Anasayfa / Yazarlar / Bilinç, ölümsüzlük bahşeden Tanrı mıdır?

22 Kasım

Bilinç, ölümsüzlük bahşeden Tanrı mıdır?

Einstein’ın gerçekten bozuk parası mı yoktu ya da Japon âdetlerinde bahşiş olmadığı için mi böyle bir hediye söz konusu olmuştu?

 
Aldı mı beni bir merak hem de ne merak. İnsan bazen takılıyor. Gazetede okuduğum bir habere göre 2050 yılında bedeninden memnun olmayan, bir gerekçe göstermeden istediği değişikliği yaptırmak için ameliyat masasına yatabilecek.
 
Bu görüşün sahibi Çin’de canlı ameliyat ile ilk kafa naklini yapmaya hazırlanan İtalyan cerrah Sergio Canavero.
 
Yaşarken görüyoruz en zor olan kafaları değiştirmek aslında. Beğenmediğimiz kafaları bir ameliyat masasında değiştirmek böylesine kolay olacak demek ki, eh harika…
 
Canavero’ya göre beyin haritası çok önemli, bilinç ise tanrı! Bilinç sadece tıbbın değil, fiziğin, mekaniğin ve hattâ dinin de içinde olduğu sonsuz bir derya. İçinde ne olduğunu ve nasıl çalıştığını anlamak çok zor. Bilinci kontrol edebilmek demek, öleceğinizi anladığınız zaman “daha da yaşamak istiyorum” deme seçimi yapabilmektir. Bu seçim ölümsüzlüğe yaklaşmak demek. Bazılarının ruhanî dediği şeye, Canavero bilinç demeyi tercih ediyor.
 
Ölümsüzlük bilinç ile geliyor, merakım ve heyecanım gittikçe artarken beyinsel sezgisi, bilimsel sezgiye dönüşen ve yüzyıl sonra ispat bulan Einstein’a aklım takıldı. İşte bir ölümsüzlük formülü daha dedim.
 
Albert Einstein’ın geçen haftalarda Kudüs’teki açık artırmada, 5.8 milyon TL’ye satılan “mutluluk formulü içeren iki notu” nun detaylarına baktım.  Dedim ya  takıldım bir kere.
 
Tokyo’da Imperial Otelde Einstein’in otel çalışanına verdiği iki not sahiden bozuk parası olmadığı için mi verilmişti yoksa Nobel’i aldığını öğrendiği için verdiği anlık duygu notları mıydı?
 
Einstein’ın gerçekten bozuk parası mı yoktu ya da Japon âdetlerinde bahşiş olmadığı için mi böyle bir hediye söz konusu olmuştu?
 
Baktım ki günlük sıradan, anlamsız meraklarım netleşmiyor, merakımı biraz daha yukarıya taşıdım. Merak çıtamı yükseltmek istedim.
 
Einstein, Japonya’ya gittiği yıl olan 1922’de Nobel ödülünü almıştı. Ne demişti de almıştı, birisi sorsa bunu nasıl anlatmalı, nasıl ifade etmeliydi? Bu merakla hamle yaptım. İlk adımda herhalde şu söylenebilirdi; ışık, uzay, zaman, kütle Einstein’in yaşam konularıydı. Einstein evrenin sırlarını arıyor, nasıl oluştuğuna dair teorik ispatlar peşinde, belki de farkında olmadığı “mutluluğunu” kovalıyordu.
 
Önce tüm bu bilimsel arayışını çevreleyen bir “Genel Görelilik Teorisi” oluşturmuştu.
 
Uzay oluşumunu bu genel teorisi üzerinden aramaya koyuldu. Örneğin Einstein’e göre eğer iki kara delik birbiri ile çarpışırsa ortaya adeta bir uzay tsunamisi çıkardı. Bu da evrenin yapısına ağırlık verecekti. Uzay zaman yapısı zaman içinde farklılaşacak, değişecekti.
 
Amatör bir fizik meraklısı gibi tesadüfen bunları yeniden keşfederken, Einstein’ın yüz yıl önceki teorik öngörülerinin bu yıl Nobel alan ABD’li üç fizikçi tarafından ispatlandığına denk geldim, heyecanım iyice hız kazandı.
 
Kip Thorne, Rainer Weiss ve Barry Barish 300 milyon yıl önceki evrendeki bir sapa noktadaki iki kara deliğin çarpışmasının dalgalarının dünyamıza ulaştığını saptadılar.
 
Böylece Einstein’in beyinsel sezgisi ile öngördüğü ispatlandı. Yüz yıl sonra önceki bilimsel sezgi bilimsel ispata döndü. Büyük bir mutluluk sayılmaz mı? Einstein yaşasa idi çok sevinmez miydi?
 
Tabii ki sevinirdi hem de çok ama Einstein 5.8 milyon TL’ye alıcı bulan “mutluluk formülü” ne diyordu, bunu teyit ediyor muydu, ne gezer?
 
