları tarama algoritması ile cinsel yönelim tespiti yapan bir uygulama geliştirmişti[10], yine Microsoft’un sohbet robotu Hitler sempatizanı ve feminist düşmanı olmuştu[11], önyargılı polis raporları yüzünden hafif suç işlemiş bir siyah ağır ve kerelerce suç işlemiş bir beyaza göre “suç potansiyeli daha yüksek” olarak etiketlenmişti, seks endüstrisi “felsefe hakkında konuşan” şişme kadın üretmişti vesaire… Web üzerinde dönen seks pazarı ise başlı başına dev bir konu. Burada virgül koyarak biraz feminizmin sözünün yaygınlaşmasına, cinsiyet eşitliği taleplerinin yükselmesine rağmen algoritmalarımızın cinsiyetçi kararlar alarak patriyarkayı güçlendireceğine dair kuşkularımızın sebeplerinden bahsetmek istiyorum.
 
Teknoloji ile cinsiyet arasındaki ilişki konusunda, cinsiyetçiliğin her zamanki iki yüzlülüğünü ifşa etmesi açısından Yıldız Ecevit’in makalesi iyi bir örnek. Erkekler güçlüdür. Kadınlar zayıftır. Erkekler daha akıllıdır, tekniği kavrar; kadınlar daha duygusaldır, teknikten anlamaz. Bu cinsiyetçi önyargılar tarihsel olarak başka bir gerçekle karşılaşır: Teknoloji kaba güce olan ihtiyacı azaltır.
 
Ecevit, Bursa’daki konserve fabrikalarının teknolojik olanlarında erkek istihdamının daha yaygın olduğunu bulgular. “Kaba güce” ihtiyaç duyan eski makinelerle kadınlar daha çok çalışıyor yani. Neden? İlkel makineli fabrikalarda ücretler daha düşük ve “erkekler” mekanikten, teknikten, teknolojiden daha iyi anlarlar cinsiyetçi yargısı[12], erkek-egemen dünyada “kaba güç sahibi olmak” ile iligli diğer yargıyı keyfince askıya alabiliyor. İşine gelen yerde o, işine gelen yerde bu argümana sırtını yaslayarak devam ediyor. Çifte piyango. Kadınlar hem güçsüz, zayıf olarak etiketlenmeye devam ediyor hem de ağır makinelerde çalıştırılıyorlar.
 
Gelelim internetle birleşmiş teknolojiye, Zeynep Tüfekçi işe alım yapan bir insan kaynakları algoritmasının, süreci verimli hale getirirken aynı zamanda doğuma bağlı depresyon geçiren ya da izin alan birinin “daha zayıf”, “verimsiz”, “depresyona meyilli” olarak etiketlenmeyeceğini temin etmeliyiz. Bunun garantisini verebilmenin bir yolu olmadığını düşünüyorum. Engelleyici, sınırlayıcı kodlar konulsa da temeldeki problem çözülmedikçe yani gündelik hayatın her alanına sirayet eden “insanî önyargılar” değişmedikçe biz istemesek de algoritmalar bu “kararları” verecektir.
 
İnternet sınırlanabilir, yasaklanabilir hattâ yok edilebilir bir araç değil. İnternetin halkın kullanımına açılması da devletlerin lütfuyla değil, doğası gereği ele avuca sığmazlığıyla ilgili. İlk web uzantısının kodlarını yazan insanların, bu icadın Libya’daki diktatörü devireceğini öngöremeyeceği de mâlum...
 
Peki ne yapabiliriz? Öncelikle internet ve bilgisayar konusundaki bilgi, her yaşın ihtiyacına göre düşünülerek hayatımıza eklenmeli. Beni hapishaneye tıkabilecek, işten atabilecek, goril olarak sınıflandırabilecek bir araç açıkça görülüyor ki matbaanın keşfinden, radyo dalgalarıyla yayın yapabilmekten farklı sonuçları olan bir şey. Radyonun mekaniğini anlamasam da onu kullanabilmemin yettiğini söyleyebilirdim ama radyo, musallat olup beni sabahtan akşama takip edemezdi. İnternete dayalı bir yaşamda tüm yaşamımız istesek de istemesek de gözetim ve buna bağlı olarak da denetim altında. Bundan en çok etkilenen hâlihazırda baskı altında tutulmuş toplumsal kesimler olacaktır. Dolayısıyla ırkçılık ve cinsiyetçiliğin peşini teknolojinin her uzantısında kovalamalıyız.
 
 
[3] Türkiye istatistik kurumunun “Hane Halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması 2017” Ağustos ayında yayımlanan raporuna göre internet kullanan bireyler %66,8. Hane bazında ise bu rakam 80,7. http://www.tuik.gov.tr/HbPrint.do?id=24862 son erişim 22.10.2017.
[4] Evrensel haber, “Dünya nüfusunun yüzde 53’ünün internet erişimi yok”, 17 Eylül 2017, https://www.evrensel.net/haber/332620/dunya-nufusunun-yuzde-53unun-internet-erisimi-yok, son erişim 22.10.2017.
[5] Tüfekçi, Zeynep, Twitter and Tear Gas: The Power and Fragility of Networked Protest, Yale University Press, 2017.
[7] Örneğin özellikle gölge raporlar yazılarak kadının insan haklarının geliştirilmesi 90’lı yılların sonundan itibaren uygulandı. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)  http://www.kadinininsanhaklari.org/programlar/savunuculuk/ulusal-duzeyde-savunuculuk/kadina-karsi-her-turlu-ayrimciligin-onlenmesi-sozlesmesi-cedaw/
Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani İstanbul Sözleşmesi bir başka örnek olarak gösterilebilir (2014). https://www.morcati.org.tr/tr/266-istanbul-sozlesmesi-bugun-yururluge-girdi
[8] Geçen yılın üç dalda Oscar Adayı film Hidden Figures(2016), NASA’da çalışan siyahi kadınların kimsenin çalıştırmayı beceremediği IBM bilgisayarlarını kod yazmayı çözerek nasıl çalıştırdığını ve ilk başarılı uzaya gönderilen roketteki unutturulmuş büyük paylarını anlatıyor. http://www.imdb.com/title/tt4846340/
[9] The Guardian, “Microsoft CEO Satya Nadella: women, don't ask for a raise”, 2014, https://www.theguardian.com/technology/2014/oct/10/microsoft-ceo-satya-nadella-women-dont-ask-for-a-raise
[10] The Guardian, “New AI can guess whether you're gay or straight from a photograph”, 2017, https://www.theguardian.com/technology/2017/sep/07/new-artificial-intelligence-can-tell-whether-youre-gay-or-straight-from-a-photograph
[11]Kovar, Nehir, “Zo ve depolitize edilmiş zekası” , Çatlak Zemin, 2016, http://catlakzemin.com/zo-depolitize-edilmis-zekasi/
[12] BÜKAK, “Neoklasik İktisata Feminist Eleştiriler: Şemsa Özar ile Sohbet”, 2008. http://www.bukak.boun.edu.tr/?p=87


Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design