Anasayfa / Yazarlar / Aslı ve Aysel'den özür dilerim

24 Aralık

Aslı ve Aysel'den özür dilerim

Siz, bu ülkede kadın tacizi ifşasından neyin edebiyatını bekliyorsunuz?

 
Aslı Tohumcu'nun Bavul'un Aralık sayısındaki yazısını birkaç kez okudum.

Benim ezberim çok özetle şuydu: Bir yazı aylık dergide çıkar, cevap ihtiyacı hissedersem o dergiye yazı gönderip, cevabın çıkıp çıkmayacağını beklerdim.
Artık böyle olmuyor. Bu işler artık başka türlü yürüyor.

Aslı Tohumcu'nun yazısına tepki vermek için, derginin Ocak sayısını beklemeden herkes kendi meşrebince lafını sosyal medyada yazdı.

Tohumcu, erkeğin dilinden taciz anekdotları anlatmış.

Aslı'nın yazdığı "edebî" bir metin mi? Sosyal medyadaki tepkilere bakarak sordum. "Edebiyat değil" filan diyenler var. Ne önemi var? "Edebiyat" mı olması lazım? Altıparmak-Çekirge hattında bir belediye otobüsünde ilkokul öğrencisi bir kız çocuğunu üstelik ‘’aletiyle’’ taciz etmenin bir hikâyesi olabilir tabii ki. Yazılabilir. Ama Aslı'nın yazısında kim, neden edebiyat arıyor?

Niyeyse cümle âlem, Tohumcu'nun yazdığı şu paragrafa takıldı:

#BenDe sürtündüm belediye otobüsünde bir ilkokul öğrencisine. Altıparmak-Çekirge hattında. Okuldan evine gitmek dışında yaptığı, yapmak istediği bir şey yoktu. Siyah beyaz jilesinin altındaki pamuklu donunu hayal ederek yasladım aletimi küçük kıçına. O kalabalıkta kaçacak yeri yoktu. İlk kez geliyordu böyle bir şey başına ve yaşı da çok küçüktü, kalakaldı zaten. Çekirge’ye kadar baktım keyfime. Sağa sola, öne arkaya gidip gelirken boşaldım hattâ. Herkes inerken o hâlâ kıpırdamadan duruyor, ağlıyordu. İnip aynı hatla döndüm, gittim gideceğim yere. Kızsa liseye kadar otobüse binemedi.

Oysa Tohumcu, laf atan erkeği (ne kadar masum değil mi), aynı dergide yazdıkları erkeğin tacizini, İstiklal Caddesine çıkmış bir kadına cinsel saldırıyı, bir kocanın karısına tahakkümünü de yazdı. Bakıyorum da, ilk paragraf dışında yazı tartışılmamış.

Aslı'nın yazısının ne ilk paragrafında, ne de yazısının tamamında bir edebî anlatı var. Edebî hiçbir enstrüman yok. Benzetme, eğretileme, yani mecazmış metaformuş... Aletini küçük kıça dayayan erkek, sanki bir futbol takımının U-17 takımı antrenmanında arkadaşına bunu anlatıyor. Ya da kahvede kurmuşlar okey masasını, "Olm bugün ne yaptım biliyor musunuz" diye lafa başlamış. Devam etmemi beklemeyin, bir erkek olarak bir sürü cümle kurabilirim.

Burada neyin edebî anlatımını arıyoruz ve niye? Bir soru daha! Edebî bir metnin ölçüsü ne? Bunu kim tayin ediyor? Bukowski'yi sevip Aslı'ya saldıranlar bunu cevaplasın.

Ayrıca şunu da ekleyeyim: Aslı'nın yazdıklarını Bavul dergisinde değil de, bir duruşma tutanağında okursanız ne yapacaksınız? Neyin edebiyatını arayacaksınız? Böyle bir tutanaktan size birkaç cümle kurayım isterseniz. Anlatan Aslı değil, taciz mağduru on altı yaşında bir genç kız.
                 
