Anasayfa / Yazarlar / Sanal delil, algısal yargılama

29 Kasım

Sanal delil, algısal yargılama

Olan bitenden rahatsız olmuş olacak ki HSK Başkan Vekili Mehmet Yılmaz 17 Kasım’da çok önemli bir açıklamada bulundu

 
Bir anda Türkiye’de çakmak kullananları göz altına almaya başlasalar, savcılar ballandıra ballandıra sanıkların çakmakları üzerinden hikâyeler uydursa, herkesin küçük dilini yutacağı senaryolar düzerek çok ağır cezalar istese, bu savcıların ilişkide olduğu sözüm ona gazeteler de umacı masallarla algı operasyonu bombardımanına girişip, yalan imalatında hayâ tanımasa, mahkemeler de bu iddianameleri kabul etmekle kalmayıp, çok ciddi bir yargılama görüntüsü altında, hukuka mevzuata aldırmadan insanları aylarca tutuklu olarak hürriyetinden yoksun bıraksa ama tek bir hukuksal delil göstermese ama korku ile baskı ile zorbalıkla herkes ödü patlamış bir şekilde bu algı operasyonları üzerinden çakmak etrafında şuurunu yitirmiş bir hâlde suçlu olup, olmama tartışmalarına girişse, böyle bir ülkeye topluma devlete nasıl bakarsınız, nasıl tanımlarsınız?
 
Ben bir hukukçu olarak kendi adıma kestirmeden yasaların suç saymadıklarını algı operasyonları üzerinden suçlama ve yargılama konusu yapan görevli medyasının öcü masallarıyla bu hortlamaya alkış tutan bir ülkeye en hafifinden, kibar yaklaşımla “hukuk devleti” diyemem.
 
Diyene de çok gülerim.
 
Ama malasef Türkiye’nin durumu da tam bu. “Çakmak kullanıcıların” zanlı hâle getirilmesine kimsenin şaşmıyacağı, herkesin korkuyla çakmaklar üzerinden adalet konuşabileceği bir çıldırma eşiğini çoktan aştık.
 
Yasal değil, sanal kriterlerin geçerli olduğu, yargının algı yargılaması yaptığı bir dönem yaşıyoruz.
 
Yasa suç saymıyor ise suç gibi takdim etme sanal bir algı operasyonu sayılır.
 
Ciddi devlet ve toplumlar anayasanın, kanunların, genelgelerin, tüzüklerin  kısacası yürürlükte olan hukusal mevzuatın suç saymadığı, özgürlük ve serbesti alanındaki fiil ve eylemler bir anda koyu bir faşizmin ve korku imparatorluğunun keyfine göre suçlama nedeni olmasın diye “hukuk güvencesi ilkesi” kavramı geliştirilmiş.
 
Hukuk güvencesi ilkesi bireylerin yürürlükte olan kanunların güvencesi altında olduklarının teminatıdır.
 
Suç sayılmayan eylemler suçmuş gibi pazarlanamaz. Yargılama konusu edilemez.
 
“Hukuk güvencesi” ilkesi güya Türkiye’de de var. Daha doğrusu kâğıt üzerinde vardı. 15 Temmuz sonrası boğularak katledildi.
 
Anayasanın 38. maddesi “kimse işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” diyor.
 
Türk Ceza Kanununun 2. maddesi de “kanunun açıkca suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez” diyor.
 
Yargı bürokrasisi kendi kanununa uymaz ise ne yapılır?
 
Ağaca çıkanlar, eski Alman Başbakanını devreye sokanlar, bu çaresizlik nedeni ile pratik hukuksal çareler bulmaya çalışıyorlar.
 
Dünya da şaşkınlıkla izliyor.
 
Devletin ve toplumun hukuk olmadığı için çökmeye başladığını gören bir kesim, hukuksal bir sağduyu aramaya girişmiş olmalı ki, Yargıtay 16. Ceza Kurulu kamuoyuna sempatizan kararı olarak yansıyan önemli bir içtihat açıkladı.
 
Kararın amacı kanunların suç saydığı ile suç saymadıkları üzerinden ayrıma gitmek, keyfî kriterler uydurarak algı operasyonları üzerinden “algısal yargılama” gibi akıl dışı skandallara savrulmaya son vermekti.
 
Buna da örneğine pek rastlanmayacak bir şekilde Ankara C. Başsavcısı karşı çıktı. 16. Ceza Dairesinin söz konusu kararını yerel mahkemelerin tanımaması gerektiğini söyledi.
 
Hukuk olmayınca her türlü şaşkınlık uyandıracak keyfîliğe hazır olun ama kemerlerinizi de bağlayın. Çünkü başımıza her  şey gelebilir.
 
Olan bitenin olumsuzluğundan rahatsız olmuş olacak ki HSK Başkan Vekili Mehmet Yılmaz 17 Kasım tarihli Hürriyet Gazetesinde Deniz Zeyrek’e önemli bir açıklamada bulundu.
 
Çok önemli iki hatırlatma yaptı; “hukuk güvencesi ilkesi” babından Anayasanın 38. maddesini hatırlattı, ikincisi de 16. Ceza Dairesi kararının bir içtihat mahiyetinde olduğunu vurguladı.
 
Türkçesi “suç uydurmayın, algı operasyonu üzerinden yargılama yapmayın” ve “yürürlükte olan yasalara uyun.”
 
Bu Nasrettin Hoca örneği gibi hukukçular için önemliydi. Ama bakalım savcılar, hâkimler bu uyarıyı duyacak mı? Yoksa sanal kriterler üzerinden algı yargılamaları devam edecek mi?
 
Kısa bir zaman sonra 15 Temmuz sonrası özellikle darbe yargılamaları dışındaki davalarda, en vâhim halini de medya davalarında izlediğimiz şekilde, bir hüzün ve utanç dönemi olarak anılacak.
 
Keşke algı üzerinden operasyon parçası olmaya çok gönüllü hukuk fakültesi diploması tanıyan bunca kişi olmasaydı.
 
Mesleğim nedeniyle canlı tanığıyım ve elimde fazlası ile belgesi var; yaptıkları  bir çok davada “çakmak” kullananları aniden sanık haline getirmekten farklı değil.
 
Son olarak şöyle söyleyeyim; bir hukukçu olarak ben utanıyorum…

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design