Anasayfa / Yazarlar / Diyanet’in 2018’de 1917’ye dönüşü

05 Ocak

Diyanet’in 2018’de 1917’ye dönüşü

Ekrem Keleş’in açıklamasında Cumhuriyet dönemi Medenî Kanunu yerine, 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-i Aile Kararnamesi’ne atıf tesadüf mü?


Diyanet İşleri Başkanlığı’na vekâlet etmiş olan ve resmî sıfatı “Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı” olan Ekrem Keleş, “9 yaş” tartışması üzerine bir açıklama yaptı.

Bu “9 yaşından itibaren kızların evlenebilmesi” meselenin çerçevesi çizen ve 2015’ten beri, konuyla ilgili Türkiye’de çizilmekte olan çerçeve ile ilgili yorumlarımı,  “Çocuk istismarında arzın merkezine seyahat” başlıklı P24 yazımda aktarmıştım.

Şimdi, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Ekrem Keleş’in, Hürriyet’ten Meltem Özgenç'e açıkladığı görüşlerine gelelim:

“Bırakın 9-10 yaşı bir çocuk 15 yaşında da evlenmemeli, evlendirilmemeli. Yapılan tanım biyolojik bir tanımdır ve buluğ çağına girmeden kimsenin evlendirilmemesi gerektiğini anlatıyor. Bir çocuk 9 yaşında buluğ çağına girdi diyelim hangi vicdan onu evlendirebilir. Bu kadar yanlış bir düşünce olabilir mi? Bu eleştiriler ne ahlaka, ne insanlığa sığar. Diyanet çocuk yaşta evlilikleri engellemek için yıllardır çaba harcıyor. Bu konuda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile bir sürü çalışmamız oldu. Şimdi kim çıkıp bizi suçlayabilir? 1917 yılında Aile Hukuku Kararnamesi yayınlandı. Bu kararname tamamen İslam fıkıhından kaynağını alıyor. Orada evlilikte alt sınır kızlarda 17, erkeklerde 18’dir. Diyanet de her zaman bunu savundu. Bir kişi psikolojik olarak hazır değilse evlenmemeli. Bu yaşlardan önce kim hazır olabilir? Bir kişi anne ve baba olmanın sorumluluğunu taşıyabilmeli. Aksi halde toplumda sorunlar ortaya çıkar. Hiç kimse çocuğunu 9-10 hatta 15 yaşında evlendirmemeli. Bunu düşünmek bile büyük yanlıştır.”

Mesele çözüldü değil mi? Tabii, haberi ilk başta yapan Sözcü gazetesinden Ali Ekber Türk hakkında soruşturma açılması gibi, “küçük bir ayrıntıyı” atlarsak…

Zaten, bazı yayın organları, “Diyanet’ten geri adım” başlığını kullandılar.

Hayır; öyle değil: tersine durum daha da karmaşıklaştı.

Bu açıklamayı ilk olarak, “Diyanet: kızlar 17 ve oğlanlar da 18 yaşından önce evlenmemeli” şeklinde başlıklarda gördüm. Hemen aklıma gelen soru, “neden kızlarda 17 yaş idi”; malum Medenî Kanun bu yaşı herkes için 17 olarak sabitlemiş.
Ve aklıma hemen başka bir “17” geldi; 1917 tarihli “Aile Hukuku Kararnamesi”. O Kararname’de, kızlar için “17 yaş”, oğlanlar içinse “18 yaş” alt sınırı vardı.

Sonradan Keleş’in açıklamasının tümünü okuyunca, zaten kendisinin de, 1917 tarihli bu kararnameye atıfta bulunduğunu gördüm.

1917 tarihli “Aile Hukuku Kararnamesi” ne diyor ve nasıl bir sembolizm içeriyor bilmeyince, Keleş’in açıklamalarındaki şu nokta da kaçırılıyor:

“1917 yılında Aile Hukuku Kararnamesi yayınlandı. Bu kararname tamamen İslam fıkıhından kaynağını alıyor. Orada evlilikte alt sınır kızlarda 17, erkeklerde 18’dir. Diyanet de her zaman bunu savundu.”

Bu açıklamada Cumhuriyet dönemi Medenî Kanunu yerine, 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-i Aile Kararnamesi’ne atıf tesadüf mü?

Belki de Keleş, “İslam Hukuku’na göre yapılmış yasal düzenlerimizde dahi 17-18 yaş altı evlenme olmadığını”, dolayısıyla da endişelenecek bir durum olmadığı savunmasını yapmak istiyordu.

Fakat durum böyle de değil: 1917 tarihli kararname, kızlar için 17 ve oğlanlar için de 18 yaş haddini doldurmadan da evlenebilmelerini öngörüyordu. Kararnamenin 4, 5, 6. Maddelerine göre, en az 9 yaşındaki kızlar ve 12 yaşındaki oğlanlar, “baliğ olduklarını” açıklayarak evlenmelerine izin verilmesini isteyebilirlerdi.

Baliğ olmak da, bulûğa ermek-ergenliğe girmek demek.