"Annemle babam dört yıldır ayrılar. Ben annemle yaşıyorum, hafta sonları babama gidiyorum. O hafta sonu babam bir iş görüşmesi için şehir dışına çıkmıştı, annem de şehir dışındaydı, kursu varmış. Beni dayıma teslim etti. Dayımın kızı ve oğluyla zaten arkadaşız. O gece uyumak üzere ben dayımın kızıyla odaya çekildik. Uykuya dalmak üzereydim. Dayımın baş ucumda fısıltısını duydum. Aysel dedi, salona gelir misin sana bir şeyler anlatacağım. Dayım yani, ben de kalktım, yengem de içerde uyuyor, ikimiz salonda yalnızız. Sen benim için çok değerlisin,    dedi. Anlamadım önce, teşekkür ederim dayı, dedim. Sen bana hiçbir hissetmiyor musun dedi, bunu da anlamadım. Dayımsın dedim, seni seviyorum dedim. Sonra şeyini çıkardı, seviyorsan beni dedi..."

Yeter mi?

Bunun neresi edebiyat? Siz, bu ülkede kadın tacizi ifşasından neyin edebiyatını bekliyorsunuz? Biz erkekler çünkü, edebî dili de biz formatladığımız için kadınları siktiğini ballandırarak anlatan, şiirinde de bir şey bulamadığım Bukowski'de "edebiyat" buluyoruz, tacize muhatap olan kadın anlatısında edebiyat arıyoruz. Hak'katen bir gidin!

O tutanağa döneyim.

On altı yaşındaki Aysel, bu tacizi önce anne babasıyla paylaştı, anne ağbisinin bu tacizine kayıtsız kalmadı, ben babayı şiddetten uzak tutmaya çalıştım, bunu başardım, sonra Aysel Savcı'ya bu ifadeyi verdi ve yargı süreci başladı. Dayı, şu anda tutuklu.

Şimdi Aslı'ya –bence– hakaret edenlere gelelim.

Onur Behramoğlu "Aslı Tohumcu imzalı metin rezalet" demiş. Onur'a bunu sordum. Cevap vermedi. Vardır mutlaka bir cevabı. Neden rezalet, anlayamadım. Belediye otobüsünde işlenen alçaklığı anlatan bir kadının metninin neresi rezalet? Siyah beyaz jile mi, tacizcinin hayal ettiği pamuklu don mu, küçük kıç mı, yoksa o küçük kıça dayanan ‘’alet’’ mi? Hangisi? Onur bir de "nitelikli olanı savunmak herkese iyi gelecektir" diyor. Aslı'nın metnini niteliksiz bulmuş. Aysel'in yukarıda alıntıladığım tutanağında niteliksiz olan ne? Dayısının aletini gösterdiği Aysel'in ifadeleri mi niteliksiz, siyah beyaz jile ve pamuklu dondan söz eden Aslı'nın metni mi niteliksiz? Biz erkeklerin nitelik tarifini alayım bir zahmet!

Devam edeyim.

Can Yücel'in savunmasını ballandırarak anlatanlara soruyorum. Bu ülkede, göte göt denirmiş öyle mi? Ne oldu şimdi, bir kadın küçük bir kıça dayanan aletten söz ettiğinde mi pornoyu teşvik ediyor?

Sosyal medyada gördüm, Turgay Bakırtaş imzalı bir tweet'de şunu okudum: "Aslı Tohumcu imzasıyla yayınlanan metin bir ahlaksızlık değil, genişlik değil, edebiyat değil, ruh hastalığı ürünüdür." Hızını alamamış devam etmiş: "Ancak bir ruh hastası böyle bir rezalet kaleme alabilir, bir ruh hastası bu metni yayınlayabilir ve ancak ruh hastaları o yazılanları savunabilir." Ben şimdi, haliyle, ruh hastası olmadığıma kimseyi inandırmak istemem. Bu da benim sorunum. Peki bunu iddia eden Bakırtaş eğer bir hekim değilse, nasıl bu kadar iddialı konuşabiliyor, hekimse meslek etiği açısından kendisini nasıl hissediyor?