Sakin ve mütevazı bir yaşam, başarı peşinde koşmanın neden olduğu daimi huzursuzluktan çok daha fazla mutluluk getirir.
 
Şimdi yaşıyor olsa ve 100 yıl önce uzaya yönelik beyinsel sezgilerinin ispatlandığını görse bugün aynı şeyi söyler miydi, acaba? Tekrar tekrar bunu sordum kendime.
 
Ayrıca Japon görevliye verdiği ikinci not da pek “huzur arayan” birisinin reçetesine benzemiyordu. Orada da “irade var ise, bir yol da vardır” diyordu.
 
Evrenin sırlarını çözme iradesi onu dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bilimcilerinden bir yapmakla kalmadı, başarı huzursuzluğu onu “ölümsüzlükle” ödüllendirdi.
 
Yüz yıllık öngörü doğrulandı çünkü. Gerçekten bu yılki Nobel ödülleri bize muhteşem bilimsel bir şölen yaşattı, ilgilenirseniz tabii ki…
 
İlgilenenler için bir başka minik “mutluluk formülü” de astrofizikçi ve bilimci Stephan Hawking’den geldi.
 
Birden bire 50 yıl önce yazdığı doktora tezinin tamamının İnternet üzerinden yayınlanmasını istedi.
 
“Genişleyen evrenin özellikleri” konulu tez insanoğlunun uzay ve kara deliklerin fiziği hakkında en kapsamlı içeriğe sahip  bu da talihsiz Hawking’i şimdilik ölümsüz yapıyor.
 
Ama şahsen beni çok şaşırtan ve sevindiren gelişme Hawking’in tezinin yayınlanmasını istemesi sonrasındaki süprizde oldu.
 
Ne olduğunu, neye şaşırdığımı, neye sevindiğimi söyleyeceğim. Ama önce bir yandan da “kokmasın” diye tuzlandığı için hayatını kaybeden yeni doğan bebek haberlerini duyduğumuz bir Türkiye’de yaşadığımızı hatırlatmak isterim.
 
Yarınını göremediği için huzursuzluğu ve mutsuzluğu sürekli artan, sosyal, ekonomik ve politik olarak tepetaklak yuvarlanan bir ülke ortamının bizleri nasıl bunalttığını anımsatırım.
 
Zaten fizikçiden fizikçiye, Einstein’den Hawking’e insanlığın beyinsel hazinelerine bir anlığına da olsa takipçi olmak bu nedenle insanı nefeslendiriyor, mutlandırıyor, umutlandırıyor.
 
Bir anda iki ayrı vitesli bir dünya ile karşılaşıyorsunuz gibi geldi bana. Biri oksijensiz bırakıyor, ikincisi dağ havasına uğramış hissi veriyor.
 
21. yüzyılın hazmedilmesi zorluk getiren hızlı gelişimi, demokratikleşmenin hızlı yaygınlığının getirdiği irtifa kaybı, geniş bir pencerenin geniş açılı bir zaman dilimine sığınıp güncele bakmayınca hırpalanıp fena yoruluyorsunuz.
 
Ama insanlık âleminin bilimsel yolculuğu ise kendi yolculuğuna hiçbir toplumsal zorluk ve engele takılmadan muhteşem bir şekilde menzile doğru yürüyor. İlgilenince görünen gerçek bu.
 
Einstein’ın “mutluluk formülü” ile “irade ve istek güzellemesi” belirten kısa notları servet getiriyor. Yüzyıl önceki evren sırlarını çözen beyinsel sezgileri yüz yıl sonra ispatlanıp, ispatlayan üç bilimci Nobelle ödüllendiriliyor.
 
Benim Hawking’den anlığına tattığım minik mutluluk kazanımı 50 yıl önceki tezinin İnternete yüklendiğini müjdeleyen haberin son satırını okurken oldu. Çünkü tezi edinmek isteyenlerin koskoca Cambridge Üniversitesi’nin İnternet sitesini çökerttiğini gördüm.
 
Bunun Türkiye’deki sığ, çekilmez, ilkel, renksiz ve itici hem de ürkütücü ortamımızda Hawking’in 50 yıl önceki tezini edinmek için Cambridge Üniversitesi İnternet sitesini çökerten insanların, dünyalıların olduğunu görmek, onların varlığından haberdar olmak az bir mutluluk bahşişi mi? Haklı değil miyim?
 
İyi ki insanlığın ışıldaklı yüzü bilim var. Bunu mırıldandım. Malesef  sürekli o dünyalarda gezinmesek de gazete haberlerinin kıyılarında sıkışmış parıltılar bile anlık mutluluk bahşişi oluyor. İnsanlığın geleceğine güven tazeliyor. Günün dışına çıkartıyor.
 
Bu bile içinde bulunduğumuz boğucu sığlıkta çok büyük bir kazanç sayılır. En azından ben böyle hissettim… 
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design