Tekrar edelim: 1917 tarihli Aile Hukuku Kararnamesi’ne göre, bulûğa erdiğini ifade eden 9 yaşındaki bir kız veya 12 yaşındaki bir oğlan hukuken bir engelle ve cezai yaptırımla karşılaşmadan evlenebilirler.

Ve Diyanet İşleri de, Medeni Kanuna değil de, 1917 tarihli Kararname’ye atıfta bulunuyorsa, bu işte bir sorun vardır.

“Çocuk istismarında arzın merkezine seyahat” başlıklı yazımda da, zaten Anayasa Mahkemesi’nin 2015’ten beri Medeni Kanunu değiştiren ve çocuk istismarında “rıza” kavramına vurgu yapan kararlarına dikkat çekmiştim.

Bir kere, işin geçmişi ve dini kısmını ayrı bir yere koyalım; her şey bir yana, günümüzde ergenlik yaşının aşağı düşmesi gibi de bir sağlık sorunu söz konusu. Değişen beslenme alışkanlıkları ve çevresel koşullar, çocukların çok erken yaşta “büyük gözükmesine” neden oluyor. Ama fiziksel gelişim, çocuk oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

Uluslararası kanunlara, evrensel hukukî normlara göre de, 18 yaş altı “çocuk” kabul ediliyor.

2018’e girmişken, hadi dönelim 1917’ye… 1917 tarihli Kararname’ye.

1917 tarihli Kararname, Osmanlı İmparatorluğu (ve bugünkü Ortadoğu genelinde) “aile hukukuna” yönelik olarak yasal düzenlemeler getirmek için yapılan ilk kanunî çalışma. Diğer konularda; örneğin ticaret, ceza hukuku alanında 19. yüzyılın ortalarında Fransa’dan esinlenmeler ve hatta doğrudan alıntılamalar yaşanırken, “Aile” söz konusu olduğunda İslâm Hukuku ve örf-âdetler esas alınmış. Bu açıdan Sultan Mehmet Reşat döneminde yürürlüğe giren bu kararname de, “yerli ve millî” olma özelliği taşıyor.

İttihat ve Terakki’nin kurduğu bir komisyonun eseri bu kararname; sadece 1,5 yıl yürürlükte kalıyor-zira Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’nin imzasını taşıyan 19 Haziran 1919 tarihli geçici bir kânunla kaldırılıyor. Kararnamenin kaldırılma sebebi, farklı Müslüman mezhepler, İslamî tarikatlar arasında tartışma yaratması. Tabii, o zaman gayrımüslim cemaatler de henüz bu coğrafyada kalabalık biçimde mevcut. Onlar da, her ne kadar Hıristiyan ve Yahudi hukuku da dikkate alınsa ve kararnamenin içeriğinde yer alsa da, durumdan memnun olmuyorlar. Hangi Hıristiyanlık ve hangi Yahudilik; hangi yorumu?

Geçtiğimiz yıllarda, artan “yerlilik nostalijisi ile”, “1917 Osmanlı Hukuk-i Aile Kararnamesi”nin kıymeti anlaşılamamış bir değer olduğu yorumları da yapılmaya başlanmıştı. Bu yaklaşımda, şu “sihirli” ayrıntının etkisi var herhâlde: Kararname, çıktığı dönem Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde kalan, bugünkü Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin topraklarında yürürlükte kalmaya devam etti. Sonradan, bu coğrafyada ulus-devletler oluşurken de, 1917 Kararnamesi, “Medeniî Hukuk” tarzı kanunlaştırmaların temeli olarak kullanıldı.

Tüm bu verileri alt alta toplayınca, bir “1917 Aile Hukuku Kararnamesi” nostaljisi ile “ecdadımızın hükmettiği, hukukunu yazdığı İslam dünyası” iddialarında bulunmak mümkün.

Oysa İmparatorluk çökmekte olduğu, bölge savaş alanı olduğu için bu kararname, buralarda yürürlükten kaldırılamadı ve ertesinde de, bölgenin kendisinde temel alınabilecek başka bir “medenî kanun” bulunmadığı için Osmanlı’nın yarım kalan bu yasal deneyimi esas alındı.

1917 Kararnamesi, o zaman için ne “gerici” bir düzenleme idi, ne de “ilerici”.

1917 dönemi gerçekleri ile konuyu ele alırsak; evet, bir “evlenme yaşı” düzenlemesi getiriyordu bu kararname ama bunu da, “9 ve 12 yaş” istisnaları getirerek yapıyordu.

Köprünün altından çok sular, bir yüzyıl aktı.

Ayrıca bu kararname zaten zamanında da işlemedi; kökü dine dayalı hukuk, farklı grupların farklı yorumlar nedeniyle sorun çözmekten çok sorun yaratıyor.

Şimdi, 1917 modele dönmeye kalkmak her bakımdan sorun yaratır: o kararnamede, çok eşlilik de yasal örneğin.

Ama “9 yaş” konusunun gündeme gelmesi dahi, gerçekten tüyler ürpertici: çocuk onlar çocuk!

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design