Sosyal medyada söz almak öyle kolay değil. Ben takip ediyorum, izliyorum, orada neler oluyor ne yazılıyor kim ne diyor, bakıyorum. Jean Amy var, o da bakıyor. Amy 1912 Viyana doğumlu. Yahudi bir babanın çocuğu. Auschwitz başta olmak üzere birçok kampta hayatla ölüm arasında gidip geliyor. Türkçe'ye çevrilen kitabı Suç ve Kefaretin Ötesinde'de şunu söylüyor: "Benim için önemli olan, kurbanın öznel durumunu tasvir etmek."

Aslı, bundan farklı ne yapıyor?

Hiç tanımadığım Turgay Bakırtaş'a Amy, şu cevabı veriyor: "Benim kişisel görevim, gerek ahlakçılar, gerekse psikologlar tarafından mahkûm edilen ruhsal bir durumun hakkını savunmaktır. Ahlakçılar bir kusur, psikologlar ise bir hastalık olarak görüyorlar bu durumu."

Turgay kardeşim, anlatabiliyor muyum? Sen ahlakçı mısın, psikolog mu? İkisi de olma, Aslı'nın "ruhsal durumunu" anlamaya çalış.

Amy'yi merak edersen eğer, 17 Ekim 1978'de intihar etti.

Şu teşvik meseline de geleyim az biraz.

Aslı Tohumcu dediğim gibi ‘’edebî’’ bir metin yazmadı. Bunu da dedim, böyle bir hikâyede edebiyat aramayın. Soykırım mağdurlarıyla ilgili sözlü tarih çalışmaları var, tanıklıklar... Bırakın anlatsınlar. Neden rahatsız oluyoruz?

Tartıştığımız da zaten o metnin ‘’edebî’’ olup olmadığıyla ilgili değil. Aslı, erkeklerin kadınlara ne yaptığını anlattı. Dümdüz anlattı. Bu anlatıya "Çocuk pornosunu teşvik ediyor" diyenler var. Yazısının özellikle bu paragrafını okuyup, ilk belediye otobüsüne atlayarak aletini küçük bir kıça dayama cesaret ve cüreti bulacak erkekler olabileceğini mi düşünüyorsunuz? Onlar şimdiye kadar Aslı'nın hiçbir yazısını, metnini okumadı, bundan sonra da okumayacak. Peki o zaman Aslı kimi teşvik etmiş oluyor? Buna da müşevvik cevap versin. Çok yazık ve çok ayıp.

Peki şimdi Bavulcu kardeşlerimizin özrüne gelelim.

Ne demişler: "Bir travma aktarılırken kullanılan üslup nedeniyle incittiğimiz okurlarımızdan özür dileriz."

Aktarılanın bir travma olduğunun beyanı var. Çok güzel. İyi bir tespit. Ama travma biraz hafife alınmış gibi. Bana öyle geldi.

Mesela Primo Levi anlatır Toplama Kampları hayatını. Üsluba takılalım öyle mi?

Belediye otobüsünde dallamanın biri aletini kıçıma dayamış, bir erkek olarak da bunu yaşayanlar vardır, bana – yani Aslı'ya – üslup ayarı yapıyorsunuz. Bravo!

Hangi üslup bu? Nasıl bir üslup? Ayrıca size ne? Özür dileyecekse Aslı özür dilesin. O dil size ait değil ki.

Özür, gerçekten yaptığınız bir hata için dilenir ve kabul beklenmez. Özrün anlamı şudur: "Ben senden özür diliyorum ama bu özrümün teminatı, bir daha aynı hatayı kimseye yapmayacağım, aynı kusuru, aynı suçu kimseye işlemeyeceğim."

Bavul Dergisi kime hata yaptı?

Tutanağı okudunuz ya, Aysel'e hata yaptı.

Aysel, bu tartışmaları okuyor.

Ben bir erkek olarak hem Aslı'dan, hem de benim güzel kızım Aysel'den özür diliyorum.

Deleuze, "Bir erkek olmanın utancından daha iyi bir yazma sebebi olabilir mi" demişti.

Ben bazen işte böyle, bazı metinleri okurken erkek olduğumu görüyor ve utanıyorum.

Aslı'nın yazısını, Aysel yavrumun ifadesini...
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design